Kaç Taklit, Bir Orijinal Eder?

Bu haber 04 Nisan 2018 - 1:01 'de eklendi ve 982 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Bir kitabı sırf çok satanlar listesinde olduğu için almak, başkaları okuyor diye okumak…

Sınıftaki arkadaşları falan marka spor ayakkabıyı giydiği için babasının asgari ücret maaşının dörtte birini o spor ayakkabıya vermek…

Falanın oğlu/kızı Tıp Fakültesini kazandı diye oğluna/kızına tıp okumak dışında bir alternatif bırakmamak…

Üst komşu seramik tencere takımı aldı diye mutfağına üçüncü-beşinci tencere takımını almak…

Hediyelik eşya tezgahlarının bir anda dizi kahramanlarının yüzüğü, kolyesi, küpesi, çantası ile doluvermesi…

Sırf moda diye uniseks denen garip kıyafetler ile kendimizi komik durumlara düşürmek…

Kızlarımızın erkek tişörtü, gömleği giyme ve erkek saati takma merakı…

Genç erkeklerin tırnak uzatma, küpe takma, kadınsı kıyafetler giyme merakı…

Yakınları oğluna/kızına falan otelde şaşalı bir düğün yaptı diye dünürlerine de aynı şeyleri şart koşmak…

Hepimiz biliyoruz ki insan sosyal bir varlık. Yalnız olması ve yaşamını yalnız sürdürmesi mümkün değil. İnsan, etkileniyor. İnsan paylaşmak istiyor. Beğenilmek ve onaylanmak istiyor. İnsan, yapıp ettiklerine hep bir şahit arayışında… Dolayısıyla sosyal etkilenme ve etkileme insanın fıtratından gelen özelliklerden biri.

Ancak bu ihtiyacın dozu kaçırıldığında; “… desinler” diye yapmanın, tercihimizi “Falan ne der?”den yana kullanmanın, “Dostlar alışverişte görsün.”ü tercih etmenin ağır faturası yine bize kesiliyor. Tercihler doğal ve samimi olmayınca yapılan, söylenen, verilen hiçbir şeyin anlamı ve değeri de kalmıyor.

Örneğin sünnet, nişan ve düğünlerde anı ölümsüzleştirmek, geleceğe bir hatıra bırakmak için fotoğraflamak ve kayıt almak güzel bir şey. Ancak rahatsız edici olan ve kantarın topuzunun kaçtığı nokta şu: “Gelenden de Allah razı olsun, gelemeyenden de…” demek yerine kimler geldi, kimler gelmedi diye kameranın her gelenin gözüne sokulması ya da kameranın masa masa dolaşıp yemek yerken davetlileri sayarcasına görüntülemesi…

Verenden de Allah razı olsun, veremeyenden de…” demek yerine kim ne taktı diye insanları zarfların üzerine isim yazma telaşına sokmak, kamerayı ellere ve cüzdanlara zumlamak…

Ben falana bir çeyrek takmıştım, bakalım o bize ne takmış?” diye düğünden sonra oturup hep beraber görüntülerini taramak…

Herkes gönlünden geleni paylaşır; imkanları ölçüsünde verir, ikram eder. İmkan varsa eyvallah… İmkan yoksa? Bunlar neyin hesabıdır? Yoksa daha önce biz ödünç mü vermiştik? Bu bir ödünç alışveriş mi, yoksa yardımlaşma mı?

İnsan, neden başkalarının ne düşündüğünü, ne istediğini, ne verdiğini bu kadar önemser? İnsan, kendi duygu, düşünce ve ihtiyaçları bir tarafa, neden yaşamını başkalarına göre tanzim etme derdindedir?

Oysa başkaları gibi olmayı, başkalarının sahip olduğuna sahip olmayı istedikçe ve başkalarının verdiği kadar verdikçe kendimiz olmaktan uzaklaşıyoruz. Kendimiz olmaktan uzaklaştıkça, başkasına benzedikçe sıradanlaşıyoruz. Bir şeye gereğinden fazla önem verdikçe onun esiri oluyoruz.

Elbette model aldığımız insanlar, rehberlerimiz olacak. Esinlendiğimiz, öykündüğümüz kişiler olacak. Elbette başkalarının yaptığı bazı şeyler bize ilham ve tercihlerimize yön verecek. Peki kör taklit?

Taklitten kurtulmanın yolu “kendin” olabilmekten geçiyor. Sosyal etkileme ve etkilenme gerçeğini unutmadan tercihlerimizi kendi gerçekliğimize, kendi ihtiyaçlarımıza, kendi imkanlarımıza göre belirlemekten geçiyor. Ve en önemlisi başkalarının tercihlerine saygı duymaktan geçiyor.

Taklitten kurtulmak için farklı olmak, farkında olabilmek gerekiyor. Farklı olabilmek için duygu, düşünce, tavır, davranış ve tercihlerimizin bize ait olması gerekiyor. Kendi olabilen, farklı olabilen, kendini geliştiren ve şahsiyet gelişimini sağlayan birey; ortalama şuurdan (sıfır noktası) uzaklaşıyor. Sıfıra yaklaştıkça da benzerlik ve taklit artıyor.

Kaç taklit, bir orijinal eder?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.