Kâbus

Bu haber 26 Haziran 2014 - 2:08 'de eklendi ve 915 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Neredeyse, bir yılın en güzel mevsimlerinden yaz aylarının gelmesinden korkar olduk.

Oysa, şiddetli ve de karanlık kış mevsiminin ardından gelen ilkbahar sonrası günleri iple çekeriz.

Nede olsa, soğuktan tir tir titreme yok.

Kat kat giyinme derdimiz de yok.

Bir gömlek bir pantolon yeter.

Bu kadar da değil.

Her türlü meyve ve sebzeler de aynı mevsimde sofralarımızı süsler.

Kısaca yaz sezonunda giyecek ve yiyecek derdimiz pek olmaz.

Onun için yaz mevsimi istisna günlerdir.

Dolayısıyla bu günleri adeta iple çekeriz.

***

Tüm bu güzellikleri doyasıya yaşamak isterken, ne yazık ki bazılarımız için bu günler adeta kâbus oluyor.

Nasıl olmasın?

Şunun şurasında yazın kendini hissettirdiği ilk günlerdeyiz.

Hani deriz ya bedenimiz ancak ısınmaya başladı.

Kesinlikle abartı yok.

Ne var ki, bazılarımız için ay akşamdan doğuyor.

Ulusal yayın organlarına yansıyan haberlere göre, yazın kendini gösterdiği ilk günde, 10 kişi ya denizde, kanalda ya da çayda boğuluyor.

Evet yanlış değil.

Daha ilk günde bu sayıda kurban verdik.

Bunun üzerine düşünüyorsunuz.

Yazın yüzünü yeni gösterdiği şu günlerde onca insanımız hayatını kaybedince, hiç temenni etmediğimiz halde koca bir yaz sezonunda yitirdiğimiz insanımızı telaffuz etmek istemiyorum.

Zira, tedbirsizlik devam ederse çok daha canlar yanacak demektir.

***

Peki nedendi?

Neden, deniz, göl, kanal ve derelerde bu sayıda insanımız hayatını kaybediyor?

Üstelik, bu tür acıları sıkça yaşamamıza karşın!

Neden ders almıyoruz?

Neden, dört gözle beklediğimiz yaz mevsimi bazılarımız için kâbus olmaya devam ediyor?

Sonra, bu tür felaketler bağlamında, neden dünyada ilk sırada yer alıyoruz?

Her halde bu soruların bir değil birçok sebebi var.

Bunda birinci derecede etken olan, tedbirsizlik ve de yüzme bilmeyişimiz.

Buna karşın, delicesine bir cesaretle denize atlıyoruz.

Bakıp gördük, birileri denizde açıldıkça açılıyor.

Açılıyor ya, benim neyim eksin! diyenlerin birçoğu, ne yazık ki geri dönemiyor.

Sonrası malum.

Ya anında cansız vücudu denizden çıkarılıyor.

Daha kötüsü, dalgaların sürüklemesi sonucu cesedi birkaç gün sonra bulunuyor.

Veya bulunamıyor.

En acısı da bu olsa gerek.

***

Denizlerde karşılaşılan böylesine vahim olaylar, diğer su birikintilerinde de kendini gösteriyor.

Geçmiş yıllarda göller, göletler, kanallar ve derelerde boğulan çok insanımız oldu.

Özellikle çocuklarımız aynı akıbete uğradılar.

Çok değil bir ay öncesinde Kavaklıdere İlçesi Menteşe Beldesi yakınında Orman Yangınları için konuşlandırılan gölette 3 çocuğumuzu kaybettik.

Bir süre öncesinde Fırat, Dicle, Yeşilırmak ve Kızılırmak nehirleri ve Adana civarındaki su kanallarında, aynı elim olayla yüz yüze gelenlerimiz de yürekleri dağladı.

Sonrasında feryat eden anne, baba ve kardeşler.

Ne fayda?

Gidenler bir daha geri gelmeyecek.

İşte bu yüzden, bir yılın en güzel günlerinden oluşan yaz mevsimi kâbusumuz olmasın diyorum.

Yaz mevsiminin gelmesinden korkar hale gelmeyelim.

Aileler kadar çocuklarımız da yeterli titizliği göstersinler ki, yeni acılar yaşanmasın.

Mutlaka deniz ihtiyacını gidermek isteyen çocuklarımız daha sığ sularda yüzmeli.

Ne zaman, tam anlamıyla yüzmeyi öğrendi.

Ancak o zaman boyunu aşan sularda yüzmeliler.

Denizden mahrum yerleşim merkezlerinde ise çocuklarımız aynı tedbiri elden bırakmamalı.

Su ile şaka olmayacağı bilinciyle hareket etmeliler.

Sonuçta, yaz mevsiminin ancak kendini gösterdiği şu günlerde tek temennimiz, nice ailenin kâbusa sürüklenmemesi.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.