İz Bırakanlar

Bu haber 20 Nisan 2017 - 0:41 'de eklendi ve 989 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Dünkü mahalli gazetelerden dikkatimi çeken ve düşündüren iki yazı vardı. Hamle’de Hayati Nizamoğlu başkanlık sistemi hakkında. Yenigün Gazetesinde Metin Cangör’ün Hüsnü Mübarek ile Adnan Menderes kıyaslaması idi. Hayati’nin fikirlerini bildiğim için fazla etkilendim diyemem. Ancak, Metin Cangör’ün yazısı beni çok etkiledi. Aynı gazetede Ali Tutulmaz, Muğla’nın güzelliklerini gözler önüne her yazısında olduğu gibi sermiştir. Kendisini hep takdir ederim, tebrik ediyorum.

Metin Cangör’ün yazısından özet verdikten sonra günün olayları ile devam edeceğim. Sayın Cangör; Hüsnü Mübarek silah gücü ile 30 yıl evvel Mısır hükümdarı olmuştur. Şimdi halkın isyanını görüyoruz. Adnan Menderes, 1950’de ülkede tek başına iktidara getirilmiş ve daha sonra yapılan iki seçimi de kazanmıştır. Eğer dördüncü defada seçim olabilseydi, tekrar kazanacaktı. 27 Mayıs olayı hakkında da geniş bilgi veren Metin Cangör, aradan kısa bir süre sonra Türkiye, Adnan Menderes ve arkadaşlarının haksızlığa uğradığını anladı. Ülkede birçok tesisin adı Adnan Menderes konmuş ve hala da konulmaktadır.

Sayın Cangör’ü yazılarından tanıyorum. Böyle değerler çok şükür ki var. 27 Mayıs 1960 olayının üzerinden 50 yıl geçti. Her yıl 17 Eylül günü geldiğinde Anıt Mezar dolar dolar taşar. Milletin sevgisi ve ona olan hasreti hala taptazedir. Bu ihtilali yapanlar Genelkurmay değildi. Yıllarca ihtilal provası yaparak gelen bir ekip vardı. Tek parti geleneklerine hasret kalan siyasi partiye, ne acıdır ki birde Milliyetçi partinin yandaşlığı var. Hükümet cenahının tedbir almasına gerek bile görülmedi. Hatta Eskişehir’de bulunan Adnan Menderesi yurt dışına gitmeye hazır uçak olduğu söylendiğinde, orada bulunan General Tahsin Yazıcı’mn tarihe geçen sözü şöyle idi. “Sayın Başbakanım; Bu bir ihtilal olamaz. Çünkü Alpaslan Türkeş’in olduğu yerde ihtilal olamaz. O çok iyi bir çocuktur” Ne acı günlerdi o günler. İlk saatlerde “Dikkat, dikkat, Yüce Türk Milleti… Bu bir ihtilal değildir. Kardeş kavgasını önlemek için geçici olarak ordu yönetime el koymuştur” Aynı günün akşamı Radyodaki ses ve yeni gelen kişinin ifadesi birden değişti. Komite başkanı seçilen Cemal Gürsel şunları söyledi: “Menderes’i yakalattım. Sayın İsmet İnönü sıhhattedir” Aynı ses her saat ve ertesi günlerde hep konuştu: “Düşükler memleketi Ruslara satıyorlarmış, et makinelerinde talebeler kıyılmış, Celal Bayar’ın İş

Bankasında 103 milyonu varmış, askere ihtiyacım yok, emeklilerle idare ederim” demişler bunlar. Bütün bu olanlara Hürriyet, Dünya, Cumhuriyet ön sırada olmak üzere basın manşet yapıyordu. Köşe yazarları yalanları hakikat gibi yazdılar. Mahkeme rezaleti, şahitleri ve davacıları ile yuhalayıcıları hepsi aynı partinin rozetini takarak bizim gibileri sinek kadar küçük görüyorlardı.

27 Mayıs ihtilâlinde dökülen kan yetmedi, 12 Mart 1971’de tekrar geldiler. Ülkenin altını üstüne getirdiler. Avrupa Birliğine girmek rüya oldu. Her çeşit malın kıtlığını 1973 seçiminden sonra iktidar olan Ecevit döneminde gördük. Anarşiyi ve teröre açıkça destek oluyorlardı. Sokak kavgasında günde 20 genç ölüyordu. Bu kadar kötü şartlarda Ecevit hükümeti istifa etti. Yerine Demirel gelince birden kuyruklar ve mal kıtlığı düzelmesine rağmen, sokak kavgaları bitmiyordu. Zaten sıkıyönetim olduğundan, Ordu komuta zinciri içinde idareye el koymak gayet kolaydı. Bu defa değişik bir uygulama görüldü. 12 Eylül 1980 ihtilalini yapanlar, bir tek Adalet Partiliyi suçlu bulamadılar. Aksine 27 Mayıs’ı ve 12 Mart olayını yapanlara, onlara destek olanları zararsız hale getirdi. 82 anayasasını bütün illerden seçilerek gelen üyelerle, 40 kişilik sivil uzman kişilere yaptırdılar. 1961 Anayasasının bazı maddeleri yerinde kaldı. İşte bu gün sıkıntı veren Anayasa maddeleri bunlardır. Bu millet aleyhine olan, aynı zamanda hiç iktidar olamadan da millete sıkıntı veren bu maddelerin değişmesine hayır diyen kimlerse, önümüzdeki seçimde milletten cevabını alacaktır. Bu saatten sonra kim ne gibi oyun peşinde olursa olsun, millet yutmayacaktır. Sanıyorum Ordu ve Yüksek Hakimler kendi bünyelerini aklayacaktır. 12 Haziran seçimleri sonunda anayasa tümden değişebilecek. Eğer millet isterse Başkanlık sistemine de geçilebilecektir. Paradan 6 sıfırın atıldığı gibi, enflasyon ve faizlerin tek rakama indiği, ihracatın beş kat arttığı gibi, bütün köy çocuklarının da şehirdeki gibi okuma imkanına kavuştuğu gibi daha neler olacak…

Yazımın başlığına geliyorum. Çok partili hayata geçtikten sonra üç başbakan iz bıraktı;

Adnan Menderes: Orta doğu ve o tarihteki Asya’da bulunan Müslüman ülkelerle Cento ve Sento paktları kurandır. Irak petrolünü boru hattı ile İskenderun limanına bağlayandır. AB’ye 1959’da müracaat edendir.

Turgut Özal; Orta Doğu ve Asya’daki Türk ve Müslüman ülkelerle iyi münasebet içinde idi. Karadeniz ülkeleri ile birlik kurdu. Irak savaşma iştirak ederim, Irak halkının telef olmasına mani olurum diyen ve tarihimizi korurum diyen odur. Bu millet onun için de Anıt mezar yaptı.

Tavvip Erdoğan: Müslüman birliğini genişletmek, daha sıkı ticaret ve sanayi kurmak için çok mesafe almıştır. Bölgede ve Dünyada Türkiye saygın hale gelmiştir. Yurt içinde huzur kaçıran ne varsa üzerine gitmiştir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.