İyi ki ÖÇK kurulmuş…

Bu haber 24 Kasım 2009 - 0:00 'de eklendi ve 933 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Hafta sonunda Dalyan’da gerçekleştirilen “Göcek Koyları, Denizlerimiz ve Kıyılarımız Bilgilendirme Toplantısı”nın açış konuşmasında Vali Dr. Ahmet Altıparmak şöyle diyordu:
“Dünyanın çok özel bir yerinde yaşıyoruz.”
Gerçekten de öyle. Muğla’nın her yanının, yazı bir başka, kışı bir başka, baharları bir başka güzel. Muğla’daki doğal ve tarihi çevre zenginliği de başka hiçbir yerde yok…
Nitekim, toplantıya katılanlardan ve Dünyayı denizden gezme olanağı bulan şanslı insanlardan olduğunu belirten, ülkemizin sivil denizcilik amirali Sadun Boro da şöyle diyordu:
“Ege koyları gibi dünyanın hiçbir yerinde yat turizmine müsait yer yok.”
 
xx           xx           xx
Toplantı, Dalyan’da Yücel Okutucu’nun “Dalyan Risört Hotel”de yapıldı. Toplantının ardından, Okutucu ailesinin “saltanat kayığı” gibi hazırlanmış tekneleri ile Dalyan Kanalı’nın doyumsuz güzellikleri içinde Akdeniz’e seyrederek, oradan ulaştığımız Ekincik Koyu’nda İrfan Tezbiner’in My Marina Tesislerinde öğle yemeği yedik.
Ne yemekti?.. Ne havaydı?..
Yazdan kalma bir gün yaşadık. Tarihin ve doğanın kucağında güneş ısıtmıyor, yakıyordu…
Programda öğle yemeğinin ardından Kaunos gezisi vardı. İrfan Tezbiner’in müthiş sunumu ve Dalyan Risört’teki toplantı yetmemiş olmalı ki, katılımcıların ‘koruma aşkı’nın devamını getirdiği koruma sohbeti geziye engel oldu.
 
xx           xx           xx
Toplantıda, ÖÇKK Başkanı Ahmet Özyanık ile Vali Yardımcısı Recep Yüksel, Köyceğiz, Ortaca, Dalaman ve Fethiye Kaymakamları, Fethiye Belediye Başkanı Behçet Saatçı, Ortaca Belediye Başkanı Hasan Karaçelik, Dalaman Belediye Başkanı Sedat Yılmaz, Göcek Belediye Başkanı Recep Şatır, Dalyan Belediye Başkanı Arif Sarı, Fethiye Ticaret Odası Başkanı Akif Arıcan, Bodrum Deniz Ticaret Odası Başkanı Gündüz Nalbantoğlu, ünlü denizci Sadun Boro, aralarında Can Pulak ve Aydın Ayaydın’ın bulunduğu köşe yazarları ile Muğlalı bir yazar olarak ben katıldım.
İstanbul’da sis nedeniyle uçaklar kalkış yapamayınca, öteki davetli yazarlar gelememişlerdi.
Vali Dr. Ahmet Altıparmak, düzenledikleri toplantı ile Muğla’daki koruma faaliyetlerini Muğla ile ilgilenen yazarlarla paylaşmak istiyordu. Şöyle dedi:
“Zaman zaman iletişim kazaları yaşıyoruz. Uygulamayı, köşe yazarları ile değerlendirmek istedik. Onların eleştirileri ile projelerimizi revize edelim istedik.”
 
xx           xx           xx
Toplantıda Göcek Koylarında başlatılan ve önümüzdeki günlerde Muğla’nın tüm koy ve kıyılarında ‘zorunlu’ hale getirilecek Mavi Kart Uygulaması öne çıktı. Katılımcılar, halkımızın ‘yasaklara tepkili’ olduğuna dikkat çekerken, Göcek’ten yükselen ‘sesin” yarın Bodrum’da da yükselebileceğine dikkat çekmekle birlikte, “Mavi Kart Uygulamasından taviz verilmemesi” görüş birliğine vardılar.
Tartışmalar sırasında, yabancı teknelerin önemli bölümünde sıvı atık tankı bulunmadığına dikkat çekilince Bodrum Deniz Ticaret Odası Başkanı Gündüz Nalbantoğlu biraz daha ileri gidip şöyle deyiverdi:
“Her gelen tekneyi kabul etmek zorunda değiliz.”
Mavi Kart Uygulaması ile kıyılarımızda seyreden, demirleyen her türlü tekne ve geminin sıvı atıklarının kıyılarda oluşturulan ‘toplama noktalarına’ bırakmaları ve koylarımızda ve kıyılarımızda kirlilik yaratmamaları amaçlanıyor. Uygulama da denetim de, o mavi kartla yapılıyor…
 
xx           xx           xx
Gündüz Nalbantoğlu’na katılıyorum. Her gelen tekneyi kabul etmek zorunda değiliz.
Yoksa Vali Dr. Ahmet Altıparmak’ın toplantının başında ortaya koyduğu “Bu güzellikleri, doğal ve tarihi çevreyi gelecek nesillere nasıl bırakabiliriz?” sorusu manidar kalacaktır…
Umarım, her türlü turisti kabul etmek zorunda olmadığımız günlere de erişiriz…
O günlere erişmenin yolu, üzerinde kıymetini bilmeden, hoyratça kullanarak yaşadığımız Muğla topraklarının, doğan ve tarihi çevresinin kadrini, kıymetini bildiğimiz; o çok örnek verilen Kızılderili Reisin “Dünya bize atalarımızdan miras değil, çocuklarımız için emanet bırakıldı” dediği gibi, bu doğal ve kültürel varlıklarımızı değil çocuklarımıza, çocuklarımızın torunlarına da bırakabildiğimiz yoldan geçiyor…
 
xx           xx           xx
İrfan Tezbiner bizi, Ekincik Koyu’nda yatlar için bu sene yaptırdığı beton iskelede karşıladı. İskele beton olmasına rağmen, o doğallığın ortasında göze batmıyordu. Hiçbir zararı da yoktu. Yapılması için bunca yıl muhtemelen ÖÇK’nın (Özel Çevre Koruma Kurumu) oldukça ağır kararları nedeniyle beklenmişti.
İrfan Tezbiner’in o iskelenin yokluğu ile yıllarca neler çektiğini biliyorum ama, “İyi ki beklenmiş” demekten de kendimi alamıyorum. Herkes İrfan Tezbiner değil… “Koruma Kullanma dengesi”ni yakalamak, sağlamak kolay olmuyor.
“Bencillikten, kişisel faydacılıktan” uzaklaşmak ve üzerinde yaşadığımız değerlerin “ortak değerlerimiz” olduğunun bilincinde olabilmek için beyinlerimizde, yüreklerimizde “zihinsel devrime” ihtiyacımız var…
 
xx           xx           xx
Toplantının ardından yenilen öğle yemeğinde, Can Pulak’ın her zamanki mütevazılığı üstündeydi. Toplantıda, Muğla kıyılarının korunmasında ilk defa ciddi önlemlerin alınmakta olduğunu görmekten mutlu olduğunu belirterek, “50 yıldır çevre diye feryat edenlerdenim. Son iki yılda ilk defa Mavi Kart Uygulaması denilen bu mekanizma ile karşılaştım.” diyerek Muğla Valiliği’ni kutlayan Can Pulak’a, yemekte dönemin Başbakanı Turgut Özal, Muğla kıyılarında koruma bölgeleri ilan ederken Özal’a danışmanlık yaptığı ve hatta korunacak bölgelerin belirlenmesinde etkili olduğu anımsatılınca, “Eh işte bir şeyler yapmaya çalıştık…” demekle yetindi.
Bu gün hala bir şeyler yapılmaya çalışılıyor… Meğer o zaman Özal, bir ‘zihinsel devrim’de başlatmış. Devrim süreci devam ediyor. Zordur devrim… Hele zihinseli çok zor…
Koruma Bölgeleri ilan edilirken rahmetli Özal’a tepki göstermiştik. Yanlış yapmışız. Eğer hiç değilse bu koruma bölgelerini geleceğe taşıyabilirsek, gelecek nesiller rahmetli Özal’dan Can Pulak’a, O’ndan Vali Dr. Altıparmak’a kadar pek kişi ve kurum için şükranla söz edecektir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.