İstikbalini oylayacaksın -I-

Bu haber 02 Ağustos 2010 - 0:00 'de eklendi ve 731 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Washington DC

12 Eylül’de referandum
var, halk oylaması.

Bunu biliyorsunuz…

Fakat şunu bilmeyebilirsiniz.
Daha evvel yazmıştım. Ama, et’tekrarü ahsen, velev kane yüzseksen. 180 kere
bile olsa tekrar güzeldir. 14 Mayıs 1950’de yapılan genel seçimleri Demokrat
Parti kazandı. Çeyrek asrı aşkın zamandır CHP iktidardaydı. Tek parti faşizan
uygulamaları millete kök söktürmüştü. Ekmek, tuz, bez, gaz, kömür, defter,
kalem gibi  temel ihtiyaç maddeleri
millete karne ve kuyruklarla veriliyordu. İlaç zaten yoktu. Bilinen tek ilaç
Kinin denen sarı bir acı haptan ibaretti. Bugünün dilencisinin üstündeki
kıyafet o günkü orta halli vatandaştan daha iyidir.

Diğer taraftan Ezanı
Muhammedi, İslami okunuşundan çıkartılmış, Sultanahmet gibi camiler ahır
yapılmış, Kur’an öğrenilmesi yasaklanmış, gazetelerde dini yazı çıkmasına
müsaade edilmemiş, çeşme ve bina gibi yerlerin kitabelerinden ayetler, hadisler
Arapça harfli diye murçlarla kazınmıştı. Bugün bile İstanbul Üniversitesinin
giriş kapısı üzerinde TC yazan kısmın üstündeki yuvarlak mermer, bir Tuğra’yı
kapatmaktadır. Sadece onu kapatmadılar. Üniversitenin, Süleymaniye Camiine
açılan kapısını da talebe namaza 
gidemesin diye kapattılar. Devlet arşivlerini hurda kağıt fiyatına
yabancı devletlere sattılar. Bulgaristan o evraktan kendi arşivini teşkil etti.

Adnan Menderes ve
arkadaşları 1945’te DP’yi kurdular.

Bu muahlefet partisi 1946
seçimlerine katıldı.

Ancak Milli Şef diktası
dünya durdukça siyasetin yüz karası olarak kalacak bir metodla açık oy, gizli
tasnifle oyları sayarak DP’yi eleyip tekrar iktidar olmuştu.

14 Mayıs 1950’de aynı
hileyi tekrarlayamadı. Türkiye’ye İnönü’ye rağmen demokrasi getirten dış dünya,
dikkat kesilmişti. Bu defa sandıkta hile yapamamışlardı. Fakat iktidar  mührünü Adnan Menderes’e vermiyorlardı. Bir
kısım CHP’li kodaman şöyle demekteydi. ‘Ne yani, biz şimdi iktidarı Hasolara
Memolara mı vereceğiz? O -afedersiniz- Haso’lar Memo’lar bu vatanın öz
evlatlarıydı. Ama onlar Ulus’tan öte Ankara’nın içine sokulmuyordu. Çünkü kılık
kıyafetleri felaketti. Harplerde ölebilir, vergi verebilir ama Başkente
giremezlerdi.

Ama mecburen iktidar el
değiştirdi, jandarma ve tahsildar zulmü bitti.

1973 Seçimlerinde AP
genel başkanı Süleyman Demirel, meydanlarda şöyle bağırmaktaydı:

-CHP demek, zam demektir,
garne demektir, guyruk demektir!

Bunları duyuyor ama dudak
büküyorduk. Bu devirde böyle şey olur mu diye düşünmekteydik. Dersimizi çok
ağır aldık. Margarin yağı, benzin, elektrik, poşet, ilaç, mama, muslukta su ve
daha neler yok oldu. Peki hükümet ne yapıyordu? Sol militanlarla kadrolaşma.
Daha güven oyu almamış hükümet devlet kadrolarını hallaç pamuğu gibi attı.

Sadece 2 ayda öğretmen
yetiştirerek milli eğitime militanlar yerleştirildi. Bu kadrolaşmalar sonraki
yıllarda Mehmet Moğultay’lar, Seyfi Oktay’larla hızlanarak devam etti. Ülkücü
gençlik, ama gerçek ülkücü gençler, tatlı su milliyetçileri değil, o yıllarda
patır patır şehit edildi. Kalanlar da 12 Eylülde zindanlara tıkıldı.

Sen bir anayasa maddesini
değil, istikbalini, geleceğini, yaşama hakkını oylayacaksın. Böyle düşün buna
göre hareket et.

Rahim Er   13/07/2010 
Türkiye Gazetesi

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.