İstanbul’dan Muğla’ya Ramazan Anları

Bu haber 28 Mayıs 2019 - 0:41 'de eklendi ve 1.469 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

“Zamanda sonsuzlanan an’a hayran olmamak elde değil. Zamanın mekanın eşliğinde sadece huzur. Bütün benlikler eşiğin arkasında kaldı.”

 Yıllardır içimde bir ukdedir; İstanbul’da Ramazan’ı yaşamak. Bu sene bir hafta sonunu İstanbul’a hasredelim diye plan yaptık, çıktık yola. İstanbul’a iniş anımızdan Muğla’ya dönüş anımıza kadar kendi içimizde rüya içinde bir rüyadaydık sanki.

İstanbul, her şeye rağmen İstanbul efsununu her köşesine sindirmiş. İnsanların bütün açgözlülüğünün, engel tanımayan hırslarının yaraları çirkin bir betonlaşmaya kurban gitmesine rağmen İstanbul her bir köşesinde güzelliğini sırlamış, saklamış. Bundan dolayı nazarımızda sadece güzellikleri görmek, güzeli yaşamak olsun, dedik. İki günümüzü böyle bir efsunlu güzele teslim ettik.

Bütün insan selinin, gürültünün içerisinde biz iki Muğlalı İstanbul’da zamanı, zamanı sırlayanlara teslim ettik. On iki ayın sultanını, sultanlar şehrinde, sultan şehrinin manevi makamlarında geçirdik. Beş vaktinde İstanbul’u Üsküdar’dan Beşiktaş’a Sultanahmet’e ve de Merkezefendi’ye uzanan güzergahta doyumsadık. Şehrin mabedlerinden, türbelerinden, Mevlevî dilinde hamûşan (susanlar) mekanından geçtik, dem aldık. İki günde beş vaktin Ramazan’ı enderûn teravihindeki gibi makamdan makama geçirdi bizleri. Beş vaktin güzelliği huşusu, huzuru sadece İstanbul ramazanlarına aitti.

Tarihle mekanı iç içe ramazan anlarında tamamlamak, Ramazan’a ait bütün yaşamları içine alıp sizi de tamamlıyor. Sahuru, orucu, iftarı, namazı an be an rüya içinde bir rüya anları. Büyük mabedlerde huzuru içeride Kur’anın kıratında yaşıyorsunuz. Mabedin bir köşesinde halka halka olmuş cemaat Kur’anı okunurken sırlıyor. Sükut ve huzur mukabelenin ruha kattığı demleri yüzlere nurlamış. Yüzler bütün sıkıntılarından kurtulmuş teslimiyete ermiş.

Sultanlar şehrinde, şehrin sultanlarını makamlarında ziyaret ediyoruz. Bu ziyaretlerle mana ikliminde fethin sahiplerini tarihin dışında farklı yönleriyle keşfediyoruz. Ziyaretlerimiz esnasında Fatih’i İstanbul’un fethine mühür vuran bilgeliğiyle, Yavuz’u İstanbul’a İslam ruhunu nakşeden mütevazılığıyla, Kanuni’yi İstanbul’u dünya zirvesine taşıyan ihtişamıyla nakşediyoruz benliğimize..

Ve manevi makamlarında İstanbul’un asıl sahipleri. İstanbul’un ruhuna dokunan eller. İstanbul’u maddenin çok ötesinde sırlayan, mayalayan mana sultanları. Üsküdar’da Aziz Mahmut Hüdayi, Beşiktaş’ta Şeyh Yahya, Merkezefendi, Yeni Kapı Mevlevihanesi ve Eyüp. Nefesimiz iki günde yetmiyor İstanbul’a. Ama bu makamlar şehrin kalabalığından azade huzur mekanları.. Ve İstanbul’da rahmet üstüne rahmet. Yağmur seline yakalanıyoruz. Islanıyoruz, Avrupa’dan Asya’ya geçerken kurulanıyoruz. İki günlük ramazan anlarında sanki Yahya Kemal’i takip ediyorum. Her bir adımda Yahya Kemal mısraları bizi takip ediyor.

Yahya Kemal bizi asıl Üsküdar’da ve de Atik Valide’de karşılıyor. Atik Valide Cami külliyesiyle Üsküdar’ın saklı cevheri. Mabedin avlusundan içeri adım attığınızda  hayat içinde başka bir hayata geçiyorsunuz. Ulu ağaçların gölgesinde, güllerle bezenmiş bahçesi, ve bir köşesinde sohbete dalmış çay ocağı ve bir alt caddede iftara hazırlanan imarethane; hamamın kubbelerine sinen kuş sesleri ve sükût, huzur. Zaman mekan aşılıyor Atik Valide’da huzur ve huşu dile geliyor.. Öyle ki akşam ezanı okunur. Bütün cemaat imarethanede iftar sofrasındadır. Biz gariplere akşam namazını eda etmek isteyince iş başa düşer. Atik Valide’de bir ramazan imam da cemaat de kendin olursun böylece.. Sonrası Yahya Kemal’in mısralarında..

“İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,

Kaç def’a geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,

Sessizdiler. Fakat Ramazan mâneviyyeti

Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti;

Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,

Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;

Bakkalda bekleşen fıkarâ kızcağızları

Az çok yakından sezdiriyor top ve iftarı.

Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;

Bir top gürültüsüyle bu sâhilde bitti gün.

Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,

Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri.

Yârab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!

Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş’esiz.

Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı

Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.

Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime;

Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:

“Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;

Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.”

İstanbul’da Ramazan, rüya içinde rüya. Sırlandı, elimizden kayıp gitti. Sanki bir masalı yaşadık. Yaşanılanlar bir o kadar yoğun bir o kadar kısa. Bundan dolayı İstanbul’da ramazan zamanlarını diyemedim yazımın başlığına. İstanbul’da ramazan anları. Dokundu, ruhumuzun derinliklerine işledi, iz bıraktı.

Muğla’ya gelince her nereye gidersem gideyim “Muğla’ya dönüş”ü seviyorum. Kendi halindeliğinde Muğla’mı. Sükunetini, huzurunu. İstanbul’dan sonra Muğla’da ramazana dair hüzünlerim var. Muğla’da mabedlerimizde namaz anlarında, mukabelelerde özlem duyduğum, içime hüzün dolduran hasretler.. Kıraatların, edaların cemaatle namaz kıldığım anlarda duymak istediğim huşu eksikliği. Ramazanda Muğla’da sadece birkaç camide huzuru, huşuyu yakalayabiliyorsunuz. Bu konuda yetkililerimizin Ramazan hazırlıklarını daha itinayla gözden geçirmelerini bekliyorum.

Bir not da yine bir hüzün. Mevlidimiz, ilahilerimiz icra edilirken gerçek makamlarından icra edilmesini bekliyoruz. Fazla oynanmamalı üzerinde. Dinî musikimizin icrasına başka çalgılar katılmamalı. Ruhu incitiyor. Ruh ikliminden dünya makamlarına geçilmemeli. Bu kadarını söyleyebiliyorum ancak.

Son söz: “Bazen sükût en net cevaptır. Anlamasını bilene!”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.