İskender Pala ile Keyf Oturağı Keyfi

Bu haber 24 Haziran 2014 - 0:27 'de eklendi ve 1.180 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

KlasikTürk Edebiyatı ve kültürü konusunda, hafızaları diri bir dille kamuoyuna mâl eden ve “Divan şiirini sevdiren adam”  olarak bilinen sevgili İskender, geçen Cuma günü Muğla’daydı.

Sevgili İskender 2006 yılında, üniversitemize gelmiş ve güzel bir konferans vermişti. İş yoğunluğundan dolayı o günden sonra bir daha Muğla’ya gelememişti. Geçen haftaki gelişi de zaten konferans amaçlı değil, ziyaret amaçlıydı ve ziyareti “teşehhüd mikdarı” idi.

Perşembe akşamüstü, bir fıkra ile ertesi gün (Cuma günü) öğleye doğru Muğla’da olacağını; hiç olmazsa birkaç saat beraber olup sohbet etmek istediğini söyledi. Tabii ki gelişi habersizce olmalıydı. O da biliyordu ve ben de biliyordum ki, sevgili İskender’in gelişi duyulursa o bana kalmazdı. Biraz bencilce davranıp kimseye haber vermedim. Sadece oğlum ve Araştırma Görevlimiz Fahri Kaplan’a söyledim. (Sevgili Elif, öğleyin nerede olacağımızı sana söylemedim. Kusura bakma.)

Sevgili İskender’in gelişi Cuma vaktine yakın olacağı için, hem Cuma namazını eda etmeye hem de yemek yemeye uygun olsun da oradan oraya gitmekle vakit kaybetmeyelim diye Cuma namazını Keyf Oturağı Camiinde kılıp yemeği de orada yemeyi planladım. Yoksa, gönlümden Süpüroğlu’na gitmek vardı.

Cuma namazını beraberce Keyf Oturağında kılmakta başka amacım da vardı. Çünkü Keyf Oturağı Camiinin duvarlarında, Kıtmir adlı köpek dahil Ashab-ı Kehf’in adları yazıyordu. Pek yaygın olmayan bu geleneği sevgili İskender’in de görmesini istiyor ve o mekânın gerçek ve doğru adının “Kehf Oturağı” olduğunu; daha sonra ses benzerliğinden dolayı “Keyf Oturağı” şekline döndüğünü anlatmak istiyordum.

Öyle de oldu…

Sevgili İskender’le saat 12 civarında buluştuk ve doooğru “Kehf Oturağı”na gittik.  “Namaz öncesi birer bardak çay içeriz” dedik.  Oraya vardığımızda, Türkçe Bölümünden Yrd. Doç. Dr. Özden Fidan ve arkadaşıyla da karşılaştık ve onları sevgili İskender’le tanıştırdım. (O anda orada sevgili İskender’le ortak dostumuz olan Prof. Dr. Mustafa İsen’in bir kongre dolayısıyla Muğla’da bulunan kızı Doç. Dr. Tuba İsen Durmuş da varmış ama, ev sahipliği yapanlar, bizi gördükleri halde, misafirlerini bizimle karşılaştırmamaya  özen göstermişler anlaşılan.)

Namazdan önce cami önünde sevgili İskender’i tanıyanlar, çok şaşırdılar ve hepsi büyük bir heyecanla “Hoş geldin” dediler; ayaküstü sohbet ettiler.

Namazdan önce ve sonra sevgili İskender, camiin iç süslemelerini, duvarlarında yazan Ashab-ı Kehf adlarını, eski yazılı cami kitabesini ve yanındaki yeni harflere çevirimi inceledi.

Camiin ahşap özelliği ve Ashab-ı Kehf’in adları, sevgili İskender’i çok etkiledi. Lokantanın da özgün mimarisi ve nefis yemeklerini çok sevdi.  Muğla gibi küçük bir taşra kentindeki biblo gibi güzelliklerin tabii hâlini korumasına hayran kaldı sevgili İskender.

Yaylaya sanayi tarafından girmiştik; Ortaköy tarafından çıktık. Böylece sevgili İskender yaylayı bir baştan öbür başa görmüş oldu.

Kısa bir ziyaret de olsa, sevgili İskender yaylanın tadını aldı. Tabiri caizse “Yaylanın tadı damağında kaldı.” Uygun bir zamanda, sadece yaylada, küçük bir dost grubuyla beraber olmak ve çalışmasının bir kısmını yaylada yapmak için plan yapacak.

5 Haziran günü, kısa da olsa Prof. Dr. Mustafa İsen ile Arasta’yı dolaşmak…  2 hafta sonra, sevgili İskender’le yaylada beraber olmak… Ve bu değerli ve kıymet bilir insanlarla Muğla güzelliklerini konuşup yaşayıp hissetmek… Dostlarla daha güzelsin be sevgili Muğla!…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.