İş Hayatında Manipülasyon

Bu haber 27 Haziran 2018 - 0:58 'de eklendi ve 1.299 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Türkiye bir seçimi daha geride bıraktı. Propaganda sürecinde partiler ve adaylar, farklı yöntemler ile kendisini anlatmaya çalıştı. Bu süreçte bir etkileme yöntemi olan ve geçen hafta köşeye taşıdığım “manipülasyon” bolca kullanıldı. Birçok kez manipüle edildik. Sonunda patates ve soğan da bu manipülasyona malzeme oldu. Ancak seçim sürecinde yaşanan manipülasyonun detaylarına girme yetkim yok.

İş hayatında farklı etkileme, yönlendirme, kışkırtma, değersizleştirme, taciz ve şantaj yöntemleri ile çalışanlar manipüle edilmekte. Bugün bu manipülasyona değinmek ve konuyu bitirmek istiyorum.

Örneğin, çalışanını görmezden gelmek, dışlamak, göz teması kurmamak, selam vermemek, onun fikirlerini veya sorunlarını dinlememek; başkalarının yanında tenkit ve tehdit etmek, azarlamak; “Hiçbir işi düzgün yapmıyorsun.” veya “Bir işe yaramıyorsun.” şeklinde değersizleştirmek bir manipülasyon yöntemidir.

Toplantılarda, önce kurul başkanının kararını açıklaması bir manipülasyon yöntemidir. Doğal olarak birçok üye, başkanın kararı yönünde oy kullanacaktır. Yine çalışana unvanıyla bağdaşmayan görevler vermek, başarılı olamayacağı alanda görevlendirmek, sık sık görev yerini değiştirmek de bir manipülasyon yöntemidir.

İş ortamında yaşanan sorunların müsebbibi olarak bir kişiyi işaret ederek (günah keçisi) faturayı ona kesmek, dedikodu üretmek, muhatabın sinir uçlarına dokunarak onu kışkırtmak bir manipülasyon yöntemidir.

Farklı manipülasyon yöntemlerine maruz bırakılarak duygusal olarak örselenen ya da suçlu ilan edilen kişi, kendisi ve işiyle ilgili şüphelere düşer. Bu durumda ya başkalarının/yöneticinin onayını almak, aidiyet kurabilmek ve kendisini güvende hissedebilmek için çoğu kez bu etkileme, yönlendirme, tehdit ve kışkırtmaya boyun eğer. Ya da karşı tarafı memnun etmek için farklı savunma mekanizmalarına başvurur. Duygusal olarak güçlünün yanında olma, onunla aynı görüşte olma çabası içine girer; ilişkilerinde daha tavizkâr davranır. Bazen de kendisini gizlemeyi tercih eder. Bu savunma refleksi onun enerjisini düşürürken, manipüle edeni daha da güçlendirir. Böylelikle sıcak suya atılan kurbağa misali, kişinin yavaş yavaş durumu kabullenmesi, koşulsuz ve itirazsız itaat etmesi sağlanır.

İş hayatında manipüle edilenler genelde yükselme şansı olan, fikri olan, soran, sorgulayan, bilgili ve bilinçli, üreten, değerleri olan, ortalamanın üzerine çıkan, kurumsal kimlik ve kültüre önem veren kişilerdir. Arada kalanlar ise güvendedir.

Gelelim kişinin iradesini, özsaygısını, motivasyonunu, coşkusunu, geleceğini elinden alan manipülasyondan kurtuluş reçetesine… Manipülasyon her şeyden önce bir kişilik, karakter ve ahlâk sorunudur. Bu yönüyle bu etik olmayan durumdan kurtulmak için öncelikle manipüle edilen kişide birtakım farkındalıklar olmalıdır.

Manipüle edilen, öncelikle birilerinin yok sayması ile yok olmadığını, asıl gerçekliğin kendi varlığı olduğunu unutmamalıdır. Her insanın eşdeğere sahip olduğu, farklılığın bir üstünlük değil, zenginlik olduğu bilinciyle hareket etmelidir.

Alternatif varsa insan kolay manipüle olmaz. Manipülatörler ancak boşluklara nüfuz edebilirler. Örneğin kişinin moda takıntısı varsa, satıcı müşteriyi rahatlıkla manipüle edip ürünü satabilir. Bu nedenle takıntılı, kırılgan bir psikoloji yerine daha hoşgörülü ve alternatifli bakışa sahip olmak ve mesleki anlamda yetkin olmak önemlidir.

Sosyal ve kurumsal ilişkilerde şüphelerin önüne geçebilmek için zihni kurcalayan konular uygun ortamda, uygun bir üslup ile ilgilisine sorulmalıdır. Yine şu sorunun cevabı verilmelidir: Kurban mı, öğrenci mi olmak istiyoruz? Hayatın önümüze fırlattığı engellerin önünde oturup ağlamayı mı, yoksa bu durumun yaşanmasında bir payımızın olup olmadığını sorgulamayı mı tercih ediyoruz?

Kurban olmayı seçmek, başkalarını suçlayıp, çözümü dış dünyada aramayı işaret ediyor. Oysa öğrenci olmak, sorumluluğu kendine yükleyerek ve içten dışa bir çaba ile çözüme ulaşmayı işaret ediyor. Yalnızca mutlu olmak için bu dünyaya gelmediğimizi; yaşamanın en güzel tarafının “öğrenmek” olduğunu fısıldıyor.

Son olarak da etme-bulma dünyasında yaşadığımızı, ne ekersek onu biçeceğimizi unutmamak gerekiyor. Unutmayalım ki, mobbing veya manipülasyon ile bir başkasına yaşattığımız durum, bir gün misliyle bize yaşatılacaktır.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
İsmail ZORBA 27 Haziran 2018 / 16:44

Yazının hatırlattığı en önemli ve net gerçek :”Son olarak da etme-bulma dünyasında yaşadığımızı, ne ekersek onu biçeceğimizi unutmamak gerekiyor.”

Nilgün Açık Önkaş 06 Temmuz 2018 / 23:43

Her zaman değil sanki İsmail Hocam. 20 yillik meslek hayatimda (son 2 yili saymiyorum) hep iyilik, yardım, güzellik, adalet, hak, sevgi, saygi basta olmak uzere olumlu seyler ektim ama biçtiklerim… ? Kader kısmet diyelim biraz. Bu hayatta herkesin bir imtihanı var. Hani Sinagrit Baba hikayesinde Sait Faik diyordu ya kendisini tutan kişiye “henüz insanlık imtihanindan gecmemis birisiydi” diye… Bence bu cepheden düşünmeli.