İnsanız İşte!..

Bu haber 08 Aralık 2015 - 10:20 'de eklendi ve 984 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

 

“Göç zamanı geldi giderken yâd ellere

Gülerken ağlayanlar, ağlarken gülenler

Su akıtırlar sevdiklerinin arkasından

Damla damla umutları ağarsın diye.”

(İ&Z)

 

Umudumun tükendiği yerde sen varsın aklım!.. İyi ki de varsın…

Her zaman benimlesin; kaybolduğum, önümü bile göremediğim duygu fırtınalarımda sen varsın. Bir sığınak gibisin. Çıkmaz sokaklarımda bana yeni kapılar açıyorsun.  Varlığın en büyük anahtarım… Biliyorum ki sen varken görebiliyorum,  işitebiliyorum, tadabiliyorum, en güzeli hissedebiliyorum… En mükemmeli düşünebiliyorum. Bakıyorum; doğrular haritasında bana ait bir yol varmış. Sadece görmem yeterli. Bilmem yeterli… Hatırlamam yeterli…

Bu kadar bereketliyken topraklarım; o halde niye boy boy fidanlarım yetişmiyor?.. Niye rengarenk çiçeklerim donatmamış gönül bahçemi? Niye cins cins meyvelerim yok?  Bana sunulan imkanlar yepyeni imkanlarla karşılarken beni. Niye bugünümün kopyalanmış suni örneklerini her gün birebir yaşıyorum?

Geçtiğimiz hafta Mehmet Akif Ersoy’un ölüm yıldönümüydü. Bu vesileyle öğrencilerime üstadın her evde olması gereken “Safahat”ından bölümler okudum: “İnsan” adlı manzumesini okurken Hz Ali’den aktarılan bir beyit beni oldukça etkiledi ve düşündürdü:

“Ey insan, sen küçük bir cismin olduğunu sanırsın; oysa en büyük âlem sende saklıdır.”

Evet, insan olma ayrıcalığına sahipken; bizler bu gücün ne kadar farkındayız. Hayatta iki gerçek var: Biri küçük gerçekler.. Bizi oyalayan, seyirci olmaya iten.. Küçük su birikintilerinde boğan ve bunun farkına vardırmadan bizi zamanın elinde oyuncak eden gerçekler… Bu gerçeklerin tersi yalan.. Sonunda yaşanılanların hepsi yalan olup çıkıyor. Elde ne kaldı? Bir “hiç!..”

Aslında “hiç” kelimesinin içinde bir çoğulluk gizli. Bilinmeyenle dolu. Bilinmeyenler çoğaldıkça bütün evren karanlıkta kalıyor. Aydınlatılmaya ihtiyacı var. Tam bu anda büyük gerçek ortaya çıkıyor. Olması gereken, olması zorunlu… Büyük gerçeğin yükünü kaldırmak hiç de kolay değil! Gayret etmek gerekiyor. Sabırlı olmak gerekiyor. Güçlü olmak gerekiyor. Ve…

Sonrası… Selam sabah! Çünkü yeni aydınlık şafaklara kalkıyorsunuz.   Her sabah daha farklı doğmaya başlıyor güneş. Bulutların arkasında gizlenirmiş meğer. Büyük gerçekler, daha büyük gerçeklerle karşılaşmamıza neden oluyor.

Artık daha rahat nefes alıp veriyoruz. Gündelikçi değiliz şimdi. Umut parıltısı ile doluyor gözlerimiz.

İnsanız; kuşlar gibi kanatlarımız olmasa da gökyüzünde uçabiliyoruz.

İnsanız; balıklar gibi yüzgeçlerimiz olmasa da denizin en derin noktalarında yüzebiliyoruz.

İnsanız; kayadan, demirden, çelikten daha sağlamız. Her türlü zorluğa, engele karşı hala ayaktayız.

İnsanız; anne karnından çıktığımız andan itibaren büyüyoruz, büyüdükçe yaşadığımız evrene sığmıyoruz. Yeni dünyalar keşfindeyiz. Uzay sonsuzluğunda “hiç”ler arasında kaybolmuş olanı arıyoruz.

Arayışlarımız bizi hep aynı adrese götürüyor: “Ben!..” Aynada görmek istediğimiz işte buydu. Evet, ben buradayım. Artık küçük su birikintilerinde boğulmuyorum. Artık bir damla olduğumun farkındayım. Bir tüy kadar hafifim.  Topraklarım ne kadar da bereketliymiş, meğer.. Yediveren gülleri açmış bahçemde. Fidanlarım bir boy atmış ki sormayın. Meyvelerimden gelen geçen yiyor. Ne kadar mutluyum…..

Küçük bir umut öyküsü olsa da yazdıklarımız. Üzerinde bir kez olsun düşünmeye değmez mi? Son sözü büyük üstad Mehmet Âkif’e bırakalım; bakalım o hükmünü nasıl verecek :

“Büyük sıkıntılara göğüs germekte inanılmaz bir dayanıklılıkla,

Yolundan kalmayıp sürekli gidersin… Hem de ne süratle!

Senin yaratılışın yüce bir kopyası olduğun elbet,

Tecelli etti artık; dur, düşün öyleyse bir karar ver:

Nasıl olmak gerektir şimdi yapacağın şeyler ki, dengin

 Hayvanlar olmasın, değerin meleklerden yüksekken? “*

Mehmet Âkif Ersoy

* Safahat- Ersoy, Mehmet Âkif – Sadeleştiren: Rıza Bağcı- Cilt/I- Zaman Yayınevi

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.