İHTİMAL

Bu haber 26 Temmuz 2010 - 0:00 'de eklendi ve 833 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Gerçekleri
anlatmak için kullandığınız kelimeler bazen fazla kullanılmaktan eskir ve
“eskimiş kelimeler” bu kez lanetli bir büyünün içinden geçmiş gibi biçim
değiştirip “gerçekleri “saklar. Kelime anlamını yitirir ve o “anlamsızlık”
arkasındaki gerçeğin önünde kalın bir perde oluşturur. Savaş, böyle bir kelime.
Bu kelimeyi söylüyor ama genellikle ne söylediğimizi bilmiyoruz. Bu kelimenin
içinde roketle parçalanmış bir çocuk bedeni olduğunu unutuyoruz, mayına basan
bir askerin kopan bacağının yerinde kırmızı iplikler gibi sallanan kan
damarlarını unutuyoruz, gözüne mermi yemiş bir gerillanın boşalmış göz
çukurundan fışkıran kanı unutuyoruz, bindiği minibüsle birlikte havaya uçan
genç bir kızın havada kavisler çizen kolunu unutuyoruz. Savaştan konuştukça,
savaş sözcüğünün derinlerinde saklı olan korkunç gerçekler uzaklaşıyor bizden.
Zihnimiz bir deri parçası gibi kalınlaşıp duyarlılığını kaybediyor. Kelimeler
içimize işlemiyor. Bunları unuttuğunuzda, o parçalanmış bedenleri, yarılmış
kafataslarını, akan beyinleri, elmacık kemiğinin yanından sarkan gözü
unuttuğunuzda, “savaşın neden sürmesi gerektiğine” dair uzun nutuklar
atabiliyorsunuz. Sürmesini istediğiniz şeyin ne olduğunu iyi görmelisiniz. Bir
pazar sabahı size savaştan küçücük sahneler taşımaya çalışan kelimelerle
incinen zihniniz, o kelimelerin gürültüsünü, patlayışını, inleyişini,
kıvranışını duymalı, o kelimelerden akan pembemsi kanı, o kelimelerden sarkan
kopuk kolları, o kelimelerin içine yan yana dizilmiş sıcaktan şişmiş ölü
bedenleri görmeli.“Savaş” dediğinizde bunlar yaşanıyor. Kırk bin tane ölü beden
yatıyor savaş sözcüğünün içinde. Ve, beş yüz tane çocuk ölüsü duruyor aynı
yerde. En küçüğü üç yaşında. Bir mermiyle vurulmuş. O çocuğun “ırkını” merak ediyorsanız
eğer, siz bir alçaksınız. O bir çocuk, üç yaşında ve bu savaşın içinde vuruldu.
O artık bir ölü. Onun gibi çeşitli yaşlardan beş yüz tane küçük çocuk var. O
dört yüz çocuğun hikâyesini topladı Tuğba Tekerek, onları size anlatacak, bir
mermiyle nasıl vurulduklarını, bir otobüste nasıl yandıklarını, bir minibüsle
nasıl havaya uçtuklarını, bir roketle nasıl parçalandıklarını anlatacak. Savaş
kelimesinin gerçek anlamını hatırlayın. Devamını istediğiniz savaşın ne
olduğunu iyice kavrayın. Savaşı kutsayanlardan, savaşın devamını isteyenlerden,
minicik bir barış ihtimalinin bile üzerine titrenmesi gerektiğini
anlamayanlardan, savaşta ölenleri unutanlardan, savaşta ölecek olanlara
aldırmayanlardan iğreniyorum. Bazen öylesine öfkeleniyorum ki soğukkanlılıkla savaştan
bahseden birini ensesinden tutup, yüzünü parçalanmış bir çocuk bedeninin kanlar
içindeki karnına bastırmak, “bak, iyi bak, istediğin savaş bu işte” demek
istiyorum.

Görelim
bakalım, savaşı gene de isteyecek misiniz?Alevler içindeki bir otobüste kendi
etinin kokusunu duyarak yanmanın, kavrularak ölmenin ne olduğunu biliyor
musunuz?Patlayan bir roketle yarılan karnınızdan sarkan bağırsaklarınızı
ellerinizle toplayarak ölmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz? Bu
kelimelerden nasıl irkildiğinizi tahmin edebiliyorum, bir de bunu yaşayanları
düşünün.

Ceylan’ın
etrafa saçılmış etlerini toplayıp eteğine dolduran annesini düşünün. Savaşı
istiyor musunuz?Bu ölümleri haklı gösterecek bir nedeniniz, bu çocukların
hayatından daha kutsal bir amacınız var mı? Savaşı isteyenleri Kürt ya da Türk
diye birbirinden ayırmıyorum, en küçük bir barış ümidinin bile savaşı
durdurmaya yeterli olduğuna inanmayan herkes, kalın kemikli elleriyle çocukları
boğan bir cellât benim için. Savaşı övenler, bu beş harflik kelimenin arkasında
neler olduğunu görün.

Neyi
savunduğunuzu, neyi övdüğünüzü görün. Üzerine taşla vurulan taze bir ceviz gibi
ezilen beyinleri, bir havan mermisiyle yüzünün yarısı uçan insanları görün.
Kimsenin galip gelemeyeceği, “kimsenin galip gelemeyeceğini” savaşan herkesin
bildiği bir savaşı neden sürdürüyorsunuz?Daha fazla genç, daha fazla çocuk
ölsün diye mi?Barışı hemen sağlayamıyorsak, bir “barış ihtimali” yaratmalı, o
ihtimalin içinde durmalı, konuşmalı, o ihtimali bir gerçeğe çevirmek için
uğraşmalıyız. Bizim için bir “ihtimal” bile çok kıymetli şimdi. Bir mermiyle
alın kemiği kırılmış, gözü avucuna düşmüş bir çocuğu hayal edin, böyle ölen bir
çocuk zihninizde ve vicdanınızda bir kıpırtı yaratmıyorsa, bunun sevdiğiniz bir
çocuk olduğunu düşünün, böyle bir acının gerçekleşmesini önleyecek bir ihtimal
bile çok değerli değil midir?Savaşı o ihtimalden daha değerli bulan alçaklardan
olmayın, çocuklara acımayanlardan olmayın, gençlerin ölümünden bir sevinç
yaratmaya uğraşanlardan olmayın.İnsanı ve tanrıyı unutanlardan olmayın.

AHMET
ALTAN    11/07/2010   TARAF GAZETESİ

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.