İHSAN DOĞRAMACI

Bu haber 02 Mart 2010 - 0:00 'de eklendi ve 815 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Geçtiğimiz hafta hayata gözlerini yuman Prof.Dr.İhsan Doğramacı, ülkemiz eğitim ve sağlık alanına çok önemli katkılar sağlayan bir bilim adamıydı.
Yaşamı süresince öylesine önemli hizmetlerde bulundu ki.
Buna karşın kimi zaman tartışılır olması, YÖK’le (yüksek öğretim kurumu) ilgili.
Nasıl ki YÖK için, geçmişten günümüze sahip olduğu konum ve kimin başkan olacağı üzerine çeşitli spekülasyonlar yapıldı.
Özellikle atamalarda, iktidarların tarafkir davrandığı sav’ları geçerliydi.
Dolayısıyla, her daim eleştiri oklarını çeken bir kurum oldu, olmaya da devam ediyor.
İşte eğitim ve sağlık alanında reform niteliğinde girişimlerin sahibi rahmetli Doğramacı’nın eleştirilir olması, YÖK’ün kimilerince başımıza bela olduğu iddiasından kaynaklanıyor.
Zira o YÖK’ün kurucusuydu.
***
Peki eleştirilerde haklılık payı var mıydı?
Sonra, demokratik ülkelerde bilim yuvalarının bağlı olduğu öğretim kurumları, benzer eleştirilerden nasibini alıyor muydu?
Elbette başkaları da tartışılıyor.
Ama bizdeki gibi değil.
Türkiye’de bilim yuvalarının sağlıklı bir yapıya kavuşması, dolayısıyla istenen düzeyde eğitim ve öğrenim vermesinde YÖK önemli bir görev üstlendiği halde kritik edilmesi, daha çok başkan ve yönetim kurulu üyelerinin atanmasıyla ilgili.
Ne zaman kurumla ilgili atamalar gündeme geldi, adil seçimin yapılmadığı iddiaları gölge düşürdü.
Başkanlık seçimine katılan bilim adamlarından daha çok oy alanlar yerine, hükümetlerin sözüm ona kendisine yakın hissettiği kişiyi seçmesi, işin tuzu biberi oldu.
Olmaya da devam ediyor.
İşte rahmetli Doğramacı, böylesine önemli hizmetlerine karşın zaman zaman şimşekleri çekendi.
***
Oysa o, bu denli eleştiriye hak eden birisi değildi.
Eğer bugün, Hacettepe Üniversitesi, sadece ülkemiz değil Avrupa’nın en önemli sağlık kuruluşları arasında yer alıyorsa, bunda asıl paye sahibi Doğramacı’dır.
Zira, dipten temele bu kuruluşun mimarı odur.
Kaldı ki aynı kurumun bu hale gelmesi kolay olmamıştır.
O yıllarda Ankara’da üniversite öğrencisi idim.
Bugün Hacettepe Üniversitesinin konuşlandığı alan bir ada şeklinde idi. Ortasında bilim yuvası yavaş yavaş yükseliyordu ama çevresinde eski Ankara evleri çoğunlukta idi.
İşte o süreçteki bir olay, Hacettepe Üniversitesinin doğmasına neden olur.
Demokrat Partinin ülke yönetiminde bulunduğu dönemde Başbakan Rahmetli Adnan Menderes’in oğullarından Mutlu rahatsızlanır.
Önemli bir hastalığa yakalanan Mutlu Menderes, Hacettepe Üniversitesi Hastanesine kaldırılır.
Tedavi eden İhsan Doğramacı’dır.
Bir yerde sağlığından ümit kesilen Mutlu Menderes, onun tedavisi sonrası iyileşince, rahmetli Adnan Menderes, İhsan Doğramacı’ya;
“Dile benden ne dilerse” der.
Ne talep ettiğini sanırsınız?
Sizden adayı istiyorum der.
İstediği yer, eski Ankara evlerinin çoğunlukta olduğu adacıktır.
Sonuçta dönemin başbakanı Menderes, adanın istimlak edilerek Hacettepe Üniversitesi bünyesine katılmasını sağlar.
Sonrası malum.
O ada üzerinde bugün hem Hacettepe hem de Ankara Üniversitesi ve bünyelerinde iki önemli hastane vardır.
Bununla da yetinmeyen Doğramacı, bu defa bugün önemli bilim yuvaları arasında yer alan Bilkent Üniversitesinin de kurucusudur.
Sadece bunlar olsa.
Ortadoğu, Afrika ve Avrupa’nın birçok kentinde konuşlanan bilim yuvalarının kurucuları arasındadır Doğramacı.
Sonuçta acı ve sevinçle geçen 94 yıllık bir ömür.
Neredeyse dalya denen bir süreç.
Ne mutlu ona ki, bunca hizmetleri Türk milletine armağan ederek hakkın rahmetine kavuştu.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.