İçimden Muğla’yı yazmak gelmiyor!

Bu haber 15 Ocak 2016 - 22:56 'de eklendi ve 1.150 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Muğla’da gündem o kadar yoğun ki, nereye el atsanız yazı malzemesi…

Hep söylerim, kent yazarıyım, kenti yazarım. Ama bugün içimden kenti yazmak gelmiyor.

Şairin “Bayram benim neyime, kan damlar yüreğime…” dediği gibi…

İstanbul Sultanahmet’te patlayan canlı bombayı bugün “Muğla’da turizm güvenliği” üzerinden ele alabilirdim. Sultanahmet’in ardından Diyarbakır’da yaşanan terör saldırısı ve aydınlarımızın “aymazlık” bildirisi beni bundan alıkoydu.

 

xx           xx           xx

Önce Sultanahmet ile sarsıldık.

Kimine göre IŞİD, kimine göre Suriye El Muhaberat Üyesi ve Alman İstihbaratına göre de DHKPC üyesi olabilen Suriyeli canlı bomba Sultanahmet Meydanı’nı kana boyadı. 10 Alman turist yaşamını yitirirken, 15 Alman turistte yaralandı.

Bilen yok, bir daha nerede, hangi canlı bomba patlayacak?

Hepimizin konuştuğu, pek çoğumuzun korkmasına ve gelecek için endişe duymasına neden olan soru bu…

Terörün amacı da işte bu; korku, panik, endişe ve kaos yaratmak.

 

xx           xx           xx

Son olarak Diyarbakır’da terör örgütü PKK’nin kanlı, hain saldırısının yarattığı dehşet ve üzüntü ile sarsıldık. Sanki PKK ile IŞİD katliam yarışına girdi.

Dehşetin ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu, terörün her türlüsüne karşı mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. DavutoğluDiyarbakır‘ın Çınar ilçesinde, Emniyet Müdürlüğü binası civarında teröristlerce gerçekleştirilen saldırıyı kınadığını belirterek, “Saldırı sonucunda 5 sivil vatandaşımız vefat etmiş, 1 emniyet görevlimiz şehit düşmüş, 6’sı emniyet görevlisi olmak üzere 39 vatandaşımız yaralanmıştır” dedi.

Ölenlerin üçünden birinin 5 aylık, birinin 1 aylık ve birinin de 5 yaşında çocuk oldukları söyleniyor!

Dün 114 yaşında olan Nazım Hikmet seneler önce “Çocuklar şekerde yiyebilmeli” diye boşuna mı söylemiş?!

 

xx           xx           xx

Artık sözün bittiği yerdeyiz. Kınamakla, lanetlemekle olmuyor. Artık iç savaşın ve ayrışmanın eşiğinde olduğumuzu görelim. Elbette bunu kimse istemiyor. Ne Kürt ne Türk kimse de prim vermiyor, ama PKK’nin istediği bu… Oyuna gelmemeliyiz!

Daha önce Rize’de düzenlediği ‘teröre lanet’ mitinginde oluk oluk kan akıtacağı tehdidi savuran şahıs, niyeti her ne ise bu defa ‘Barış İçin Akademisyenler’ platformuna yönelik tehdit içeren bir mektup yayınladı. “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız” gibi ifadeleri en az terör örgütünün katliamı kadar dehşet verici oldu…

Bunlar “Heyecanla” değil “hezeyanla” söylenmiş sözler olmalı…

PKK terör örgütü ve ardındaki güçlerin beklediği, istediği sözler bunlar!

 

xx           xx           xx

Allah bu ülkeye bir daha 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’ne neden olan günleri ve 80 Darbesi’nin getirdiği şartları göstermesin. 12 Eylül koşullarını bir daha yaşatmasın…

Gerçi kimse de artık koşullar ne olursa olsun bir Askeri Darbe beklemiyor. Yoksa başta PKK olmak üzere terörün şımarıklığı bundan olabilir mi?.. (!)

Ülkemizin etrafı tam bir ateş çemberi… Bir bakıma “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sözünü haklı kılan günlerden geçiyoruz. “Dilimize” dikkat etmek gerektiren günler yaşıyoruz. Yanlış anlaşılmasın “Türk” derken ben bu topraklar üzerinde birlikte yaşadığımız herkesi anlıyorum… Ata sözlerimiz kadar Atatürk’ümüzün de anlamlı sözleri vardır. “Yurtta sulh, cihanda sulh” diye ne güzel söylemiş.

 

xx           xx           xx

Keşke Suriye’ye burnumuzu sokmamış, o “çözüm sürecini” yeni evlenecek çiftin nikaha giden yolda gülüm, balım diyerek birbirlerinin kusurlarını, tuzaklarını, hendeklerini görmezden geldikleri sürece dönüştürmeseydik!

Keşke o dağlardaki “Ne mutlu Türküm diyene” diyen yazıları sildirmesek, balkonlardan, otomobil camlarından “tahrik olanlar var” diye Türk bayraklarını kaldırtmasaydık…

Keşke çocuklarımızın sabahları “Andımızı” söylemelerini kaldırmasaydık.

Keşke eli kanlı terör örgütü liderini “çözüm ortağı” yapıp “sayın” diye anmasaydık!

Keşke, keşke, keşke…

 

xx           xx           xx

10 Ocak tarihinde 1128 akademisyen “Bu suça ortak olmayacağız” başlığı altında bir bildiri yayınladılar. “Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.” diye başlayan bir bildiri yayınladılar…

Hiç birimiz masum değiliz, o suça bir biçimde hepimiz ortağız!

Şu anda o bölgemizde düşük ölçekli bir savaş yaşanmakta… Savaş ortamında olumsuzluklar olur. Ayrıca şimdiye kadar olağanüstü hal ilan edilmemiş olması eksikliktir…

Sanki TSK ve polis o hendeklere, barikatlara karanfil mi atacaktı? TSK ve polis orada kimle savaşıyor. Kendi kendine mi? Bu bildiri ile PKK katliamının suç ortağı olmuyor musunuz?

 

xx           xx           xx

PKK orada sadece Türkiye’ye değil, Kürt halkına da, insanlığa da, demokrasiye de, insan hak ve özgürlüklerine de ihanet ediyor… Hal böyle iken “aydınım” diyenlerin o aymazlık ürünü bildirileri büyük bir talihsizlik oldu.

Aymazlık içinde olmayan aydınlarımızdan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da “Kanlı terör örgütü PKK’ya bir cümlecik dahi aleyhte konuşmadan sürekli Türkiye Cumhuriyeti‘ne söz söyleyenleri, mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul‘unun sözde aydınlarının kalıntıları olarak nitelendiriyorum.” dedi.
FeyzioğluÇorum Barosu‘nun 64. kuruluş yıldönümü nedeniyle kentteki bir otelde düzenlenen programda, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi‘yi özlemle andıklarını da söyleyip “Aramızda onu tanımayanlar var. Tahir başkan – görüşlerine katılırsınız katılmazsınız- sağduyunun sesiydi. ‘Burada silah istemiyoruz’ cümlesini, kanlı terör örgütü PKK‘nın utanmazca kazdığı hendeklerin önünde, kanasların, keleşlerin gölgesi altında söyleyecek kadar cesur bir insandı. İstemiyoruz dediği silahlar o silahlardı. Siz bakmayın onun öldürülmesi ve cenazesi üzerinden birilerinin bir kısım propaganda yapmaya çalıştığını” ifadesinde bulunmuş.

İşte budur…

 

xx           xx           xx

Olur olmaz “linç kampanyasına” pek meraklıyız! O aymaz aydınların üzerinden hemen aydınların itibarsızlaştırılması ve linç edilmesi kampanyası başlatıldı.

Biraz soğukkanlı olalım. Soluklanalım… Ayran kabartmanın zamanı değil… (!)

Evet. O bildiriye imza atanlar aydınsa ben değilim. Aydın olmak vatansever ve hümanist olmayı, teröre nereden ve nasıl gelirse gelsin karşı durmayı gerektirir.

Umarım o aymaz aydınlar; imzaladıkları bildiri “düşünce özgürlüğü” çerçevesinde değerlendirilir de üniversitelerden atılıp, hapsedilip ülkemizin yurt dışında itibarsızlaştırılmasına katkı yapılmaz!

Biliyorum “yanlarına kalsın” diyeceksiniz. Elbette kalmamalı. Bir uyarı vardır…

Dilin kemiği yok. Nasıl ekmeği çiğneyip yutuyorsak sözü de öyle çiğneyip söylemeliyiz. Sözümüzün esiri olmamalıyız.

Bugünlere çözüm sürecini savunarak geldik… (!)

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.