İbret Levhaları!..

Bu haber 24 Mart 2015 - 0:04 'de eklendi ve 1.006 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

” Bir medeniyetten öbürüne geçerken, yahut düpedüz yaşarken kaybolan şeylerin yanı başında zamana hükmeden gerçek saltanatlar da vardır. Bir kültürün asıl şerefli tarafı da onlar vasıtasıyla ruhlara değişmez renklerini giydirmesidir.”

Ahmet Hamdi Tanpınar

 

Hayatta elde ettiğimiz bütün kazançlarımız insanlarla yaptığımız paylaşımlardan elde ediliyor. Bir dişi kuşun yavrusunu sabırla ağızdan ağıza beslemesi, ona yiyecek şeyler bulmak için didinip durması, ufacık gagasına toplayabildiklerini yavru kuşa yetiştirme telaşı da bu paylaşımın doğadaki küçük bir yansımasıdır. İnsan üretme adına ne yaptıysa insanlık adına yapar, hayatındaki tamamlanmayı yerine getirir. Doktor hastasına, eğitmen talebesine; terzi, berber, tamirci müşterisine bir şeyler verme telaşındadır. Mesleği de onun tamamlanma noktasıdır. Ama; asıl tamamlanma hayatın içindeki manayı çözümleme şehrin ibret levhalarında saklıdır. Öyle ki bu ibret levhaları bir tarihtir, kültürdür, medeniyettir, vesikadır, hayata bakışın gerçekçi bir aynasıdır.

Muğla’da İl Müftülüğümüz Belediye Parkı karşısındaki Saadet Hanım Evi’ni Diyanet Vakfı adına kiralayarak şehre büyük bir kültür hizmeti başlattı. Her çarşamba şehrin fildişi kulesinin temsilcileri, ki onlar hiçbir zaman fildişi kulede yer almadılar, içimizdeydiler, sadece bazı alimlere, sanatkârlara dokundurmada bulunayım istedim, yaşadıkları hayattan bir şeyler kazanmaya talip olanlara kendi birikimlerini, hilimlerini paylaşıyorlar. Yaşadığım yoğunluktan ancak ikisine katılabildim. Hele en son katıldığım Doç Dr. Adnan Çevik’in “Muğla Şehir Kültür ve Tarihi” üzerine yaptığı nefis sohbetten elde ettiğimiz kazanımlar paha biçilmezdi. Adnan Bey’in o nefis üslubu ve son derece tatlı Türkçesi’yle yaptığı sohbette kullandığı her cümleyi aklıma nakşettim. Hele sohbetin bir yerinde kullandığı bir cümle bende öyle bir yer etti ki üzerinde epey düşünme fırsatı buldum. “Ölüsüne saygısı olmayanın, dirisine de saygısı olmaz.” Bu cümle hayatımızda mezarlıkların, mezar taşlarının ne kadar önemli bir yer teşkil ettiğini gösterdi.Yine Yunus Emre kurtardı beni çıkmazdan; en net ifadeyle bütün sorularıma yanıt verdi:

“Sana ibret gerek ise

Gel göresin bu sinleri

Ger taş isen eriyesin

Bakıp göricek bunları”

Yunus Emre

İbret levhaları mezar taşları! Bize yaşadığımız hayatın tek gerçeğini, özünü anlatan mezarlıklar. Bu dünyanın faniliğinde, fani benliğimizle aslolanı görmenin anahtarı yatıyor mezarlıklarda. Her biri bir insanlık hikayesi, bir tarih belgesi. Mezarlıklar hayatımızda önemli bir yer teşkil eder her zaman. Cetlerimize saygının, onları idrak etmenin özünde ziyaret kelimesi önemli bir yer işgal eder. Kültürümüzde, medeniyet sahamızda fırsat bulduğumuz her anda mezarlıkları ziyaret etmek vazgeçilmezimizdir. Büyüklerimizin elini öpmek, hayır duasını almak gibi, mevtalarımızı da ziyaret etmek, dua etmek onların varlığına duyduğumuz saygının yanında kendi belleğimize de yönelişin bir yansımasıdır. Ruh terbiyemizin, uyanışımızın belleğidir. Mezarların, mezarlıkların medeniyetimizdeki, yaşamımızdaki yerini Yahya Kemal ne güzel anlatır:

“Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.Ve serin serviler altında kalan kabrindeHer seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.”Yahya Kemal Beyatlı

Ruhumuzun ibret levhaları aynı zamanda huzur bulmamıza, uyanışımıza, Hakk’a yakınlığımıza işaret ederken geçmiş varlığımızın tarih karşısındaki belgeleridir. Orhun Abidelerinden başlayarak Asya bozkırına nakşettiğimiz balballarımızdan bir açık hava müzesi durumundaki Ahlat mezarlıklarına kadar mezarlarımız, mezar taşlarımız medeniyet noktasında nerelerden geldiğimize de tanıklık ederler. Ahlat ziyaretimi hatırlıyorum “Kubbet’ül İslâm”ın merkezinde İslamiyet’e adanmış bir insanlık destanını okumuştum tek tek Ahlat mezarlarında. Her biri kendi yaşını, cinsiyetini, mevkini, yaşamdaki yerini anlatırcasına resmedilmişti mezar taşları. Sonra İstanbul, Eyüp Sultan bir tarih, kültür ve medeniyet şahikası gibi karşımızdaydı. Gözümün önünde imparatorluğun ihtişamı seyir alemindeydi.

Köylerimizden şehirlerimize şehrin kalbinde, gönlünde korunuyordu, saklanıyordu mezarlıklarımız. Onlar sadece ahde vefanın değil dünyadaki varlık sebebimizi, “Bir”de buluşmamızın da kaynağıydı. Yine o güzel insan Adnan Çevik’in sohbetine dönelim. Muğla tarihini seyir halindeyiz. Menteşe Beyliğinden Osmanlı’ya kadar geçen dönemlerde tam bir Türk-İslam şehri olan Muğla’nın belgeliğinin ve hafızasının mezarlıklarda yattığını vurguluyor. Maalesef biz atalarımızın emanetine gerekli ihtimamı gösterememişiz. Şu anki Cumhuriyet Meydanından başlayarak, Devlet Hastanesi ve eski Tekel’in bulunduğu geniş bir mekana yayılan mezarlık şehir yeniden kurulurken kaldırılmış ama gerekli özen ve belgelik kazandırılmamış. Bunlar söylenirken bir anda Bosna’da buluyorum kendimi. Avrupa’nın ortasında sırf Müslüman oldukları için soykırıma uğrayan Boşnakların lideri büyük alim-düşünür Aliya İzzetbegoviç diyordu ki, “Bosna Savaşında Boşnaklar varlık kaynaklarını bulurken asıl kimliklerini mezarlıklarında, mabetlerinde buldular. Canımızı nasıl korumamız gerekiyorsa soykırımda mezarlıklarımızı da öyle koruduk”. Irak mezaliminde de bir Türkmen şehri olan Kerkük de işgale uğradığında saldırganların ilk işi nüfus ve tapu kayıtlarıyla mezarlıkları imha etmek olmuştu.

Yine Adnan Hoca’ma dönüyorum, vurguları çok değerli. Diyor ki:

“Bizler için yaşam fânidir. Öte dünya hatırlanarak dünyaya bel bağlamamak gerektiği hatırlatılmak istenir. Bir gün her nefis ölümü tadacaktır felsefesi ruhlara aşılanır. Bizim mezar taşlarımız sanki hayatın içinde bizi selamlar gibidir. Mezar taşı konuşur.Evet, Adnan Hoca’m ne kadar haklısın; “Geçmişi olmayanın geleceği de olamaz.”

Bu yazımızda bir Muğlalı olarak ahde vefada Nâmık Açıkgöz hocamızı unutmamız lazım. Muğla’nın belleğini belgeliğinde mezar taşlarını okuyarak, mezar taşlarına dikkat çekerek mayayı atan Hocamızı saygıyla yâd ediyoruz. Geleceğimizi emin ellere emanet etmek istiyorsak eğer mezar ziyaretlerimize, tarihi varlıklarımızı tanıtmayı kendimize şiar edinelim. Muğla, tarihi ve kültürüyle ayrı bir yerdedir; Evliya Çelebi’nin deyişiyle halkı şehrîdir.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.