Hilafet ve Süleyman Şah Üzerine

Bu haber 05 Mart 2015 - 0:24 'de eklendi ve 1.314 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Bugün Osmanlı sınırları içindeki birçok ülke Hilafeti neden hasret olduklarını, özlediklerini söylemektedir.

Osmanlı hakanlığının adaleti neden aranmaktadır? Kurtuluş Savaşı’nda Osmanlı Halifeliğine bağlı İslam dünyasının büyük fedakârlıklarla verdiği destek sayesinde kazanılan Kurtuluş Savaşı’nın ardından, Haçlı sömürgecilerin ve içimizdeki uydular yüzünden 3 Mart 1924’de Türkiye, Hilafeti kaldırmak suretiyle Dünya Müslümanları başsız ve sahipsiz kaldılar.

AKSA İLİM DAVET MERKEZİ kurucusu HAMZA ER şunları söyledi; Halifelik müessesinin ilgası noktasında devrim kanunları çıkarılması zorunluluğu üzerine düşünülmesi gerekmektedir. O günlerde Batılı emperyalist devletlere ülkenin batılaşması ve Hilafetin kaldırılması gibi teminatlar verilmiştir. Batılı devletler ve onların bölgemizdeki uzantıları olan ittihatçı zihniyet, Müslümanların toparlanıp birlikte hareket edecek enerjiyi alabileceği ideal liderlik makamı Halifeliği de yok ettiler” dedi.

Birçok Avrupa ülkesinde krallık, prenslik gibi unvanlar sembolik olarak kalmış ama Müslümanlara birlik olma vasfını kazandıracak makam yok edilmiştir. Bugün Müslüman coğrafyasındaki perişanlık, karışıklık ve işgallerin sebebi budur.

“Halifeliğin kaldırılması ve son Halife Abdülmecit Efendi” adındaki iki kitabın yazarı olan Doç. Dr.Ali Satan ise; “Hilafetin kaldırılışının zaruri olduğunu düşünmüyorum. Bu siyasi bir tercihtir o günkü idarecilerin kafasında Türkiye için çizilen modelde Hilafet gözükmemektedir” dedi.

HİLAFET, EN ÜST ÇATI KURUMDUR

Cumhuriyet Halk Partisi ve o günkü Türkiye’yi idare edenler için Hilafetin kaldırılmasının olumlu bir gelişme olmadığını ifade eden, Dr. Ali Satan, “ Fakat Halifeliğin kaldırılması; Türkiye’nin yakın, orta ve uzun vadede yüksek çıkarlarına uygun bir tercih olmamıştır.”

Günümüzde büyük tantana koparan Süleyman Şah ve Türbesi hakkında birçok kavgacı kurum ve siyasilerin tarihini bildiğini sanmıyorum. Yukarıda açıklamaya çalıştığım kurumlara paralel bir tarihi yanılgı içinde olanlara ışık tutsun diye, Araştırıcı yazar Yavuz Bahadıroğlu’nun konu hakkındaki bir makalesini aynen veriyorum.

SÜLEYMAN ŞAH VE TÜRBESİ

30 Kasım 1925 tarihinde kabul edilip 13 Aralık 1925 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 677 sayılı, Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlar ile bazı unvanların men ve ilgasına dair kanun,” çerçevesinde Süleyman Şah Türbesi’de kapatılmıştı. (Hala yürüklükte bulunan 1982 darbe Anayasasında, bu yasa, “ İnkılap kanunlarından sayılıyor ve 174. maddeye göre anayasaya aykırılığı iddia edilip iptal edilemeyecek kanunlar arasında bulunuyor. İyi mi?)

kimse bu çelişkiye bakmıyor ve uluorta ahkâm kesiyor. Ankara Antlaşmasıyla Caber Mevkii Türk toprağı sayıldı, bu Atatürk’ün başarısıdır.

Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar Suriye’nin tamamı bizimdi, bu bütünün içinden on dönümlük bir mezarlık kopararak mı ihya olduk? Musul’u Kerkük’ü verdik, Mezarlık mı aldık diyelim? Geçelim.

Bu tarihten (1925’ten) beş yıl kadar sonra, 150’likler listesinden sürgünde bulunan meşhur edebiyatçımız REFİK HALİT KARAY, “TÜRK MEZARI” başlıklı ironik bir yazı kaleme aldı. Sonra da bu yazısını Halep’te basılan” BİR İÇİM SU” isimli kitabına aldı. İşte Ankara’yı harekete geçiren bu yazı oldu.

Bu yazı üzerine harekete geçen Ankara, SÜLEYMAN ŞAH Türbesini elden geçirdi. İmamlık kadrosunu yeniden ihdas etti. Tarih hükmünü icra etmiş, “DEVRİM YASASI” devrimcilerin eliyle delinmişti.

Yıllar sonra aynı Türbe’nin yeniden karşımıza çıkması, üstelikte “ÖLÜM KALIM MESELESİ” haline gelmesi, kendini inkar edenlerden tarihin hesap sorması olarak yorumlanabilir.

Yine de son nakil meselesinde fena halde heyheylenen CHP’ye sormak gerekiyor; birader Osmanlı’ya bu kadar bağlıydın da, neden kudret döneminde Osmanlı tarihini “HANEDAN TARİHİ” ilan edip karaladın, Süleyman Şah Türbesi dahil atalarımızın tüm türbelerini kapattın, eğitim müesseselerine kilit vurdun, alfabesini, hukukunu, kıyafetini, dilini değiştirdin…

Tuhaf bir durum! Peki,“ OSMAN GAZİ’nin dedesi” deyip durduğumuz bu Süleyman Şah kimdir?

Kesin olarak bilemiyoruz. Aşık Paşazade, Neşri ve Oruç Bey gibi ilk Osmanlı tarihçileri Osmanlı hanedanı

Nınatası olduğunu, Fırat Nehrini geçerken boğulduğunu, Caber Kalesi eteklerine gömüldüğünü yazıyorlar.

Bu iddia ya göre Osman Gazi’nin dedesi Süleyman Şah’tır.

Enverinin Düstür-Namesi ve Tevkii Mehmet Paşa tarihi gibi önemli Osmanlı kaynakları ise “Osman Gazi’nin dedesi Gündüz Alp olduğu görüşünde birleşiyor. O takdirde Süleyman Şah neci oluyor?

Anadolu Selçuklu kurucularından olması çok yüksek. Ancak bunlar politikacılara değil, tarihçileri ilgilendiriyor. CHP’yi ise sadece “HER ŞEYE MUHALEFET” anlayışı dışında hiçbir şey ilgilendirmez.

Uysa da Uymasa da…

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.