Hikmet İlaydın Eylül’de Geldi, Eylül’de Gitti

Bu haber 08 Eylül 2014 - 21:48 'de eklendi ve 962 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Muğlalılar bile hatırlamıyor. Bir Hikmet İlaydın vardı. Muğlalıydı. Türk edebiyat tarihçiliğinin önemli isimlerinden biriydi ama biz onu bilimsel çalışmalarıyla tanırken o daha çok bürokrat kimliğiyle tanınıyordu. Başta öğretmenlik olmak üzere, Millî Eğitim Bakanlığın değişik kademelerinde görevlerde bulunmuştur. Talim Terbiye Kurulu Üyeliği, Bakanlık Müfettişliği ve 3 Aylık Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı (3.12.1965-28.2.1966) vardır.

Yukarıda da dediğim gibi biz onu daha çok klasik Türk Edebiyatı alanındaki makaleleri ve Sadi-i Şirazî tercümeleriyle tanıyoruz. Mesela Klasik Türk Edebiyatının başlangıç ismi olan Hoca Dehhanî anıldığında, hemen yanında Hikmet İlaydın adı da hatırlanır. Çünkü bu konuda ilk bilimsel ve doyurucu çalışmayı İlaydın yapmıştır. Sadi-i Şirazî’nin çok önemli 2 hikmet kitabı olan Bostan ve Gülistan’ın ilk tercümelerini o yapmış, Millî Eğitim Bakanlığının Şark Klasikleri arasında yayınlamıştır. Şahsen ben hâlâ bu tercümeleri kullanırım.

Başta Türk kültürü olmak üzere, doğu kültürüne vakıf bir insandı İlaydın. Mükemmel Farsçası ile edebiyat tarihine yaptığı katkılar unutulmaz.

İşte bu Hikmet İlaydın, 22 Eylül 1914’te Muğla’da doğmuştur. O sülaleden bugüne Pamuk ailesi kalmıştır. Nitekim Muğla’ya defnedilmek isteği üzerine, 9 Eylül 1991 günü vefat ettiğinde, Hamursuz eteğindeki kabristanda, İlaydın-Pamuk ailesinin beraber defnedildiği adaya defnedilmiştir.

Ben İlaydın merhumu, Ömer Asım Aksoy Armağanı’ndaki Dehhanî makalesiyle tanıdım önce. Aynı zamanlarda Türk Edebiyatında Nazım kitabını da sahaflardan temin etmiştim. Daha sonra Sadi tercümelerini okumuştum. 1994’te Muğla’ya geldiğimde, Şahidi ile beraber Hikmet İlaydın ile ilgili bir şeyler yapmamız gerektiğine inandım. 2000 yılında İlaydın merhumun eşi Nihal Hanım Muğla’ya geldiğinde, beraberce kabristana gidip İlaydın’ın ruhuna Fatiha okuduk.

Nihal Hanım, sohbetimizde, merhumun kütüphanesini Başkent Üniversitesi’ne bağışladıklarını söyleyince içim cız etti. İlaydın kütüphanesi Muğla Üniversitesi’ne yakışırdı ama Başkent Üniversitesindeki arkadaşlar daha hızlı davranıp o güzelim kütüphaneyi üniversitelerine kazandırmışlardı.

1998-1999’larda İlaydın’ın makaleleri ve 2 kitabı, Prof. Dr. Mustafa İsen’in delâletiyle Akçağ yayınlarından çıktı ve çok da güzel bir işe imza atılmış oldu.

İyi, güzel de, Muğla gibi bir tarih ve kültür şehri, İlaydın’a sahip çıkabildi mi?

Çıkamadı maalesef. 3 sokaklı Menteşe Mahallesinde bir sokağa adını vermekle İlaydın’a sahip çıkılmış olmaz ama gene de hatırlanmış olması iyidir.

1994’ten beri İlaydın’la ilgili bir şey yapmak istediğim halde, yapamadım. İlk yıllar, yok yapılaşmaydı, yok yönetmeliklerdi, yok komisyonlar, senatolar, yönetim kurullarıydı diyerek geçti; sonraki yıllar da (2002’den sonra) hakkımda açılan soruşturmaları, ping pong topu savuşturur gibi savuşturmakla geçti ve İlaydın konusunda bir şey yapamadık.

Şimdi Metin Bilim Enstitüsü Derneği olarak 3 günlük bir sempozyum planladık ve konuşmacılar da hazırlıklarını tamamlamak üzereler. İnşallah en kısa zamanda Hikmet İlaydın sempozyumunu gerçekleştiririz.

Bugün (9 Eylül) İlaydın’ın vefatının 23. yılı. Geçen Pazar günü Prof. Dr. Alaattin Karaca, Arş. Gör. Fahri Kaplan ve oğlum Mehmet Şehriyar Açıkgöz, merhum İlaydın’ın kabrini ziyaret ettik ve birer Fatiha okuduk. Allah kabul etsin.

1914 Eylülünde gelip 1991 Eylülünde giden Hikmet İlaydın’a Allah rahmet eylesin; mekânını cennet eylesin.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.