Her Devrin Kavgası: Özgürlük

Bu haber 06 Şubat 2019 - 1:16 'de eklendi ve 1.117 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Duygu, düşünce, karar ve yargıları kendine ait olmayan bir insan özgür müdür?

Özgürlük; tarih boyunca dinin, felsefenin, ahlakın ve siyasetin en tartışılan konularından biri olmuştur. Bu tartışma, hatta kavga günümüzde de güncelliğini koruyor. Ancak günümüz özgürlük tartışmaları/kavgaları din, felsefe, ahlak ve siyasete ek olarak sosyal ve psikolojik bir muhteva kazandı. Özgürlüğün tanımı değişince roller de değişti.

Etrafımıza bir bakalım, kimler özgür? Aradığımız adı “Özgür” olanlar değil…

Baştan söyleyeyim; tartışmayı siyasete taşıyıp konuyu sulandırmayalım. “Özgür” insan arıyoruz. Var mı gören?

Anne ve babalar… Bugün anne ve babalar çocuklarının esiri. Daha beşikteki çocuklar bizi esir almış durumda. Dolayısıyla bebeklikten itibaren çocukların izin verdiği kadar kendimiz olabiliyoruz. Bütün hayatımız onlara endeksli.

Çocuklar… Daha yaşına varır varmaz, parmak becerisi gelişir gelişmez teknolojinin esiri oluyorlar. Sanal prangaya vurulan çocuklarımız yeter ki sussun, yeter ki otursun. Yemeğini bile telefon/tablet olmadan yiyemeyen çocuklar sizce özgür mü?

Ya gençler… Adı üstünde delikanlılar… Gençlerimiz öncelikle deli deli akan kanlarının, kıpır kıpır duygularının, heyecanlarının, gençlik heveslerinin esiri. Bu durum doğal bir süreç olarak kabul edilebilir. Ne acıdır ki, gençlerimiz sanal alemin, modanın ve en kötüsü de anne-babalarının gelecek planlarının esiri.

Yetişkinler… Öğrenim sürecini bir şekilde tamamlayıp iş ve meslek yaşamına adım atan yetişkinlerimizin birçoğu ise kariyer mücadelesinin, mesleki hırslarının ve kapitalist ekonominin esiri. Gayrı menkul biriktirme hırsının esiri.

Çalışanlar… Bir kısmı bürokratik düzenlemelerin, bir kısmı yöneticilerin egosu ve keyfi tutumlarının esiri. Bir kısım çalışanların geleceği ise patronun iki dudağı arasına sıkışmış; onlar da ekmeğinin esiri.

Yöneticiler… Birçoğu koltuğunun, makamdan aldığı gücün esiri. Bazı yöneticiler egolarının, bürokrasinin ya da imkansızlıkların esiri. Bazıları şekilciliğin, bazıları da merhametinin esiri…

Bir de topluma bakalım. Belki buluruz umuduyla “özgür” insan aramaya devam edelim:

Çocuğuna isim verirken bile başkasının ağzına bakanlar, şahsi bir konuda dahi karar veremeyip başkasından medet umanlar özgür mü?

Kendi özgür iradesi ile oy vereceği partiyi belirleyemeyenler, son Cuma efendisinden gelecek mesajı bekleyenler özgür mü?

Aldığı maaşı kredi kartına ve kredi ödemelerine kaptıranlar özgür mü?

Yıllarca hazırlandığı sınavda, çevrenin baskısından ve yüksek beklentisinden kaynaklanan stres ile başarısız olan öğrenci özgür mü?

Sınıfta öksürse yankısı ALO 186’da duyulan öğretmen özgür mü?

Kendisini moda diye sunulan her şeye sahip olmak, her şeyi satın almak, giymek zorunda hisseden kişi özgür mü?

Bu örnekler çoğaltılabilir. Hayatımızın her anının ve her alanının sarılıp sarmalandığı, sınırlandığı; ayrım yapmaksızın her birimizin bir şekilde esir edildiği bir dünyada yaşıyoruz.

Modern dünya, özgürlük ve modernlik adına misafirlerini bağımlı hale getiriyor. Galiba fani dünya, misafirleri kendisine daha çok bağlansın istiyor. Bunu sağlamak için de bizi kitle iletişim araçları yoluyla mesaj bombardımanına tutuyor.

Genetiği ile oynanan kavramlar, içi boşaltılan değerler, kurgu haberler, reklamlar ve moda kandırmacasıyla algı dünyamız şekillendirilmeye çalışılıyor. Sürekli manipüle ediliyoruz. Hatta aldatılıyoruz. Bu manipülasyon ve aldanma sonucunda duygularımız, düşüncelerimiz, kararlarımız, yargılarımız bize ait olmaktan çıkıyor. Biz de kendimize ait olmayan bir senaryonun başrolünde oynamanın cazibesiyle özgürlük türküleri söylemeye devam ediyoruz.

Bilmem, ne zaman bu oyun biter de kendimize geliriz. Gerçi hayat, biraz da bu kendine gelme/gelememe mücadelesi değil mi?

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.