Her Âlemin Bir Hâli Var!.. « Hamle Gazetesi

Her Âlemin Bir Hâli Var!..

Bu haber 12 Ekim 2015 - 23:50 'de eklendi ve 613 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Sıhhatin önemini hasta olunca takdir ederiz. Hürriyetin de hürriyetler elimizden alınınca. Fakat hürriyet her an değişen, hep yeni bir meseledir.

Dünya bir kafestir ruhlar için. Doğum ile ölüm arası hayat mahpusluğumuzdur. Şu kafeste bile ne hürriyetler vazgeçemeyeceğimiz.”
Lütfi Şehsuvaroğlu (Kafes’ten..)

Bu dünyaya adım attığımız ilk andan itibaren gurbete düştük. Hakk’ın hak yolculuğuna çıktık, Hakk’ı aradık, hak adına insanlığımızı aradık. Aşk içinde doğduk, aşkla nurlandık, aşkın nurunda dünya gurbetinde asla dönüş yoluna girdik. O diller, o gözler, o yüzler hep O’nu aradı. O’nda kimliğini buldu. Aşk olmayaydı bu bedenin, bu ruhun, bu canın ne anlamı vardı oysa. Mânâ, insan olma hükmünde, insan olma yüreğinde, insan olma irfanındaydı.
“Uyan gözün aç durma yalvar güzel Allah’a
Yolundan izin ayırma yalvar güzel Allah’a
Her geceyi kaaim ol her gündüzü saim ol
Hem zikr ile daim ol yalvar güzel Allah’a”
Niyazi-i Mısrî
Niyâz etti Hakk’a Niyazî, hak yolunda seyyah oldu, her deminde gurbete düştü; gurbeti kendine vuslat eyledi. Hiç ahlara vurmadan, çile çekmeden, yanmadan demi alınır mıydı bu dünyanın. Özünde sözünde insan olmaktı temaşası, insanı insanda sevmekti. Kucak açmaktı tüm boynu büküklere, bir tebessümde şifa vermekti yaralı gönüllere. Ayrımız gayrımız yoktu insan olmada. Tokluk gözünde, dilinde, gönlündeydi. “Ben”liğin tüm bencilliğine kapalıydı kapıları.
“Ömrünü hiçe sayma kendini oda yakma
Her şam u seher yatma yalvar güzel Allah’a
Hey nice yatırsun dur olma bu safadan dur
Bahr-ı keremi boldur yalvar güzel Allah’a”
Niyazi-i Mısrî
Söze eşlik edeceksek eğer kaynağından başlamakta fayda var. Bu haftaki sosyal etkinliğimiz üzerinde bir haftadır konuşulan ve yeni gösterime giren “Kafes” filmine gitmek oldu. Kendi kendime devrimcilerin ihtilal sonrasında yaşadıkları işkenceleri, insanlık dramını içeren romandır, hikâyedir, şiirdir, anıdır, belgedir okumuştuk; bu konuları işleyen filmleri ve televizyon dizilerini de izlemiştik. Her birinde insanlığımız adına dehşete düşmüş, insanlığımızdan utanmıştık; çoğu zaman da insan insana bunu nasıl yapar diye düşünmüştük. Ülkemin insanları düşünceleri her ne olursa olsun yaftalandıkları sıfatların ötesinde “insan” olma adına insanlıktan koparılmamalıydılar. Hele gençler; genç fidanlarımız göz göre göre büyük bir katliamın içerisinde kıyılmamalıydılar. Yunus’un dilince; “Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm / Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi” yürekler yakılmamalıydı. Ülkemin geleceğinin baharları karanlıklara gömülmemeliydi.
Bunca okuma ve izleme içerisinde bu ülkeyi sevmekten, aşkla iman edip mücadele etmekten başka günahı olmayan milliyetçi gençlerin de çektiği çileleri, yaşadıkları insanlık suçunu anlatan kitaplar, filmler, belgeseller bir elin parmakları sayısınca azınlıkta kalıyordu. Onların da hikâyeleri yazılmalı, filmleri çekilmeliydi. Bu toplumun vicdanında, sağduyusunda haklı yerini almalıydı. Lütfi Şehsuvaroğlu bu konuyu dile getiren ender yazarlarımızdan, kısık seslerden biriydi. Yıllar önce okuduğum “Kafes” romanında kafesin içinde medrese-i yusufiye ilmine ermiş aşk dolu yüreklerin hikâyesi bizi derinden etkilemişti.
Yağmurlu bir vakitte Kurşunlu Cami önünden sinemaya doğru giderken ihtilal döneminde yaşanmış siyasi bir mücadelenin tarafgiri olan gençlerin filmini seyredeceğimi düşünüyordum. Ama; filmin senaryosundaki “aşk, gurbet ve insanlık” teması kaynağında ve duruşunda farklı bir merkeze götürdü bizleri. Bu âlemin farklı hallerini hallenen insan olma durumunda düşündüm kaldım. Yaşadığım duyguların etkisinde filmi idrakimin merkezinde genel bir eleştiri boyutunda değerlendirmeme engel oldu. Niyazi-i Mısrî’nin mısralarında ve iki gencin saf aşkında, insanca bakışında, insanca duruşunda kalakaldım.
“Her vakt-i seherde bir lütfu gelir Allah’ın
Ol vakt uyanır kalbin yalvar güzel Allah’a
Allah’ın adın yadet, can ile dili şadet
Bülbül gibi feryat et yalvar güzel Allah’a”
Niyazi-i Mısrî
Filmden yansıyan, gönüllere işleyen sözcükler “Bizler aynı mahallenin çocukları, ne taraftan olursak olalım, ne kadar ayrı düşersek düşelim; yine de aynı mahallenin çocukları olmaya devam edeceğiz.” Ne sağdan bakacak insana o gözler ne de soldan; ne aşağıdan ne de yukarıdan. Sadece her dem ruh ikliminde ya kirinden bakacak ya da nurundan. O masum, saf Anadolu delikanlısı emekçi Mustafa’yı ipe götüren, İsmailleştiren kalbin insafsızlığı, insan dışılığı o karanlık yüreklere mahkum edilmiştir. Yine demir kafese hapsedilmiş vatan aşkıyla inleyen yiğit yüreklere bülbül ahınca her savrulan yumrukta, her atılan tekmede “Allah” nidalarınca sabır ve tefekkür katıyordu. Her vuruşta yürekten gelen “Allah” yankısı Hakk’a sığınan Hak aşığının insan iklimindeki duruşun gücünü seyretmeye değerdi. İbret alan göze, ibret alan yüreğe, ibret alan akla seslenmeli. O sesler ki “Benlik” çukurundan çıkıp “Biz” yüreğinde dem alıp “Hak” arşına ermeli.
Film boyunca gözlerimi bir noktada toplayan tek figür vardı ki. Filmin seyrini merkezine almıştı: Bir kitap!. O kitap ki bir gencin arayışında ve arayışın peşinde aşka tanıklık etmede. O kitap ki bir zalimin kurşununda kanlar içerisinde yere yığılan bir yiğidin kucağında, hatta yüreğinde. O kitap ki bir hastane odasında hayata tutunması için dua eden bir cananın ellerinde. O kitap ki her şeye rağmen aşka sadakatte, aşka ermede sabırla beklemeyi bilen sevdanın göğsünde. O kitap ki bu dünyada vuslata ermese de aşkın birleştirdiği ruhların ahirete yolculuğunda saflarda, göz yaşlarında.. O kitap: “Niyazi-i Mısrî Divanı!..” 1978 baskısı Esma Yayıncılık. Sinemadan ayrıldıktan sonra eve geldiğimde hemen internete girdim. O aşkı bütün fevkaladeliğiyle izlediğim, gözyaşlarımla mühürlediğim o kitabı sahhaflarda aradım. Ve de buldum. O kitap bana filmden kalan küçük bir yadigâr oldu bütün güzelliğiyle.
“Herkesin bir âlemi, her âlemin bir hali var.
Kâinatın birbirine benzemez ahvâli var.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.