Hazan Hüzünleri

Bu haber 03 Ekim 2017 - 1:32 'de eklendi ve 934 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,

Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgarlarında”

Özdemir Asaf

 

Hazan mevsimlerini hep evimizin penceresinden seyrederim. Hayatın o renkli yüzünün perde perde solmakta olduğu bu mevsim aslında en sevdiğim mevsimdir. Ama; içten içe yaşayamadığım kendimi dışarıya atıp havasını doya doya içine çekemediğim, üstelik nazlı bir sevgili gibi hep benden kaçan bir mevsimdir hazan. Hazan hüznün bestekarıdır içimde.

Hayatımın hazan vakitleri hastalığımın nüksettiği burnumun akmaya başlaması ile kuru öksürüklerin eşliğinde gribin, bronşitin ve solunum yolu hastalıklarımın hepsiyle yaşadığım hüzün vakitleridir. Nedendir bilinmez hep hazan vakitleri bütün ihtimamlara rağmen hastalığı bir yerden  kaparım. Hapşırmaya başladım mı, hayatı hep o pencereden sonbaharı seyreden çocuğun hüznü içime çöker.

En büyük hayâllerimden biri kuru yaprakların sergilendiği yollarda yürümek. Sarıdan turuncuya ara ara yeşilin damla damla göze girdiği o harika tabiat tablosunun küçük bir parçası olmak. Ve adım attıkça hışırdayan yaprakların eşliğinde içimde yaşattığım sonbahara dair mısraları bir hevenke dizmek.

Ve göç çiçekleri, sarı çiğdemler.. Bir hoşçakalın sarı çiğdemlerle taçlanması. Tabiattan evimizde içimize sırladığımız hayata çekiliş. Yağmurların gözyaşları misali içimize işleyişi. Hazan mevsimi vedaların mevsimi.. Mahur beste çalarken eski plakta, hatıra geldikçe güldüğümüz geçmişe dair güzellikler.

Ve yine o pencerenin önünde okula giden çocukları seyredişim. Yer yer terliyorum sırtımda yine o tülbent. Nefesim tıkanır gibi oluyor. Öksürüyorum yine kuru kuru. Kendi kendime hayâller kuruyorum. Hazan benim için bir yanıyla hüzün, bir yanıyla hayâllerin zamanı.

Yine bir hazan mevsimi. Menteşe Belediyesinin geleneksel festival programı elime geçiyor. Dolu dolu bir program. Kültür, sanat ve müzik içerikli belgeseller, dinletiler, konserler..  Seviniyorum hiç belli etmeden. Eylül’ü geçirdik gibi şeytan kulağına kurşun benim sevgili hapşırıklarımdan, öksürüklerimden haber yok. Bütün programımı festivale göre ayarlıyorum.

Cuma sabahı boğazımda bir yanma mı var? Yok, yok vesvese etme. Öğlene doğru hapşırmaya başlıyorum. Hafif ter de var. Biz yine festivali pencereden seyredeceğiz gibi. Her şeyi göze alıp Konakaltı’na gidiyorum. Kahraman Tazeoğlu şiirlerini ne de güzel okuyor. Bana verilen müsaade beş dakika. Terlemeye başlıyorum. Bu güzel ve coşkulu dinletiden ayrılıyorum. Kültür merkezinin kapısından tam çıkacaktım ki bir sergi dikkatimi çekiyor.

Sanatçı Mehmet Erbil’in “Çizgilerle Muğla Desen Sergisi” nefes almamı ve her çalışmada içimdeki tüm zamanların Muğla’sını yaşamamı sağlıyor. Sanatçının sergiyi takdim yazısında bir sözü dikkatimi çekiyor

”Her insanın bir çizgisi vardır.” Üzerinde kafa yorulacak önemli bir durak noktası.

Öğrencilerimle bulaşacağım. 15.30’da Kurşunlu meydanında. Muğla Kültür Evi’nde yazar Münevver Ongun’un “İşte Bu Bizim Hikâyemiz” adlı kitabının tanıtım programına öğrencilerimle katılacağım. Hastalığım arada yokluyor. Hapşırma ile öksürme arası gidip geliyorum. ÇYDD ile Musander’in hazırladığı sımsıcak programı takip ediyorum. Bu hazan mevsiminde hüznü tatile yolladım, diyorum. Ama cep telefonumda gördüğüm bir haber hazan mevsiminin hüznün programını yarım bırakmayacağını gösteriyor.

Büyük bir kayıp!. Muğla’nın aydınlık belleği Devrim Gazetesi sahibi, “Kurtuluş Savaşı’nda Muğla” adlı şehrimin belgeliği kitabın yazarı, Muğla’nın yaşayan canlı tarihi güzel insan Ünal Türkeş’in hayata veda ettiği haberi. Bu haberle hazan mevsiminde ulu çınarın ulu yapraklarından biri de kayıp gidiyor gözlerimizin önünde. Ünal Türkeş ismi şehrim için bir bellek olmanın dışında bir kaynak, ayaklı bir kütüphane. Söylenecek çok sözü vardı oysa, paylaşılacak o kadar hayati belgeler.. Son nokta!. “Allah rahmet eylesin!” demek dışında.. Ünal Türkeş, hazana dair hüzün melodilerinin en zirvesinde.

Son nokta demiştim ama; söylenecek çok söz var aslında. Öğrencim Alp Gökçe’nin ulu çınarın kaybı ardından yaptığı bir paylaşımı sonbahar hüznünü umutlandırıyor. Bahara dair umutları.. “Çok değerli ve bilgili Ünal Türkeş Hocamızı kaybettik. Ruhu şad olsun. Şahsım adına, Kurtuluş Savaşı döneminde Muğla ile ilgili gözlerimi açan kıymeti çok değerli bilgileri öğrenmemi sağlayan Ünal Türkeş’in görseldeki kitabıdır. Söyleşide öğrendiğim bilgileri de yanına artı olarak eklemek lazım tabiki. Bu konuda onun hiçbir şekilde hakkını ödeyemem. Lakin onun senelerce araştırarak, yazarak emanet ettiği görevi yerine getirebilirim. Geçmişin yaşayan kayıtları bir bir göçüp giderken göçmesine daha vakit olan biri olarak gelecek göçmenlere bu emaneti aktarmak benim görevimdir. Bizim görevimizdir. Gözünüz arkada kalmasın.” Var olun gençler!.. Ulu çınarın yapraklarının gözü arkada kalmayacak.

“Ardında savrulsunlar, unut yaprakları.
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular..
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.”

Özdemir Asaf

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.