Hayat İçinde Hayat « Hamle Gazetesi

Hayat İçinde Hayat

Bu haber 18 Haziran 2019 - 1:34 'de eklendi ve 1.418 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

“Eski evimizin müstakilliğinde pencereden, kapıdan ve bacadan bile olsa sadece sana ait olanı yaşamak. Her sabah kalktığında pencerenden sadece sana ait ‘hayat’a bakmak. O ‘hayat’ta nefes almak…”

 Yaptığım gezilerde en sevdiğim zaman Muğla’ya, evime döndüğüm zaman. O kadar indi bindi, gözlem, güzellik, paylaşım, hareketlilik sonrasında huzur dolu köşene çekilmek. Evinde; kendi yatağında uyumak, istediğin zaman kalkıp sabah çayını yudumlamak ve oturduğun apartman dairesinden görebildiğin bir gıdımlık dağların yeşilliğinden tat almak.

Neyse, ne de olsa her bir karışı güzelliklere aşikar vatanımın en güzel beldelerinden birinde yaşıyoruz. “İleride büyük adam olursun inşallah” diye sırtını sıvazladığımız şehrimiz büyük şehir olma yolunda kendi hızında ilerliyor olsa da şimdilik rahatımız yerinde. Şehrin sabah ve akşam trafiği dışında bir sıkıntısı yok nasıl olsa. Sıkıntı olsa da biz güzel düşün güzeli gör felsefesinde olduğumuzdan ayrıntılarda boğulmuyoruz. Ya da ileride daha vahim hale gelinceye, bizi sıkıntıya sokuncaya kadar rahatımıza bakalım diyoruz.

Tabi rahatlıktan ne anladığımızda belirsiz. Malumun ilanı ayağımızı taş çelince, bizzat canımız yanıncaya kadar idare olunur cihetinde kalıyor nasıl olsa. Sıkıntı yok diyorsanız, sıkıntı yoktur. Nasrettin Hoca’nın yaptığı gibi de yapmayalım da diye başlarsak bir izahata ihtiyaç duyacağız. Malum Nasrettin Hoca her gün kızını eline bir testi verip su doldurması için çeşmeye gönderirmiş. Kızımız biraz dalgın dönüş yolunda testiyi elinden düşürür kırarmış. Bir değil iki değil her gün bir testi kayıpta. Zarar ziyan. Hoca, kızını her gün paylamaktan yorulmuş. Bir sabah yine kızının eline testiyi tutuşturmuş ama bir güzel da paylamış. Bunu görenler Hoca’yı ayıplamışlar, kınamışlar. Hoca da cevaben “Testiyi kırdıktan sonra paylamışım neye yarar?” diye lafı her zamanki gibi gediğine oturtmuş.

Testiyi kırdıktan sonra neye yarayacak onca şikayetimiz, isyanımız. Başımız ağrımadan önlem alsak daha iyi değil mi? Laf söze intikal etmeden aldı başını gidiyor; gördünüz mü? Plansız, düzensiz  her işte bizi oradan oraya koşturuyor. Ve sonuçta bu plansızlıkta, düzensizlikte elimize geçen lafta kalıyor. O zaman biz sözün düzenine uyalım. Hoca’nın verdiği aklı kendimize düstur edinelim. Testiyi kırmadan sabah çayımızın eşliğinde güzel görme niyetimizle güzelliklerden dem vuralım.

Necdet Subaşı’nın ‘Tedavüldeki Kitaplar’ ı okurken bir cümleyi kafama nakşediyorum: “Herkes geç kalmıştı, ben zor yetişmiştim.” Evet, bizim kuşak geç kalmıştı. Ya da bizim kuşağı yetiştirenler bize verilmesi gerekenleri vermekte geç kalmıştı. Bizde yaşamamız gerekenlere ulaşmakta oyalanmıştık. Elde edeceklerimize zor yetişmiştik. 70’lerde doğan, 80’ler, 90’larda çocukluğunu ve gençliğini geçiren biri olarak ellili yaşlara ulaştığımız şu vakitlerde bu cümle yaşadıklarımız ve elde ettiklerimiz konusunda önemli bir gerçeği vurguluyor. Çok büyük değişimlere şahitlik etmiş biri olarak yaşadığımız bu hıza ayak uydurmakta, onu anlamakta zorluk çektiğim aşikar. Bu hız ve değişim beni sadece bir seyirci konumuna düşürüyor.

Sözde sadede gelmekte fayda var. Doğup büyüdüğüm evin müstakilliğinde pencereden, kapıdan ve bacadan bile olsa sadece bana ait olanı yaşamak varken ve o evimizin avlusunda, ki biz avluya ‘hayat’ deriz, hayatımızı yaşamak varken sıkıştırılmış, bastırılmış kontrolü bizde olmayan hep savsakladığımız bir döngünün içerisine hapsedilmiş durumdayız. Hayat içinde hayatımızda hızla koparılıp aslında hiç arzu etmediğimiz, seçimi bize bırakılmayan hayatlara dağılıyoruz. Hayatımız da sözden lafa devrediyor kendini Mananın hükmü kalmıyor.

Bir tembelliktir almış başını gidiyor. Konuşuyoruz lafa laf yetiştiriyoruz. Sinirleniyoruz, üzülüyoruz, ağlıyoruz, gülüyoruz; hükmü yok. Hayat’ımızdan bizi biz yapan tüm güzelliklerden kovulduk bir kere. Rahatımıza bakalım dedik apartmanlara taşındık, son model teknolojilerle donandık. Rahatımıza baktık ama emeğin, üretimin, eleştirinin, düşünmenin bize kattığı farkındalıklardan yoksun kaldık. Hükmen yenildik, rahata erelim derken hayatın içindeki hayattan, hakikatten koptuk.

Sözler havada uçuşuyor. Herkes bir şeyler diyor. Herkes şikayet ediyor. Doğrusundan, gerçeğinden, olması gerekenden dem vuruyor. Ama rahatlık var ya. Bizim yerimize düşünsünler, karar versinler; biz rahatımıza bakalım. Sonuçta; “Herkes geç kalmıştı, ben zor yetişmiştim.” Diyeceğiz anlamını kavrayamadan. ‘Hayat’tan da kovulduk bir kere. Laf kalabalığını bırakalım, fazla söze ne hacet!..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI
Nilgün Açık Önkaş 18 Haziran 2019 / 11:14

Bir daha, bir daha okuyup üzerinde düşünmemiz gereken, kendimize düşen payı alıp topluma düşen payı irdelememiz gereken bir yazı olmuş, tebrikler.

Nilgün Açık Önkaş 18 Haziran 2019 / 11:16

Çok çok iyi tespitler İsmail Hocam, yine her zamanki gibi çok akıcı bir üslup.