Hayat Bir Nefestir

Bu haber 22 Aralık 2015 - 0:12 'de eklendi ve 976 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Hayat bir nefestir, aldığın kadar..

Hayat bir kafestir, kaldığın kadar..
Hayat bir hevestir, daldığın kadar..”
Hz. Mevlânâ

Her nefes alışverişimde bana bu hayatı bahşettiği için Yüce Rabbime binlerce şükür!.. Âşık Veysel ariflerin deminde hayatı ne de güzel tanımlamış: “Şaşar Veysel işbu hale / Gahi ağlaya gahi güle / Yetişmek için menzile / Gidiyorum gündüz gece” Ağlaya güle tamamlıyoruz işte ömrümüzü. Vakta ki içine girdik bilmeden, anlamak hâli üzere tanımlamaya çalışırız benimizi, dünyamızı, insanımızı ve ahir ötesini. Hz. Mevlânâ’nın bakışıyla bir pergelin sabit merkezine duçar olmuş dönüp duruyoruz. Her devrin manası hikmetince payımıza düşeni yaşıyoruz; gerisi ne gam!.
İster bildiğimiz, ister bildiğimizi sandığımız yahut da zerresini fark edemeden yola revân olduğumuz bu kainat seyahatimizde yaratılışımızın manası gereği özümüzü, benliğimizi bulma gayretine, telaşına giriyoruz. Gemi yükünü doldurmuş, kainat denizinde yol almış zaman mekan dinlemeden ilerlemekte; biz kendi telaşlarımız içerisinde bir noktaya ulaşamamış, tamamlanamamış bir cümle misali başımızı o taştan bu taşa vurup duruyoruz. İnsanoğlu zamana, mekana sığmıyor. Taşma sillesinde ama; kendi hacminin farkına varamadan okyanusta bir damla misali kendince taşıp duruyor. Oysa diriğ olma o okyanusun bir damlası olmanın farkına varabilmekte değil mi?
Günümüz insanı olmadan olma derdinde. Yanmadan yanma derdinde. Ne kelimesinde ne de cümlesinde aşk var! Aşk olmadan, yanmadan, olmadan, hallenmeden nereye varacağız? Yunus’un sarı çiçeğe sorduğu soru karşısında, sarı çiçekten aldığı cevapta saklı tüm şifre: “Sordum sarı çiçeğe / Annen baban var mıdır / Çiçek eydür derviş baba / Annem babam topraktır.” Sır toprakta, sır yaprakta, sır ölümde, sır Hakk’a doğru olmakta, sır Yunus olmakta, sır insan olmakta ve de sır hayatın içinde, ta kendisinde. O zaman soralım bugünün insanına, kendimize: “Ne kadar hayatın içindeyiz? Hayat bize ne verdi, biz ne veriyoruz?” İnanır mısınız, verme eylemli hiçbir soruya hiçbir ademoğlu cevap veremeyecektir. Oysa sorumuz, “Hayat senden ne aldı, sen hayattan ne aldın?” deyince verilen cevaplar benliğin şaşkınlığında hep müdafî olacaktı. Ne aldı, dendiğinde hayat her şeyin sorumlusu olacak; zavallı insan hep kader vurgunu olarak tüm yükü hayata atacaktı. Ne aldın, sorusunun yanıtı da bu merkezde olacaktı. Hiçbir şey almayan hiçbir şey veremezdi sonuçta. Olmadan olma telaşında insanoğlu, ancak iş işten geçtiğinde “Aşk imiş her ne var ise âlemde” hükmünün manasına erecektir.
Bir yanda ateşler içinde yanıyoruz, evlatlarımız, gencecik fidanlarımız şehadet şerbetini içip elimizin altından yitip gidiyor. Terör belası evimizin, ocağımızın içinde. İllerimiz, dillerimiz kilitlenmiş, mühürlenmiş; kardeşlerimiz ateşler içerisinde yanarken biz gaflet içerisinde dalmış gitmiş basitliğimizin körlüğünde hiçbir şey yaşanmamış gibi sahte ahlar, vahlar içerisinde geçinip gidiyoruz. Cehaletin karanlığında, güneşin ışıklarının hiç görülmediği, penceresiz kapısız kafalarda vahşet tüm ızdırabını yaşatıyor insanlığa. Kendi penceremizden baktığımızda göremediğimiz hayat gerçekleri aslında ait olduğumuz coğrafyayı tümüyle kuşatmış yakmakta. İnsanlık yanmakta, biz sarı çiçeğin derecesinde faniliğimizin, zayıflığımızın, bîçareliğimizin farkına varmadan, varamadan “toprak, yaprak, ölüm, Hak, insan, hayat” sözcüklerinin manasından, hikmetinden hiç nasiplenmeden geçip gidiyoruz bu devran üzre. Sürü üstüne sürü yığınları arasında kayboluyoruz.
Televizyonu her açışımda yahut radyodan geçilen her bir haber başlığında cehennemî sözcüklerle her dem temas halindeyiz. Şiddet, acı, elem, gözyaşı!.. Buna rağmen gaflet içerisinde besmelesiz, şükürsüz, duasız zamanlarda nereye gittiğimizi bilmeden almış başımızı gidiyoruz. Hayat bir nefestir. Hayatın manası Kanuni hükmünde “bir nefes sıhhat” üzeredir. Bir nefes sıhhat, o nefesin hakkını verircesine aşkla demlenmektedir. Kelam üzere sevmektir, hissetmektir, uyanmaktır, dirilmektir. Ve de vermektir, verdikçe hakkını teslim etmektir. Emektir, emek hikmetince anlamaktır, paylaşmaktır. Hak’ta “Bir”lenmektir. Bir olmanın hikmetinde teslim olmaktır.
“Sordum sarı çiçeğe
Sizde ölüm var mıdır
Çiçek eydür derviş baba
Ölümsüz yer varmıdır

Hak Lâ ilâhe illallah
Allah Lâ İlâhe illallah”
Yunus Emre

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.