Hangi Âdâb-ı Muâşeret?

Bu haber 30 Mayıs 2018 - 2:49 'de eklendi ve 839 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

“Âdâb-ı muâşeret” denildiğinde örf kaynaklı, geleneksel davranış biçimleri ile ahlâk kuralları akla gelmekte ve dinî içerikli bir kavram olarak görülmektedir.

“Âdâb-ı muâşeret” adıyla yazılan ilk kitaplara 19. yüzyılın son çeyreğinde rastlanır. Bu dönemde kaleme alınan âdâb-ı muâşeret kitapları, şehirli ve belirli bir zümreye sahip Osmanlı insanına hitap eden kitaplardır. Bu kitapların gayesi, toplumun Batı’yı örnek alarak topyekûn değişmesi, Müslüman Osmanlı insanının çağdaş Avrupalı tarafından beğenilmesidir.

Bilindiği üzere Tanzimat ile başlayan Batılılaşma sürecinde, Batı’nın yaşam ve kültürü, Osmanlı toplumunun hayatına, kültürüne ve devlet teşkilatına transfer edilmeye başlanmış; Osmanlı devlet yapısı ile birlikte sosyal hayat ve sokak önemli bir değişim geçirmiştir.

Mimari ve sosyal olarak apartmanın ortaya çıkması, Müslüman ve gayrı müslimlerin aynı mahallelerde yaşamaya başlaması, ilk park ve mesire yerlerinin yapılması; lokanta, otel gibi yeni birliktelik mekânlarının oluşması, toplu taşıma araçları bu sosyo-kültürel değişimi hızlandırmıştır. Sokak ve yeni birliktelik mekânları bu değişimin bir vitrinidir.

Geleneksel dönem ile bu değişim döneminde âdâb-ı muâşerete yüklenen anlam da birbirinden farklıdır. Yani iki farklı döneme ait iki farklı âdâb-ı muâşeret algısı mevcuttur.

Geleneksel dönemde âdâb-ı muâşeret, yani görgü ve ahlâk, din ekseninde şekillenen bir olgudur. Gayesi ise görgü ve ahlâk ekseninde bireyin yaşamını düzenlemek ve toplumsal huzuru temin etmektir. Geleneksel dönem ahlâkının da iki temeli vardır:

Birincisi, âdap bilmektir. Büyüğe saygı, kadına hürmet ve mahremiyete saygı başlıca âdap kurallarıdır. İkincisi ise had bilmektir. Haddini bilmek, sosyal yaşamın ve terbiyenin en önemli kuralıdır.

Batılılaşma döneminin kavramı olan âdâb-ı muâşeret ise sekülerdir. Avrupa modernleşmesiyle birlikte hukukun kaynağının dinden insana kayması ile toplumsal yaşam ve kamu ahlâkının kodları da sekülerleşmiştir. Modernleşme dönemi âdâb-ı muâşeretinin gayesi, şehirli insan özelinde toplumun Batı’yı örnek alarak topyekûn değişmesi, Batılı gibi davranması ve yaşamasıdır.

Batılılaşma ile toplumsal yapıyı ve sosyal düzen kurallarını belirleyen felsefenin değişmesi sonucunda din toplum hayatının dışına itilmiş ve özel alana hapsedilmiştir. Yine toplum hayatı “kamu” ve “özel” alan olarak parçalanmış ve yüz yıl sonra önemli bir toplumsal problem olarak ortaya çıkan ayrışmanın temeli böyle atılmıştır.

Dönemin âdâb-ı muâşeret kitaplarının içeriği de geleneksel ahlâk kitaplarından çok farklıdır. Bu kitaplar, seyahat âdâbı, şimendifer (tren) ve vapur yolculuğu, otelde ikamet, umumi yerlerde sofra âdabı, cevelan (gezinti) âdabı, arabalarla yolculuk, bahşiş verme, yeni birliktelik mekânlarında (gazino, tiyatro, park, mesire yeri) davranış şekilleri, kılık-kıyafet, selamlaşma, tokalaşma, reverans, hane içi düzenlemeler, çay davetleri, balolar, vizite, tütün kullanımı, eğlenceler, gayrı müslimler ile ilişkiler, fotoğraf çektirme, düellolar, at yarışları, kadın-erkek ilişkileri, dans gibi Batılılaşma ile gündemimize giren konuları ayrıntısıyla ele alır. Buna göre medenî olmanın ölçüsü; evde, sokakta, yeni birliktelik mekânlarında Avrupalı gibi davranmaktır.

Örneğin, kol verme, reverans, briç çayları, kâğıt oyunları, at yarışı, toplu sporlar, düello, bahşiş verme, dans ve buralarda giyilecek özel kıyafetler ile evde köpek besleme, evlerin salonlarında piyano bulunması Osmanlı toplumunda karşılığı olmayan, ancak modernliğin bir gereği olarak bu topluma önerilen konulardır. Bu durum, sosyal hayatta bir bilinç kaybına neden olmuştur.

Ahmet Mithat’ın kaleme aldığı Avrupa Âdâb-ı Muâşereti Yahut Alafranga (1984), Avrupa âdâb-ı muâşeretini anlatmakla birlikte bu kafa karışıklığını yansıtan ve topyekûn Batılılaşmaya karşı çekinceler ileri süren bir kitaptır.

Toplumsal yaşamın keskin bir virajla yola devam etme kararı almasının üzerinden yaklaşık 150 yıl geçti. Ahlâk ve genel yaşam kuralları konusunda hâlâ kafa karışıklığı devam ediyor. Bugün gelinen noktada, geleneksel ve Batı kaynaklı bu iki farklı âdâb-ı muâşeret yaklaşımını birlikte değerlendirmenin ve âdâb-ı muâşerete değerlerimiz ekseninde daha bütüncül bir anlam yüklemenin daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını düşünüyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.