Hamdık, Pişmeye Durduk « Hamle Gazetesi

Hamdık, Pişmeye Durduk

Bu haber 04 Ocak 2016 - 23:38 'de eklendi ve 643 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Hiçbir ham, olgunun hâlinden anlayamaz,

Öyleyse söz kısa kesilmeli, vesselâm ”

Mevlâna

 

Yeni yıla dair ilk yazımız gönül evimizden içeri giren gönüller sultanı üzerine demlenecek. Dergâhının girişindeki sözler rehberlik edecek bize. “Kâ’betü’l uşşak bâşed in makam. Her ki nakıs âmed incâ şod temam” “Bu makam âşıkların kâbesidir, kim ki noksan gelse burada olur tamam.” manasınca Mevlâna’yı anlamaya, tamamlanmaya durmuştuk. İnsana içindeki özü yani aşkı terennüm ettiren, uyandıran, dirilten sözlerin ehline ziyaret gönlümüzden geçmişti. Öyle ki geride bıraktığımız senenin acılarında, ayrılışlarında, insana dair ümitsizliklerimizde ruhumuzun da şifaya ihtiyacı vardı.

Ben’den geçme zamanlarıydı. Ben’in cehaletinde, ben’in karanlığında kaybolmuştuk. Çöllere dönmüş, rahmetten gurbete düşmüş gönlümüzün, kalbimizin aydınlığa, ışığa ihtiyacı vardı. Kendimize gelmeliydik. Bunca girdabın, keşmekeşin içinden nasıl çıkacaktık? Bir yerde, BİZ demeliydik. Bir yerde, BİZ’de buluşmalıydık. İnsan olduğumuzu hatırlamalı, insanlığımızın farkına varmalı, her şeye rağmen insan olmanın sorumluluğunu yüklenmeliydik. Gözlerimiz, kulaklarımız güzele hasret kalmıştı ki dillerimiz de bereket vadilerinden derlediği aşkla güzel söylemeye, güzel düşünmeye hasret kalmıştı. Dedik ya farkında olmalıydık biçareliğimizin, eksikliğimizin, faniliğimizin. Bunu gördüğümüz anda aşk denizine atılmalı, yanmalı, pişmeli sabırla, edeple insan olmanın yaratılışındaki kemâle ermeliydik.

Bizim insanlığımızı hatırlatan, bizi kendimize getiren bir Çanakkale’miz vardı. Çanakkale’de bir olmaya, biz olmaya uyanırdık. Geçmişin mirasından insanlık damarlarımıza akan bizi uyandıran, bizi dirilten bir birlik merkeziydi Çanakkale. Bir ibret levhasıydı. Yaşlısından gencine, çocuğuna muhakkak okunması gereken bir ibret nâmesiydi aslında Çanakkale!

Bir de bizi gönül dünyamızda derleyen, toparlayan kendimize getiren ibret nâmeleri vardı. Her bir kelâmında gönül dünyamızdaki karanlıkları aydınlatan gönül sultanları. Onlar ki bizleri yokluk günlerimizde asıl varlığa ulaştırıp benden bize, bire ulaştırmamışlar mıydı? Sevgide, edepte, sabırda, hoşgörüde, merhamette ve aşkda insan olmanın yüceliğine erdirmemişler miydi? Yunus Emre’si, Mevlâna’sı, Hacı Bektaş’ı, Hacı Bayram’ı, Niyazi-i Mısrî’si, Aziz Mahmud Hüdaî’si nice nice gönül erleri gönül coğrafyamızda bize rehberlik etmemişler miydi?

Onları okumaktan, anlamaktan aciz düştüğümüz karanlık anlarımızda, kayboluşlarımızda tamamlanmaya ihtiyaç hiç mi duymadık?. İnsanların gözyaşları, feryatları, imdat çığlıkları hiç mi bizleri arayışlara yöneltmedi?

Günümüz insanının kayboluşunda, her türlü çirkinliğin, kötülüğün, cehaletin, aymazlığın hatta cinnete varan yitirişlerinde, düşüşlerinde karanlığın içinde yok oluşa sürüklenirken kendimize gelmemiz, insan olmanın aşkında, BİR’de onun rahmetinde aydınlanmamız için bizi uyandıracak, bizi kendimize getirecek ibret nâmelerine ihtiyacımız var. Bunun merkezi Konya’dır. Konya’da demlenelim. Bunun merkezi İstanbul’da derlenelim. Bunun merkezi Erzurum’dur. Erzurum’da uyanalım. Bunun merkezi Çanakkale’dir. Çanakkale’de dirilelim.

Zamanın esaretinden kurtulup gaflet uykumuzdan uyanalım. Biz dünden bugüne geldik. Güzellikler aldık hükmünü bilemedik, manasına eremedik belki. Sözü de fazlasıyla uzattık vesselam. Ya yarınlarımız, ya çocuklarımız? Onlara nasıl bir gelecek bırakıyoruz?

Ben, ben dediğimiz bizi ayıran, ötekileştiren, sevgisizleştiren, merhametsizleştiren, karanlıklara gark eden her benlikten kurtulmalıyız, arınmalıyız ve kendimize gelip çocuklarımıza, onların gözlerine bakmalıyız. Mirasımızı düşünmeliyiz, emaneti teslim anına kalmadan düşünmeliyiz. Sevgide, aşkta, insanda birleşmeliyiz. İş sözde kalmamalı, sözün manası hükmünde emekte, alın terinde, fedakarlıkta, benden vazgeçişte, tevazuda mühürlenmeli.

Yoksa her zaman söylerdik, “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.” diye. Ne kadar da kolay söylemesi, ne kadar da güzel söylemesi. Ya manayı tatbik etme, gönül hamlığında pişmeye durmak? Ya sözün hakkını verme manasında atacağımız adımlar? Yoksa herkes bir şeyler söylemekte. İnandırıcı olan yaşanılan sözlerde. “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu.”

“Her ki mâhî zi âbeş sîr şüd/ her ki bî-rûzist rûzeş dîr şüd”

Balıktan başka herkes suya kandı,

Rızkı olmayanın da günü uzadıkça uzadı.

Başta sözü kısa kesmek vesselâm, demiştik. Ve sözün kapısını Konya gezimize ve intibalarımıza ayıracaktık. Nasipse inşaallah haftaya.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.