Gurbete Düşmüş Mektuplar

Bu haber 07 Kasım 2017 - 2:12 'de eklendi ve 1.660 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Hüzün sana içinde sevinç getiren bir zarftır.”

Cahit Zarifoğlu

 

Derste mektup konusunu işliyoruz, mektup örnekleri okuyoruz. İçimde damla damla biriken hüzün günümü, gecemi sardı. Dilsizliğimin, gönül fukaralığımın nedenleri ortaya çıkmaya başladı. Mektup yazmayalı, mektup almayalı ne kadar da zaman geçmişti. Mektup hayatımızdan çekileli, gurbete düşeli yıllar olmuştu. Ruhuma yaşattığım en büyük sürgündü oysa mektupsuzluk.

Aldığım son süreli mektup 2001 tarihli, nadiren aldığım son öğrenci mektubu 2014 tarihli. En son ne zaman mektup yazdığımı ise hatırlamıyorum; muallakta.

“Sevgili Arkadaşım, Aziz Dostum, Arkadaşım, Pek Kıymetli Büyüğüm, Muhterem Dostum” diye seslenen dost sesleri nereye kayboldu? İnsanın insanda buluştuğu dostluğun, samimiyetin, nezaketin, edebin durak yeri mektuplarımızı yitirirken acaba bu dostlukları, samimiyeti, nezaketi ve edebi de mi yitirdik?

Postacılar, muştucularımız sizler neredesiniz? “Postacı!..” diye kapımızı çalan o dost sesini bile hasretle yad ediyoruz. Onlar, çantalarındaki zarfları çıkarıp, içlerinden bize ait olanı uzattığında dünyalar bizim olurdu. Postacının yolunu gözlemek gündelik hayatımızda ayrı bir heyecanı yaşatırdı. Postacılar ailemizden, mahallemizden biri gibiydi. Gah hüzün gah sevinç kısaca hayatı taşırlardı hayatımıza.

Mektup hasret gidermek demek, içindeki yangınların sönmesi demek, dost sesine aşina kulakların o tatlı musikiye ram olması demek, içindeki gurbet ateşinin harlanması demek; mektup biraz hüzün, biraz tebessüm.

Mektuplar sırlarımız, mektuplar özelimiz, mektuplar bizim sesimiz. Mektuplarla ses veriyoruz, mektuplarla ses buluyoruz. Mektuplar bizi hatırlayan, her zaman kabul gördüğümüz bir dost yüreği, mektuplar yolumuzu bulamadığımızda doğru istikameti gösteren bir rehber, mektuplar yalnızlığın karanlığında kaybolduğumuzda ruhumuzu aydınlatan bir mum ışığı, mektuplar sözümüz, mektuplar türkülerimiz, mektuplar hayatımız.

Mektuplar gurbete düşeli başımıza neler geldi neler? Bize ses veren bir gönül dostunu kaybettik. Sesimiz kısıldı; arkadaşlığı, dostluğu, akrabalığı unuttuk.

Önce telefonlar girdi hayatımıza; artık düşünmeden pervasızca konuşmalara giriştik. Bu konuşmalar öyle uzadı ve çoğaldı ki “Ağzı olan konuşuyor” bir slogan halini aldı. Mektuptaki düşünme payı, saygı, samimiyet ve edep yerini sırf çalçeneliğe bıraktı. Hele duygular.. Sevgi, özlem, hasret, gurbet, sıla, firkat, vuslat ve de aşk sadece mısralara terk edildi.

Ve iletiler, mailler, smsler. Ne kadar da soğuk, itici bizden olmayan kelimeler.. Mahkumiyetimizin yükü arttı. İletişim, teknoloji çağı kısa kısa mesajlara, özünü terk etmiş, uyduruk söylemlere mahkum etti bizi. Güya zamanla yarışan insan sözü kısalttıkça, dili güdükleştirdikçe manayı da kaybetti. Odasına, kendi iç dünyasının yalnızlığına mahkum insanlara dönüştük. Mektuplarımızı yitireli Cahit Sıtkı’nın mısralarındaki gibi “Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir / Gün geçtikçe artıyor yalnızlığımız” 

Oysa gönül dünyasında, hal dilince, ruh kelamınca beşer insan olma yolunda insanla tamamlanır. İnsan insanda güzelleşir, boy verir, el verir, omuz verir. İnsan insanla hemhâl oldukça yar sesini duyar. Şairce “Aşk iki kişiliktir.”

Mektuplara yazdık acılarımızı, sevinçlerimizi, hasretimizi, yalnızlığımızı.. Yeri geldi türkülerimize geçirdik mektuplarımızı gurbete çalışmaya giden yarimize sitem ettik : “Gayri dayanacak gücüm kalmadı / Mektuba yazacak sözüm kalmadı”.

Yeri geldi şehitlerimizin emaneti oldu mektuplarımız. Anadolu’daki anası Çanakkale’deki yiğidine mektupla “Kınalı Kuzum” diye seslendi. Yeri geldi asker ocağından taşan hasret, özlem duygularıyla yazılan mektupların mektupların en hası oldu.

Yeri geldi mapushanede dile geldi mektuplar.. Sabahattin Ali’nin, Nazım Hikmet’in, Kemal Tahir’in, Necip Fazıl’ın dilinden edebiyata ram oldu. Necip Fâzıl, “Zindandan Mehmet’e Mektup”’ da yaşadıklarını mektupla mısralara döker.

“Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı? .. Belki… Daha ölmedim!”

Ve aşklar Kafka’dan “Milena’ya Mektuplar”, ve yıllar geçse de hiç tükenmeyen dostluklar Cahit Sıtkı’dan “Ziya’ya Mektuplar” Daha yüzlerce, binlerce örnekler. Hayatımızın şahitleri, tarihi belgelerimiz, gönül ırmaklarımız mektuplarımız gurbete düşeli duygu dünyamız, ruh iklimimiz kuraklaştı. Aile, akraba, arkadaş, dost, komşu sesine, insan sesine hasret kaldık.

Gelin mektuba tekrar sarılalım, onu düştüğü gurbet elinden çıkaralım. İnsanlığımızı, sevgimizi, saygımızı, hasretimizi, özlemimizi kısacası bizi “İnsan yapan”, “İnsanda buluşturan” duygularımızı mektuplara dökelim. Hüznümüzü zarflara koyup sevinçlere ortak olalım.

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.