GÜNDEMDEN ÇEŞİTLEMELER  

Bu haber 08 Kasım 2016 - 0:02 'de eklendi ve 756 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

 

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Gelin bugün kısa kısa konulara “dokun-geç” yapalım…

 Selo’nun Sonu

Mesela Selo konusu…

Geçen sene, Sayın Cumhurbaşkanımızı kasd ederek ne diyordu Selo: “Korkmayın, adilce yargılayacağız.”

Dokunulmazlıklar kaldırılınca ne demiş Selo: “Hiçbir arkadaşımız tıpış tıpış gidip savcılıklara ifade vermeyecektir. Bu o kadar kolay olmayacak.”

Valla gördüğüm kadarıyla hiç de zor olmamış. Polis gitmiş; buyur etmiş… O da davete icabet etmiş ve ondan sonra ver elini savcılık, mahkeme ve uçakla nakil… Ve ver elini Edirne Cezaevi…

Diğer 8 kişi de aynı kolaylıkla adli işleme tâbi tutuldu ve kıyamet de kopmadı hani…

Korkma Selo!… Dediğin gibi adilce yargılanacaksın.

Kılıçdaroğlu Meselesi

Kılıçdaroğlu eski hamam eski tas.

Geçenlerde matbaanı geç gelmesi ve okuma oranının düşüklüğü üzerinden yaptığı Osmanlı eleştirisi artık kabak tadı vermiş bir eleştiridir. 1960-1970’lerde yapılırdı bu eleştiri ve bunların hepsinin cevabı da o yıllarda bilimsel dayanaklarla verilmişti. Anlaşılan Kılıçdaroğlu, bunlardan hiç haberdar değil. O haberdar değilse bari birileri o cevapları okuyup Kılıçdaroğlu’na öğretse çok iyi olur.

Matbaanın geç gelişini dine bağlayan zihniyet, müstensih ve hattatların meslek direnmelerinden habersiz bir şekilde yorum yapmışlardır. Hele okuma oranının düşüklüğü ile yapılan Osmanlı eleştirisinin son derece saçma bir eleştiri olduğu yıllar önce söylenmişti. Ve o zamanlar denmişti ki, “O yıllarda sadece Osmanlıda değil, bütün dünyada okuma oranı çok düşüktü. Kölelerin, göçmenler ve paryaların bu istatistiğe dahil edilmedikleri yerlerde okuma oranı yüksektir elbette. Buna bir de İngilizce ve Fransızca propagandası eklersen, oran hepten şaşar ve amacı dışında kullanılmış olur. O yıllarda bütün dünyada okuma oranı aşağı yukarı bir birine yakındır ve çok düşüktür. Hayatı ve üretmeyi okumaya değil de irfana ve tecrübi bilgiye göre tanzim eden bir hayat, okumayı pek gerektirmez.

Bir de HDP’ye dokunulduğunda Kemal Beyden ses gelmesi meselesi var.

Demokrasiye kimsenin bir şey dediği yok ama demokrasiyi terör için araç olarak kullananlara da bişi de ey Kılıçdaroğlu… Suret-i haktan görünüp demokrasi düşmanlarına arka çıkmayı bu millet affetmez. Unutulmamalıdır ki cehenneme giden yollar, iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.

Cumhuriyeti kuran partinin PKK destekçilerine arka çıkması, vicdanları yaralar.

Aman dikkat Sayın Kılıçdaroğlu.

Kerkük Meselesi

Kerkük, Musul ve Erbil, Misak-ı Millî sınırlarına dâhildir. Hatta Kuzey Suriye de dâhildir. Kıyamet bugün bu iki coğrafyada koparılıyor. Yani kıyamet Misak-ı Millî coğrafyasında. Tayyip beyin dediği gibi bu sınırları gönüllü bir şekilde kabul etmediler; dayatma ve siyasi oyunlarla kabul ettirdiler ama bir grup aydın, bu sınırları asla kabul etmedi. Dayatılan Lozan, savaşı ertelemiş bir anlaşma olarak insanlığın yüz karası şeklinde tarihte yer aldı. Lozan’ın ertelediği savaş şimdi hortladı. PKK, DEAŞ, FETÖ ve bilumum terör örgütlerinin ortaya çıkış sebebi Lozan’dır. Tıpkı Trabzon mebusu Ali Şükrü beyin kat edilmesi ve Birinci Meclis’in lağvedilmesinin de sebebinin Lozan olması gibi. Ali Şükrü Bey Lozan’a karşı olduğu için katledildi; Birinci Meclis, Lozan’ı imzalamayacağı için lağvedildi.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI
Şeref ŞEN 09 Kasım 2016 / 21:17

Kısa öz ve aydınlatıcı, tebrikler hocam.

Muammer Özdemir 10 Kasım 2016 / 08:44

Şimdi marketlerin sepetlerinde kitaplar satılıyor. Hem de ucuza. İnternetten de kitaplara ulaşmak kolay. Tüm marketlerin kitap reyonları var. Sanki okuyan sayısı arttı mı? Kitap alan ve okuyanlar yine eskiler aynı insanlar. Gençlerin elinde kitap görmüyoruz. Muğla’da üniversite var. Oturdukları yerlerde kimin elinde kitap var diye inceleyin. Elinde kitap okuyanı belki hiç göremeyeceksiniz. Mesele matbaanın geç gelmesi değil. 1980 öncesi Muğla’da bir tek uyarış kitapevi vardı. İlçelerde yoktu. Kitap almaya ilçelerden Muğla’ya gelirlerdi. O zamanlar kitap okumak tehlikeliydi. Elinde sol yayın varsa sağcılardan dayak yerdin. Sağ yayın varsa tersi olurdu. Polis kitapları suç aleti olarak masalara dizer fotoğraflar basına servis ederdi. Ucunda hapis vardı. Ama buna rağmen nitelikli bir okuyan kitle vardı. Aynı kesimin hayatta olanları okusalar okumasalar da kitap almaya devam ediyorlar. Kitap okuma meselesini matbaanın geç gelmesine bağlamak işin kolaycılık tarafı.