Gündem Terör Olunca

Bu haber 13 Ağustos 2015 - 23:42 'de eklendi ve 1.153 kez görüntülendi.
Ünal Bozyerunalbozyer@hamlegazetesi.com.tr
Sosyolojik Bakış

Terör örgütü ve sözcülerinin çözüm sürecini bitiren açıklamaları, fütursuzca devleti ve toplumu sürekli tehdit etmeleri, sürekli şiddet içerikli dil ve üslup kullanmaları, Suruç’ta, Silopi’de ve pek çok yerleşim yerinde patlayan bombalar, mayınlar, araç yakmalar derken güvenlik kuvvetlerimizin müdahaleleri ve operasyonlarıyla uzun bir aradan sonra ne yazık ki yine terör ülke gündemine oturdu. Bu ortamı arzu etmeyenler olduğu gibi bu ortamı büyük bir şehvetle arzu edenler nedense hep var oldu.

Çatışma ve şiddet ortamının kimseye hayır getirmediği ve getirmeyeceği defalarca test edilmesine rağmen coğrafyanın da etkisiyle hemen düşük yoğunluklu savaş girdabına sürükleniyoruz. Bu ortamlarda soğukkanlı değerlendirmeler de beklenemez. Zarar verme, yok etme psikolojisiyle göz gözü de görmez. Akan kanın durması, acıların çoğaltılmaması, barış ve huzurun ülkemize ve topraklarımıza dalga dalga yayılması yine başka baharlara kaldı.

Oysa 1984’den bu yana yaşanan çatışma ortamının kimseye bir şey kazandırmadığı tespit edilerek barışa, kardeşliğe ve toplumsal sözleşmeye bir şans tanınmıştı. Dönemin siyasi iktidarı büyük bir siyasi risk üstlenerek, çözüm süreci adı altında farklı bir bakış açısı geliştirerek, bölgede en azından silahların susmasını sağlamıştı. Her türlü spekülasyon ve kışkırtmalara karşı iktidar iki buçuk yıl direnebildi.

Ülke içinde barışın ve huzurun sağlanmasıyla bölgede örnek ülke konumuna gelebilecek Türkiye, pek çok ülkeyi tehdit eder hale geldi. Anlaşılan bölgede güvenli ve istikrarlı gelişen ülkeye izin verilmiyor. Bölgemizde ideolojik, etnik ve dini farklılıklar bir süre sonra çatışma boyutuna sürükleniyor. Bölge halkları yüzyıllardır birlikte yaşama kültürüne ve geleneğine sahip olsalar da farklılıkların istismarında güçlük çekilmiyor ve bölgemizde şiddet eksik olmuyor.

Farklılıkları perçinleyen söylem ve eylemler yerine birlikte yaşam ve kardeşlik temelinde siyaset üretemiyoruz. Son yıllarda sosyal medya mecralarında sık sık şahit olduğumuz gibi her alanda hemen şiddet eğilimlerine yönelebiliyoruz. Medyada, trafikte, sosyal ortamlarda ve konutlarda hemen hemen her gün şiddet örnekleri sansürsüzce sergilenmektedir. Aslında birebir konuşmalarda herkesin bu ortamlardan şikâyetçi olduğuna da şahit oluruz ama toplumsal yaşama katıldığımız anda şiddet ve nefretin kucağında buluruz kendimizi.

Ülkemizde toplumsal barışın ve uzlaşının sağlanmasında Çözüm süreci doğru bir hamleydi ya da mutlaka değerlendirilmesi gereken farklı, alışılmadık bir siyaset yoluydu. Ama süreçte her şey yolunda gitmedi. Kamudan, sivil topluma ve siyasal partilere kadar her kesim üzerine düşeni yapabildi mi? Elbette ki hayır.

Bu süreç bir taraftan da her kesime farklı bir deneyim kazandırdı. Devletin çelik yumruğu yerine şefkatli yüzü de uzun bir aradan sonra bölgede görüldü veya denendi. Toplumun ve halkın sürece hazırlanması sadece siyasetin hatta sadece siyasi iktidarın omuzlarında kaldı. Bu konular başta olmak üzere süreçte aksayan, yolunda gitmeyen pek çok konu vardı. Bu konulardan belki de en önemlisi ve kritiği güvenlik tedbirlerinin ihmal edilmesidir. Örgüt silah bırakarak, ülkeyi terk etme yerine daha fazla silahlanma ve militan kazanma yoluna gitti. Siyasi uzantıları sürekli birbirini yalanlayan söylemleriyle güya örgütün güçlenmesine katkı sağlamaya çalıştılar, barış yolunda samimiyetsiz davrandılar.

Tüm bunlara rağmen yine çözüm sürecinin başta bölge halkı olmak üzere iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Devletin ve toplumun böyle bir siyaset izlemede oldukça deneyimsiz ve hazırlıksız olduğu da ispatlanmış oldu. O halde doğru hamlelerle yeniden barışa ve huzura adım atmalı, akan kanı durdurmalıyız.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.