Gün Işığımız: Gençliğimiz!..

Öyle bir yazdı ki

Sanki gökyüzünde oturuyorduk

Seni öpmek gökyüzünü öpmek gibi

Mavi bir şeydi

Gençlik öyle bir yazdır ki

Ne yurt ne ev ne oda

Yalnızca gökyüzü

Yeter insana

Biz seninle gökyüzünde

Çok oturduk

Gençliğimiz

Çok mavi geçti… çok!.”

Haydar Ergülen

 

Tatil günü sabahı, gazetemin sayfaların arasında dolanırken bir haber dikkatimi çekti : “Zonguldak’ta 12 lise öğrencisi, lösemi tedavisi gören ve saçı dökülen arkadaşlarına destek için saçlarını kazıttı.” ve haberin yanı başında haberin kaynağı gençlerin birlikte çekilmiş fotoğrafı. Fotoğraftaki gençlerin yüzlerini inceliyorum. Gözlerinde kendinden emin, ne yaptığını çok iyi bilen, kararlı bakışları görmenin mutluluğu içimde fırtınalar estiriyor. Bu gençlerin gözlerinden hayat akıyor.

Haberin ayrıntılarını merak ediyorum. İnternette dolanırken bir video dikkatimi çekiyor. Gençler berber dükkanında birer birer saçlarını kazıtıyorlar. Lösemi tedavisi gören ve ilik nakli bekleyen bir arkadaşlarına destek ve moral vermek için saçlarını kazıttıklarını söylüyorlar. Arkadaşları için ne yapabiliriz diye düşünmüşler; ellerinden duadan başka bir şey gelmeyince en azından moral bulsun diye saçları dökülen arkadaşları için saçlarını kazıtıp onunla her daim yan yana olduklarını göstermek istemişler. Ve her birinde bir şey yapmanın saadeti, yarına umut olan nur yüzlü aydınlık gençler!..

Düşünüyorum da yapılan sadece saçını kestirmek ama; altında insanın insanda tamamlandığı güzellikler yatıyor. Gençler, burada bize gösteriyor ki her türlü karanlığa rağmen bir katre ışık er geç her yeri aydınlatacaktır.

İnsan bir kere görmeye görsün aydınlığı; bütün yüzünü aydınlığın kaynağı ışığa çevirecektir. İnsanın mayasında iyiye, doğruluğa ve de güzelliğe ulaşma arzusu hep vardır. Yaratılışının özünde insanın iyide, doğruda, güzelde tamamlanması esastır. Önündeki bütün engelleri aşar, yılmadan mücadele eder. Yeter ki ışığın altında kendine de bir yer olsun.

On iki gençten bütün gençliğe bu aydınlanmayı hayal ediyorum. Gençlerimiz tertemiz, saf ve masum. Hayata ilk adımlarını atacak bütün gençlikte dünyayı yeniden keşfetmenin heyecanını yaşamaları için her türlü imkanı sağlamalıyız. Onlara olan güvenimizi sonuna kadar yaşatmalıyız. Ruhlarındaki asaletin kaynağını teşkil eden Türklüğün bütün güzel hasletlerini ortaya çıkarmaları için hayatı önlerine koymalıyız.

İstiklal mücadelemizin sayfalarında Türk gençliğinin fedakarlıkları, vatanseverlikleri, kahramanlıkları unutulmamalıdır. Gençler sebeb-i hayatımızdır. Atamız bile her şeyin başında Cumhuriyetimizi gençliğe emanet etmiştir. Bu büyük bir sorumluluktur. Türk gençliği bu sorumluğu taşıyacak güçtedir.

“Gençlik nereye gidiyor?” diye soruyoruz. Acımasızca eleştiriyoruz. Neymiş efendim bilgisayarın, cep telefonunun önünden kalkmıyormuş, sorumluluk almıyormuş, sanal ve soyut bir hayat yaşıyorlarmış; insanlıktan, geçmişten, bugünden ve de gelecekten bîhaberlermiş. Peki hiç sorumluluk verdik mi? Özlerindeki ve ruhlarındaki hasletlerden haberdar ettik mi? Vicdanı, adaleti, edebi, iyiliği, doğruluğu, merhameti, saygıyı, sevgiyi ve de aşkı öğrenebilecekleri güzel örnekler olduk mu? Bu güzel örnekleri yaşattık mı?

Hayatı tanımaları, hayatın içerisinde olmaları için fırsat tanıdık mı? İçlerinde sorguladıkları, yaşadıkları çelişkilere cevaplar verebildik mi? Her şeye rağmen “İNSAN” olmanın sevdasını hissettirebildik mi?

Bir misal. Geçenlerde iki kız öğrencim evlerine giderken, elindeki poşeti taşıyamayan bir ninenin kendilerine seslendiğini duymuşlar. Nine kendilerinden elindeki poşetleri taşımak için yardım etmelerini rica etmiş. Üstüne üstlük çıkarıp evinin anahtarını verip kapısını açıp poşetleri evin içinde bırakmalarını tembih etmiş.

Öğrencilerim bir yandan bir yaşlıya yardım etmenin mutluluğunu yaşarken bir yandan da takip ettikleri haberlerin zihinlerinde bıraktığı kötülüklerin eşliğinde şüpheler duymaya başlamış. Yaşadıkları bu çelişki onları vicdanen de çok rahatsız etmiş. Her şeye rağmen insana karşı şüphe duymak istememişler. Ya yaşananlar, ya her gün gördükleri..

Ne diyeceğim bu gençlere? Nazım Hikmet yetişiyor imdadıma:

“O diyor ki bana: /— Sen kendi sesinle kül olursun ey! /Kerem gibi yana yana… /«Deeeert çok,  hemdert yok»/ Yüreklerin kulakları sağır…/ Hava kurşun gibi ağır…/Ben diyorum ki ona :/— Kül olayım Kerem gibi yana yana. / Ben yanmasam / sen yanmasan / biz yanmasak,/ nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.. /Hava toprak gibi gebe. / Hava kurşun gibi ağır. / Bağır bağır bağır bağırıyorum./  Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum…/ “Ben yanmasam / sen yanmasan / biz yanmasak, / nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..”

Evet, her şeye rağmen insan.. Bir kere aydınlanmaya görsün yüreği insanın, ruhu bir kere aydınlanmaya görsün. Kim tutabilir ki?

İşte on iki tane genç hepimize öncülük ediyor. Bu gençlere dikkat edin. Bu gençler bu kadar kötülüğü, umutsuzluğu, karanlığı yaşadığımız bu günlerde GÜNIŞIĞIMIZ, UMUT IŞIĞIMIZ oldular. İstikbalimiz, istiklâlimiz gençler VAR OLUN. İnsanlığa güzel bir örnek oldunuz.

 

 

Okunma Sayısı:189

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.