Gülünçlük

Bu haber 02 Kasım 2010 - 0:00 'de eklendi ve 765 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Ben,
“gülünç olma korkusunun” insanın önemli duygularından biri olduğuna inanırım.

Bu
duyguyu kaybettiğinizde, gülünçleşmekle aranızda en küçük bir engel kalmaz,
rahatlıkla o utanılacak duruma düşersiniz.

Sanırım
bizim generaller bu korkudan kurtulmuşlar.

O
keskin ses tonlarının, sert emirlerinin, bellerindeki silahlarının,
apoletlerinin onları gülünçleşmekten kurtaracağına, ne yaparlarsa yapsınlar
kimsenin onların bu yaptıklarına gülemeyeceğine inanmışlar.

Bunlar,
onları gülünçleşmekten kurtarmaya yetmez.

Tam
aksine, bütün bu ciddiyet ve aşırı sertlik, gülünç davranışların dozunu ve
görünürlüğünü arttırır.

Generallerin
çoğunun yaşı ellinin, altmışın üstünde.

Koca
koca adamlar.

Cumhuriyetin
seksen yedinci yılına “Cumhurbaşkanı’na küserek” giriyorlar.

Cumhurbaşkanının
eşi başörtülüymüş.

E,
ne olacak?

Ülkenin
kadınlarının çoğu başörtüsü takıyor zaten.

Eskiden
generaller, eşinin başı örtülü olan birinin Çankaya’ya çıkmasına engel
olabiliyorlardı, demokrasi dışı bir güce sahip olduklarından hayatın
gerçeklerini yok sayabiliyorlardı, “hayali” bir halkla hayali bir ülkede
yaşayabiliyorlardı.

Bu
artık mümkün değil.

Toplumun
neredeyse bütün dengeleri değişti.

Generaller,
başörtülü kadınlarla eşlerini yok sayacak gücü kaybetti.

Bir
general, başörtülü bir “first lady’nin varlığına tahammül” edemiyorsa eskiden
darbe yapardı ya da darbe yapma tehdidiyle Çankaya’ya çıkacak adamı belirlerdi.

Şimdi
darbe yapamıyorlar.

Darbe
tehdidinde de bulunamıyorlar.

O
kadar çok günahları ve başarısızlıkları ortaya çıktı ki böyle bir girişimde
bulunduklarında toplumdan çok sert bir tepki görüyorlar.

O
zaman geriye bir tek davranış kalıyor.

İstifa
etmek.

İstifa
da edemiyorlar.

Varlığını
içlerine sindiremedikleri bir cumhurbaşkanının “emri altında” yaşamayı
sürdürüyorlar, bunun karşılığında makamlarını, lojmanlarını, apoletlerini
koruyorlar.

Ama
bir general hem durumdan hoşnut değilse, hem istifa edemiyorsa, hem de “tavır”
koymaya kalkıyorsa, işte o zaman gülünç olur.

İtaatsiz
ve nezaketsiz bir çocuklukla “küser” cumhurbaşkanına.

Ne
oldu generaller Çankaya’ya gitmedi de?

“Bunların
kafası hâlâ mı değişmedi” türünden şaşkınlıklar dışında nasıl toplumsal bir
hareket yarattı?

Destekleyen
kim çıktı?

Ülke
“yaşasın generaller” diye ayağa mı kalktı?

Bu
tür çocukluklar artık sadece komik bulunuyor bu ülkede.

Türkiye
bu neviden tuhaflıkları çoktan aştı.

Zamanını
ve enerjisini “general kaprislerine” harcamıyor artık.

Bir
dahaki yıl değilse ondan sonra ki yıl paşa paşa çıkacaklar Çankaya’ya.

Ne
zamanın akışını durdurabilirler, ne zamanın dışında yaşayabilirler.

Biraz
daha zorlarlarsa işlerini de kaybederler.

Türkiye,
başbakana “pezeveng” dedikten sonra terfi ettirilen generaller dönemini
kapatalı çok oldu.

Baksanıza,
Oktay Ekşi gibi bilmem kaç yıldır Hürriyet’in başyazarlığını yapan biri bile
kalemin ölçüsünü tutturamayınca istifa etmek zorunda kaldı.

Toplum
kendi yöneticisine sahip çıkıyor.

Kendi
iradesine sahip çıkıyor.

Politikacılar,
generallerle yazarların kolay hedefi değil artık, onlar bu toplumu temsil
ediyorlar.

Generaller,
sivil yöneticilerin patronluğunu kabul edip “itaat edecekler” ya da gülünç
duruma düşecekler.

Türkiye’nin
değiştiğini, ölçülerin değiştiğini, toplumun değiştiğini fark etmeyen herkesin
işi zor bundan sonra, “eski alışkanlıklarından” kurtulamayan herkes hayatın
kenarına çekilmek zorunda kalır.

Toplumun
dokusu ve ilişkileri, yeni bir hayatın kurulmasını gerektiriyor.

Yeni
bir üslup, yeni bir anlayış, yeni bir ilişki biçimi yaratılacak.

Buna
ayak uyduramayanlar ise kendi küçük hayatlarının kozasına dönüp orada
yaşayacak.

Ahmet
Altan       Taraf / 31.10.2010

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.