GRUP TOPLANTILARI

Bu haber 11 Nisan 2013 - 0:03 'de eklendi ve 944 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

9 Nisan 2013 Salı günkü partilerin grup toplantıları eskisinden farklı değildi. Bu haftanın özelliği muhalefetin biraz uyanmış olması idi. Fakat çok geç kaldığını da anlayınca adeta yırtınmak ne getirecek? Bunun adına kıpırdadıkça batmak denir. Nitekim, muhtelif kamu oyu yoklamaları açıklanıyor görüyoruz. Ben iktidar partisinin yıllar geçtikçe oyunun Yükseldiğini hiç görmedim. Acaba bunun sebebi nedir?
Evvela her parti iktidar olmak için muhalefet yapacaksa bunun yolu, seçmenlerin isteklerini bilerek yaklaşmak gerekecektir. Ama bunu yapmak yıllar ister. Burada benim yaşıtların yaşadığı çok acı günlerin sebebi olanlar aynı acıları tekrar yapacakmış gibi bir hava içinde olurlarsa dünya durdukça gerilere giderler. Hiçbir şekilde ilerlemeleri mümkün olmaz. Merhum Türkeş, 27 Mayıs olayının içinde olduğu halde, kendisini millete af ettirmesini bilmiştir. Onun liderlik ettiği Ülkü ocakları bizlerin çocuklarıdır. Bizler Adalet partisinde yetkili görevlerde iken bile Türkeş’in gençliğini çok seviyorduk. Onların sıkıntılarında hep yanlarında oluyorduk. Çocuklarımız sol fraksiyon derneklere girmesin diye küçük yaşlarda yönlendiriyorduk.
Ülkü ocaklarının düşmanı CHP gençliği idi. 1980 öncesi Komünizm’i getirmek için kullanılan CHP’nin kolladığı gençlik 1960 yılından itibaren 20 yıl sokakları kana boyayan gençlik; kahveleri tarıyordu, Bankaları soyuyor, Kültür sarayını yakıyor, gemileri yakıyordu. Bunlardan ele geçenleri hiç korkusuzca kendilerinin komünist olduğun yüksek sesle söylüyordu. Bunların yakalanmalarından itibaren, karakolda Savcılıkta, mahkemede onları kurtaramazlarsa, Mecliste idamdan kurtarmak için sabahlara kadar mücadele edildiğini çok yazdım. 1980 öncesi bu çok kötü günlerden ancak askerlerin kurtarabileceğini o tarihte hep yazdık ve söyledik. Adalet partisi iktidar ama bütün Devlet yönetimi sanki, CHP ile Temelli senatörlerin elinde idi. Bu ortamda Askerin Genel Kurmayı 12 Eylül ihtilalini yaptı. Kenan Evren paşa halkı dinliyordu, sıkıntının neler olduğunu iyi tespit etmişti. Evvela temelli senatörlük iptal edildi. Buna hemen isyan eden CHP’lilerin bir kısmını bir yere gönderdi ve gözaltına aldı. Askerler Adalet Partileri suçlu görmüyordu, hatta bir tek AP’li bile tevkif edilmedi. Ülkücülerin sol ve komünistlerle mücadele ederken zoraki suçlananlar gözaltına alınmıştı.( Komünistlik bu gün tehlike değil, asıl tehlike Masonluk olduğunu yaşayarak öğrendik.)
Ancak, bu durum Adalet Partisi lideri olan Süleyman Demirel’in işine gelmiyordu. İlle de kendisi de gözaltına alınmalıydı. Bu düşünce onun geçirdiği denemeler den kaynaklanıyordu. Bu hususta şahit olduğum bir olayı hala düşünür şaşarım.
1981 de Marmaris’e gelen Demirel’i ziyarete gitmiştik. Bizden evvel Marmaris AP ilçe başkanı olan Salih Yüce ile Deniz gezisi sırasında, orada bulunan partililere demiş ki, Bu Anayasa’yı hayır oyu kullanalım. Bunu bize Salih Yüce anlattı. Salih Yüce birde dedi ki, kendisinin gözaltına alınması için bazı gazetecilerin devrede olduğunu sezdim derken, iki gazeteci Lidya otelin terasında göründü. Cüneyt Arca Yürük ile Yalçın Doğan bize doğru yaklaşmadan Demirel heyecanla onları ayakta karşıladı ve sarmaş olarak başka bir salona gittiler. Aradan çok geçmeden de zaten kendisini gözaltına aldılar. Gerisi malum, gözaltı sona erince adeta badem gözlü oluverdi. Benim tencerem, benim köylüm falan diyerek, yapılan mahalli seçim de CHP’nin her yerde seçimi kazanmasına sebep oldu. Devamla CHP ile Doğru yol seçimde ittifak ettiler: Netice de biliyorsunuz, 1991 seçiminde Doğru yol partisi en çok oy aldığı için Demirel başbakan tayin edildi. CHP ile beraber iktidar oldular. Bu tarihten sonra Kenan Evren in dönemi kapanıyordu. Ve 1980 ihtilalinden önceki hava sessizce geliyordu. Bu dönemde birçok değerli insan öldürülüyor fakat faili bulunamıyordu. Demek ki o tarihlerde Ergenekon hareketleri başlamış oluyor. Turgut Özal’ın ölümü sonucu Demirel’in Cumhurbaşkanı olması ile Askerlerin açıkça her şeye yön vermeye başladığını görüyoruz.
1995 seçiminde en çok oyu alan Erbakan’ın partisi Doğru yol partisi ile ortak hükümet oldular. Bu iktidarın başında ve sonunda Paşalar ile Demirel in ortak hareket ettikleri ortaya çıkmıştı. Askerlerin eşleri kapalı giyimli ise ordudan atılması yeterli sebep sayılıyordu.
Milletimiz bu ortamda gelecek ilk seçimde oy vereceği siyasi partinin yalnız MHP olduğunu düşünüyordu. Ancak lider Bahçeli oy deposu olan kurumlara uzak dururken, kurnaz Ecevit sağdan oy alabilen tek solcu lider ünvanını kazanmış oldu. Ecevit seçim boyunca Fetullah hocanın okullarına gittiğini orada istiklal marşını dinlediğini, okulların bahçesinde Ata’nın heykelini gördüğünü, okullarda Türkçe eğitim yapıldığını gördüm. Bu insanların yaptığı hizmeti hiçbir Türk hükümetti yapamadı diyordu. Bu insanları suçlamak yerine madalyalar takmalıyız.
Nitekim seçim neticesi Ecevit başbakan oldu. Askerlerin tam emrinde olan bu hükümet ve liderler in siyasi hayatı 2002 3 Kasım seçimlerinde tamamen bitmişti. Bahçelinin diretmesi son çare mi? CHP’nin tekrar gündeme gelmesi ise Ecevit in partisinin bitmesiyle olmuştur. Bu çırpınmaların askere çağırışım olduğu anlaşılıyor. Eğer öyle ise daha da zor ve kötü durumdur.
Yukarıda bahsettiğim iki partimiz, yaşamlarının ihtilal olmasına bağlı olduğu anlaşılmıştır, Mahkemelerin verdiği kararlarda ihtilallere hazırlananların terörist örgüt olduğu açıklandı. Terör örgütüne sahip çıkanların, PKK canilerine uzak durması inandırıcı değildir. Çünkü her ikisi de Türk devletini ve hükümetini hedef almaktadır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.