Gözyaşlarının Hükmü Yok!..

Bu haber 30 Kasım 2015 - 23:35 'de eklendi ve 978 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Zaman ne kadar yakın, ufuk ne kadar uzak

Menzile girmiş canlar, el ayak çekilmiş
Gözyaşlarının hükmü yok!..

Baharda çiçeğe durmuş bademler gibi
Genç yaşında şehadeti yazdırmış pak alnına
Kan ağlar yüreğim, hükmü yok!..”

Yunus hallinde, Yunus kelamında teslim olmuşuz. Dünyada dünyalık hallere dayanacak gücü Kimsesizler Kimsesine sığınmada, teslim olmada buluyoruz. Yoksa yüreklerimiz yangın yeri, her yeri yakıp kavuruyor. Ruhumuzda dizginleyemediğim isyan kasırgaları yerleri gökleri inletmekte. İnanır mısınız haftalardır bu cümleleri kurmakta, ateşîn ifadelerin sınır tanımayan duygulara nokta koymakta epey zorlanıyorum. Her şehit haberinde yanan, yandıkça küllerinden taze kıvılcımlarla harlanan yüreklerimiz “insan fıtratının” getirdiği enginlik içinde unutma hazinesinden demleniyor. Farkında olmadan dağların bire eridiği yerde insanın ne kadar güçlü bir dayanak noktası bulduğuna hayretle tanıklık ediyoruz.
Bir de “ateş düştüğü yeri yakar” sözünün esasınca yangın içimizde olunca ateşin hükmü de kalmıyor. Gerçi ailenin merkezindeki acıya, kedere mana hükmünde değildir ama; biz de yanmaktayız kendimizce. Bir zamanlar dimdik duruşuyla, kararlı çalışma azmiyle “bu hayata gol atanlardan” olmasına tanıklık ederek gururlandığımız öğrencimiz, evladımız olunca yaramız daha derinden dağlanıyor. Gözyaşları hükümsüz!. Öyle ki her biri artık güzel bir hatıra niteliğinde olan fotoğraflarına baktığımızda daha dün yanımızdaymışcasına, hiç ayrılmamışcasına bir yerde zaman donuyor. Her bir hatırasında acılar tazeleniyor. Okulun her yerinde koridorda, sınıfta, sıralarda, tahtalarda ondan izler, sesler bürüyor film şeridi gibi. Ya ailesi; anası, babası, kardeşleri.. Dedik sözün hükmü yok!
Bir gül goncası koptu dalından, şerha şerha dağıldı yaprakları; kan kırmızıydı düştüğü yerleri yakıyordu. Bir gül goncası hükmünde vatan, millet, bayrak aşkında sırra ermişti bu gonca gül! Her bir yaprağındaki çiğ damlası bir gözyaşına timsaldi. Bir yanda ateş, bir yanda rahmet damlası. Ateş ve suyun hükmünü aşk vermişti. Teslimiyet, şükür, sabır, izan, irfan ve de inanç ruhu tamamlamış iman dolu bir göğse nakşolunmuştu. Ve de hüküm tecellisini bulmuş şehadet şerbetini içmişti.
Yunus’un kelamında nice ocaklar yangın yerine dönmemiş miydi? Yine aynı Yunus kelamında cevabını aramamış mıydı yangın yeri gönüller?
“Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm / Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi.” Yüce Allah ayetinde müjdelememiş miydi; “Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin, bilakis onlar diridirler; fakat siz hissedemezsiniz.” diye. Bu müjdenin ruhlara kattığı iman gücüyle şehadet şerbetini aşkla içmemiş miydi onca yiğitler? O yiğitler ki her biri alpdi, alperendi.
İşte bu duygular eşliğinde hareket etmiştik şehit evladımızın baba ocağını ziyaret etmek için. Yıllardır takip ettiğimiz onca yangın yerinden biriydi bu aile ocağı da! Sıfatlara, betimlemelere, durum hakkında malumatlara başvurmaya hiç gerek yok. Çünkü sözün bittiği yerdeyiz. Bu dünyanın ibret levhaları devreye girmiş durumda. Anadolu insanının yalçın kayalıklar içindeki yaşamından yansıyanlarda yine şükür, yine teslimiyet, yine vakur dolu bir duruş var. Bu duruşun tahlilini yapmaya ülkemin insanlarının ihtiyacı var.
Bu bir zorunluluk. Okulumuzu temsilen ziyaretimize eşlik eden evlatlarımın gözlerine bakıyorum. Gözyaşları günlük sıradan amiyane tarzla küçük hiçliklere boğulmuş nedensiz yüzeysellikte değil. Gözlerinde beliren yaşlarda gönülden gelen acının derinliğini hissediyorum.
Bir yanda bir ana karşımda duruyor. Gözlerine bakamıyorum. Onun gözlerinde şehit evladımı görüyorum. Başımı kaldıramıyorum. Biz oraya bir damlacık destek vermeye gidiyoruz. Şehit annemin duruşunda, kararlığında, şükründe, edasında, vakarında, teslimiyetinde daha bir güçleniyor yürekler. Bu ailelerin yüreklerindeki iman gücü sayesinde bizler bugün kopyalanmıyoruz, “biz” olma gücünü buluyoruz. Onların “vatan sağolsun.” düsturunda uyanıyoruz gaflet uykusundan, kendimize geliyoruz. Bu uyanış ne zaman bir dirilişe, bir haykırışa dönüşecek. Yüzlercesinde, binlercesinde mi? Sözün hükmü yok!
Ziyaretimiz esnasında çok özel paylaşımlarımız var. Tafsilatı bize kalsın. Hususiyet arz etsin. Herbir Anadolu insanının yangınında bu asaletin ibret dolu sayfaları yok mu? Mayıs 2014 Soma’dayım. Ziyaretine gittiğimiz Zehra Ana’mda aynı duruş, aynı ruh, bütün acısına rağmen aynı kucaklayış. Yine Mart 1992 Erzincan’ındayız. Yine bir şefkat, bir dem teselli ziyareti. Karşımda Muhittin dedem duruyor, Ayşe ninem duruyor. Onlarda da aynı vakur duruş, aynı iman gücünde teslimî yaklaşım. Hepsinde aynı şükür cümleleri, dualar, niyazlar. Hep hayra yöneliş, Yüce Yaradan’a teslimiyet. Kötülükler, şerler insandan; hayırlar, güzellikler Allah’tan.
Sözün hükmü yok! Şehit evladım, zeytin gözlüm, gök ekinken biçilen gonca fidanım, en büyük şehadet sırrında eren evladım Altuğ Pek yattığın yer nurla dolsun. İnşaallah ol vakitte şefaatçimiz olursun!
“Gözler görmez olmuş, yürekler hissetmez
Yerle bir olmuş hayâller, dilekler, umutlar
Feryadın, figânın hükmü yok!..

Kapıda yolunu gözleyen analar, babalar
Boyunlarını eğmiş, rıza göstermiş kaderine
El âmân dilemenin hükmü yok!..”
İsmail Zorba

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.