Gönül Defterinde Borcu Olanlar

Bu haber 25 Nisan 2017 - 0:26 'de eklendi ve 710 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

 “Gönül defterinde borcu olanlarYaşla kapatırlar hesaplarınıSeveni unutup zevke dalanlarÇeker yudum yudum azaplarınıİlhâm Behlül Pektaş 

Nisan ayının ev sahipliğinde rahmet yağmurlarının serinliğinde şehrimizi taçlandıran etkinliklere yetişmeye çalışıyoruz. Üniversitemizin AKM A salonundayız. Büyük bestekar Amir Ateş’in onur konuğu olduğu ve de bestekarımızın şarkılarının sunulduğu güzel bir konser programındayız. Üniversitemizin çok değerli hocası Erhan İşseveroğlu’na müteşekkirim bu güzelliklerden bizleri istifade ettirdiği için.Sahneye TRT sanatçılarından Yıldırım Bekçi çıktığı anda sahne duruşunda “edebin, saygınlığın” hükmettiği bir icranın mükemmelliğine tanıklık ediyoruz. Üstadın şarkılarından biri bizi başka zamanlara, başka mekanlara geçiriyor:“Gönül defterinde borcu olanlarYaşla kapatırlar hesaplarını”Tatlı bir nağme eşliğinde seyre çıkıyorum. Artık ruhum farklı âlemlere dalıyor. Güftesinden bestesine; her notasında, her mısrasında başka iklimlere dalıyorum. Hayata dair tek gerçeği hatırlatıyorlar: “İnsan’a ait tek bir gerçek vardır, yine insan olabilmek, yine insan kalabilmek.” İnsanız, bu dünyaya gelişimizin bir hikmeti olsa gerek. Çektiğimiz çilenin, döktüğümüz gözyaşının, yaşadığımız onca acının bir yerde tamamlandığı anlar olsa gerek ki insanca yaşayacağımız güzelliklerin, mutlulukların farkındalığını yaşayabilelim.Gözümüzün nazlısı güzel insan, senin merhametinin, senin şefkatinin, senin iyiliklerinin sırrı “Hakk”ından değil mi? O zaman merhametinle, şefkatinle, iyiliklerinle dünyanın güzelliklerinde tamamlanıyorsun. Yaşadığın her mutluluğun, her iyiliğin aslında sadece sana ait olan biricik hakikatin sırrınca uyanışta olman gerekir. Sen rehavetin tatlı uykusuna daldığın an unutuluşa mahkumsun demektir. Ey unutuş, gösterme bana “ben”in yüzünü. Bütün kapılarım sana kapalı. Ben yalanın gerçeklerine inanmam. Yoksa gerçeğin yalanlarında kaybolurum.Söze nağme katmadan özüne dönelim. Bakın, burada dahi benlik hakikati süsleme gafletine düşüyor. Özünde kendi içimize dönelim. Bir şarkının nağmelerindeki hatırlanışla uyanalım. Gönül defterimizi açıp bir daha bakalım. Kendimizle hesaba girelim. Her kapattığımız hesabımızın ardımızda bıraktığı izlerden takip edelim adımlarımızı. Yol, bizi nereden nereye getirecek. Ayrıntılarda boğulmanın manası yok. Her bir ayrıntı aslında tamamlanmamız gereken asıl gerçeği bize göstermeli. “Her şey sevdadan yana, her şey aşktan yana.”Biricik servetimiz insanlığımızda saklı aslında. İnsana dair bıraktığımız izlerde, hatırlanışlarda. Yoksa ayıp ile kayıp arasında bir yerde kaybedilenler mahkumiyetimizin zincirlerini daha sıkılaştırır. Hep bizden, hep bir parçamızdan kaybettiklerimiz hükümsüz birer kuru yaprak gibi dağılır giderler. Her bir giden bizden bir parçadır, öyle bir parça ki bir daha yerine koyamayacağımız güzelliklerden bir parça. Sessiz ve derinden görür zaman tüm hesabını. Almış başına gitmektedir benlik. En kötüsü artık hiç görülmeyen ve hiç bilinmeyen, bilinmeyecek olandadır gerçek.Zaman karşımızda hep hüzün, hep hüzün yüzünü gösterecektir. Oysa ki anın içerisinde sevdanın, aşkın rehberliğine bıraksak kendimizi her bir fedakarlığımızın, her bir feragatımızın bize kazandırdığı insanlık nezdinde bir tamamlanış olduğunu fark ederiz. Öyle bir tamamlanış ki sırrı sevdanın her bir zerresince aydınlanan, nurlanan, yeşeren, tomurcuklanan ve de canlanan bir insanın dirliğinde saklıdır.O öyle bir dirlik ki huzur demek, umut demek aslında. Benim yapamadıklarıma, benim eremediklerime bir yerde bir vakitte kavuşulması demek. Beni rahatsız eden, şikayetlerimin tek kaynağı eksiklerimin, çaresizliğimin çaresi demek. Aslında farkına vardığım yaşla kapattığım tüm hesaplarını yudum yudum her zerresinin tadına vararak eriştiğim aşkta olduğunda. Yine nağmeler arasından mısralara, sözlere dönelim, kendimize gelelim.“Sevda bir uykudur, dalan uyanmaz.Dalında sabaha kalan uyanmazBaşını zevklere salan uyanmazUyanınca görür seraplarını”Artık serap görmediğimi anlıyorum. Zamana yenik düştüğümden bu güzel konserin finalini göremeden ayrılmak zorunda kalıyorum. Yarım kalmış bir hüzünle, yarım kalmış mutluluk arasında farklı bir köprüden geçtiğimi fark ediyorum. Elimde kalan alt metinler ise şöyle : “Ayıp ile kayıp arasında bir yerde kaybedilenler… Hep bizden, hep bir parçamızdan…. Sessiz ve derinden… En kötüsü hiç görülmeyen, hiç bilinmeyen ve de bilinmeyecek olan….”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Nilgün AÇIK ÖNKAŞ 13 Ocak 2018 / 09:31

“Gönül defterimizi açıp bir daha bakalım. Kendimizle hesaba girelim. Her kapattığımız hesabımızın, ardımızda bıraktığı izlerden takip edelim adımlarımızı. Yol, bizi nereden nereye getirecek.” sözleriniz yine Koca Yunus’u hatırlatıyor, ne güzel demiş asırlar ötesinden;

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil

Yol odur ki doğru vara
Göz odur ki Hak’kı göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil

Erden sana nazar ola
İçin dışın pür nur ola
Beli kurtulmuştan ola
Şol kişi kim gammaz değil

Er kişi olabilmek herkesin kârı değildir. Er kişi yolda bulduklarını yola çıktıklarına değişmez, hesap kitap yapmaz, çıkar gütmez, Yaradandan ötürü Yaradılanı sever, gönül yıkmaz, gönül yapar Yunus’un dediği gibi;

“Ben gelmedim dava için /Benim işim sevi için /Dostun evi gönüllerdir/ Gönüller yapmaya geldim”