Göç

Bu haber 06 Aralık 2016 - 0:00 'de eklendi ve 669 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Atasever

 

 

Türkiye olarak yıllar var ki bir gerçekle yüz yüze geldik.

Özellikle Cumhuriyetin ilanından sonra.

Ardından 1950-1960 yılları arasında ülke yönetiminde görev üstlenen DP döneminde.

Bu köylerden şehirlere göçtü.

Yaşam koşullarının şehirlerde daha ehveni şer olduğuna inanan ülkemiz halkı, aynı yıllar içerisinde köylerden şehirlere akın etmeye başladı.

Hem de tahminlerin üzerinde bir rakamla.

Böylelikle geçen süre içerisinde kırsal kesimlerde konuşlanan halk yığınları, evini barkını terk ederek şehirlere akın etti.

Bu durum ülke genelinde kırsal kesimler nüfusunun her geçen gün azalmasına neden olurken, kent nüfusu tam tersine arttıkça arttı.

Dolayısıyla göç hareketi sonucu bazı şehirler, tahminlerin üzerinde nüfus yoğunluğa kavuştular.

Özellikle metropol kentlerden İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere, son yıllarda daha belirgin nüfus artışına sahne olan Adana, Bursa, Eskişehir, Konya, Kayseri, Gaziantep, Kocaeli, Sakarya, Antalya ve Mersin gibi iller, aynı göç hareketinin daha bir kalabalıklaştırdığı yerleşim merkezleri olarak yerini aldılar.

Bu yüzden fazla uzağa gitmeden son çeyrek asırlık süreci irdelediğimizde, söz konusu göç hareketinin köylerden şehirlere doğru olduğunu yadsımak mümkün değildir.

***

Peki nedendi?

Neden ülkemiz genelinde böylesine yoğun bir göç sirkülasyonu yaşandı?

Hiç tereddüt yok ki bunun altında yatan temel etken, sosyo-ekonomiktir.

Her ne kadar daha başka sebepler olsa da, halkın köylerden şehirlere akın etmesi altında yatan en belirgin neden, hayatın idamesidir.

Bu nedenle yıllara varan süreçte kırsal kesimlerde konuşlanan halk, çoluk çocuğunu köyünde bırakarak şehirlere akın etti.

Bazıları da beraberinde götürdü.

Klasik bir yaklaşımla taşı toprağı altın diyerek İstanbul olmak üzere diğer metropol kentlere gitmekte beis görmediler.

Hal böyle olunca özellikle büyük şehirlerin nüfusu, tahminlerin üzerinde bir artış gösterdi.

Bu durumda, en büyük sıkıntıyı çekenlerin başında belediye başkanlarının geldiğine kuşku yok.

Özellikle metropol kentler başkanları.

Bugün neresinden bakarsanız bakınız resmiyette 15 milyon olarak gösterilmesine karşın gayri resmi olarak İstanbul’un nüfusunun çok daha yukarılarda olduğu dillendirilmektedir.

Kaldı ki aynı nüfus artışının gözlendiği il sadece İstanbul değildir.

Diğer metropol kentlerde aşırı nüfuslanmanın etkisi altındadır.

Bilhassa Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Antalya ve Konya.

***

Hiç şüphe yok ki günümüz koşullarında yerel yönetimden sorumlu belediye başkanlarının neredeyse tamamının şikâyeti altında yatan neden, aşırı nüfuslanmanın yarattığı sorunlardır.

Onlar bakıp gördü, mevcut nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanılıyor.

Ne yapsalar, ne etseler de tümüyle sorunlar giderilemiyor.

Bir yerde, yeter artık!

Bu kent, daha fazla nüfusun yükünü kaldıramıyor diyerek, adeta feryat ediyorlar.

Hal böyle iken hiç kimse, özellikle büyükşehir belediye başkanlarının serzenişlerini görmemezlikten gelemez.

Sonra, sığ bir yaklaşımla;

Hiç kemse onları zorlamadı.

Mensubu olduğu ilin sorunlarını biliyorlardı.

Buna karşın belediye başkanı olmayı kendileri istediler.

Şimdi kalkıp serzenişte bulunmaya hakları yoktur diyemez.

Kim ne derse desin bu yaklaşım, tümüyle gerçeği yansıtan bir eğilim olmaktan uzaktır.

Kaldı ki onlar olmasa birileri belediye başkanlığına aday olacaktı.

Dolaysıyla mevcut koşullar karşısında onlarda şikâyet ederdi.

Yine de, belediye başkanı olmak kendi tercihleri demek, dedim ya sağlıklı bir bakış açısı değildir.

***

Sonuçta, çözüm ne?

Kentlerde gözlenen aşırı nüfuslanmanın önü nasıl alınacak?

Kuşkusuz bu bağlamda en geçerli yol, kırsal kesimler yaşam koşullarının iyileştirilmesidir.

Özellikle bazı iş sahalarının buralara kaydırılması.

O takdirde nispeten kentlere göçün önü alınır.

Değilse, daha da artan göç nedeniyle büyük kentlerin şikâyetleri, yıllar boyu sürer gider.

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.