Göç Vakitleri

Bu haber 25 Ekim 2016 - 0:02 'de eklendi ve 756 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

“Sordum sarı çiçeğe

Benzin neden sarıdır

Çiçek eydür derviş baba

Ölüm bana yakındır.”

Yunûs Emre

 

Hazan mevsiminde baharın son vakitlerindeyiz. Karabağlar yaylasında arabayla safarideymiş gibi bir turlayayım derken irimlerin arasında kaybolurcasına yürümek daha çekici geldi. Kesik kenarlarındaki orman üzümlerini atıştıra atıştıra giderken gözüme sarı çiğdemler erişti. Göç vakitlerinin habercisi göç çiçekleriyle bu güzel havalara veda zamanı tescillenmiş oldu. Göç çiçeklerinin sarıya durması ise bu vedaya ayrı bir hüznü de yerleştiriyor.

İnsanın inanası gelmiyor. Bunca renk cümbüşü, yeşilin hayata kattığı dirilik, canlılık hatta huzur elimizden kayıp gidecek. Bir renkler sarıya, kahverengiye ve de griye duracak. Bunun da ayrı bir manası var hükmünce ama; insan dünyaya kıyamıyor. Her yeni doğum için ölüm nasıl gerçekse ve hayatın manasını tamamlıyorsa sonbaharla birlikte tabiatın vedası da aslında bir tamamlanma.

Gerçi yaşadığımız yer itibariyle bahara ait tüm güzellikleri sonuna kadar yaşıyoruz ama!.. Biz insan tabiatın cömertliğinde değiliz tabiî ki. O devamlı karşılıksız vermede, gönülden. Ama biz insanlar devamlı bir şeyleri istemeyi kendimizde o kadar hak haline getirmişiz ki vermeyi bırakın almanın bir yere kadar idrakini de kaybetmişiz. Doğadan aldıklarımızı daha doğrusu kopardıklarımızı düşündükçe insanlığımdan utanıyorum bazen.

Çok şükür doğanın bize bahşettiği bütün güzellikleri bu gözlerimiz gördü, bu kulaklarımız duydu, bu dilimiz tattı ama gördüklerini, duyduklarını, tattıklarını sadece kendine mal ettiğinden, tükettiğinden kendisinden sonra gelecek nesillere bırakacağı miras sadece bir hiç!.. Evet, bir hiç!.. Tabii tabiat kendine has özünü, cevherini insanoğluna, insankızına karşılıksız vermeye devam edecek. Peki ne kadarını, elinde kaldığı kadarını.

Karabağlar’dayız gene. Kesikler betonlaşmadan nasibini almış durumda. Hadi kesikleri çevreleyen, sınırlayan tel örgüleri geçtik, her taraf taş duvar. Örme taş duvar modası aldı başını gidiyor. Yeşile kıyım her yerde!. Muğla’nın ovası tamamen imara kaymış durumdaysa elimizde atalarımızdan kalan tek miras Karabağlar! Onu da itinayla korumak biricik değerimiz olmalı.. Şehrin içinde doğaya ait bu kadar yakın mesafede nefes alınabilecek başka neresi var ki? Karabağlar bir şehir efsanesi, bir şehir rüyası, bir şehir masalı aynı zamanda elinde tutabileceğin tek güzel gerçek!

Şu gerçeği görelim artık! Şehrimiz Muğla’mız artık kendi yağında kavrulan küçük şirin bir kasaba değil! Bakın Üniversite Araştırma Hastanemizin yapılmakta olan devasa binasına. Sadece bu bina bile Muğla’mızın şehir olarak büyümede geldiği noktayı bize apaçık gösteriyor. Şehir içinde dördüncü merkezi de tamamlamak üzere. Köteklisi, Üniversite Kampüs Alanı, Tokisi, Menteşe Yerleşim Meskeni ile çepeçevre aştı sınırlarını. Şehir turu eskiden on dakikada biterdi. Şimdi kaça katladı varın siz hesap edin. Demem odur ki şehrimizin kültürel kimliği olan tarihi varlıklarımıza, doğal varlıklarımıza sahip çıkalım. Çıkanlara destek olalım.

Yazmadan geçemeyeceğim. Bu nasıl bir dünya hırsıdır ki atalarının kesiklerine diktiği ağaçlarla yol hakkı tanıdığı alana tel örgü çekip sonra da yol alanını daha daraltıyorsun sonra kesiklerdeki ağaçları kesip kesik alanını dümdüz ediyorsun. Bir adımlık toprağın fazla olunca malına mal mı ekleyeceksin. Daha mı zengin olacaksın?  Nedir bu dünya malı hırsı anlamış değilim.

Dünya malı bize emanettir. Şu kadar toprağım, şu kadar malım var diyenler bilsinler ki bu dünyada o malın sadece emanetçileridirler.  Yunus Koca’nın meşhur “Sana İbret Gerek İse” şiirinde verdiği mesaj gibi.. “Şunlar ki çoktur malları / Gör nice oldu hâlleri / Sonucu bir gömlek giymiş / Onun da yoktur yenleri “ Nereye neyi götüreceğiz, son elbisemiz kefenin cebinin bile olmaması vermeyi unutan günümüzün gözlerini gaflet bürümüş, tamahkar ve de bencil insanına gösterilecek en büyük gerçektir aslında. Görmesini, duymasını bilene.. İnsan olmak o kadar basit ve kolay değil.

Göç çiçekleri sarmış her yanı dostlar, göçe durmakta zaman, göçe durmakta hayat, göçe durmakta insan. Göçe durdukça tabiat tamamlanacağız, birleneceğiz, dirlik kazanacağız. Göçe durdukça yeni uyanışlara, yeni dirilişlere uyanacağız. Göçe durdukça atalarımızın her diktikleri meyve ağacına tanıdıkları meyve hakkı kadar hak vereceğiz hakkı olana; kurda, kuşa ve göz hakkı olana. Meyve veren ağaç da bir emanet netice de. Hakkı olana hakkını verdikçe göç çiçeklerinin, sarı çiğdemlerin sırrına ereceğiz. Son sözü sarı çiğdemle konuşmayı akıl eden, irfan ehli Yunus Koca’ya bırakalım isterseniz: “Sordum sarı çiçeğe /Sizde ölüm var mıdır? / Çiçek eydür derviş baba / Ölümsüz yer var mıdır?”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Nihat Tasoglan 26 Ekim 2016 / 11:15

Agzina saglik Ismail hocam.