Gerçek Bendeyim, Her Gönüldeyim

Bu haber 26 Ocak 2015 - 23:29 'de eklendi ve 813 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Gerçek bendeyim

Sarı Ana’yım.
Her gönüldeyim
Sarı Ana’yım”

Anonim

 

Söz düştü yollara. Yollar Marmaris’e revan oldu. Yazları benim için tatil, deniz kelimeleri hiçbir şey ifade etmez. Deniz ve tatil denince sıcak, kalabalık, telaş, gürültü sözcükleri ardı sıra benliğimi sarar. Yaz deyince yaylalar, dağlar, huzur ve sükunet ön plandadır. Bu konuda çoğu yakınlarımla da anlaşamam. Ruhumun huzur bulduğu anlar tabiatın içinde kendi sesimi duyduğum anlardır.

Marmaris yolları Mayıs ayından itibaren benim için kapalıdır. Ama; sonbahar, kış ve baharın ilk ayları Marmaris’in ruhunu içimde hissettiğim anlardır.

Marmaris, cennet vatanımın en güzel yerlerinden biri. Allah’ım özene bezene dokumuş tüm güzelliklerini. Tabiat, deniz, güzel hava, sükunet ve de rahmetin izleri tümüyle sardı, götürdü beni. Yok çarpık yapılaşmaymış, yok aşırı yerleşimmiş; hakikattir hakikat olmasına ama şu an sadece görmek istediklerim beni ilgilendiriyor. Marmaris kendisine yapılan tüm saldırılara, gördüğü tüm ihanetlere rağmen güzelliğinden hâlâ bir şey kaybetmemiş. Kendine ait doğal dokusunu çevre mekanlarıyla korumaya devam ediyor. Gökçe’den itibaren Karacasöğüt, İçmeler, Orhaniye, Selimiye, Bozburun’a kadar çok güzel bir doğal doku kendini hissettiriyor.

Marmaris’in özünde turizmin çok ötesinde bir Türkmen-Yörük kültürü kendini tümüyle hissettiriyor. Marmarislinin yaşam güzelliğinde, doğa dokusuna saygısında bu kültürün izleri var. Tarihi süreç bunu tamamıyla destekliyor. Kiliminde, nakışında, sütünde, yoğurdunda, domatesinde, havasında bunun izlerini görmek mümkün. Özellikle Karacasöğüt’e, Boncuk Koyu’na giden yolda açılan tüm işletmelerde bu dokuyu hissediyorsunuz. Turizmin ülkemizin tüm kıyı şeridine taşıdığı ticaretin getirdiği değişimin izlerini Marmaris’te de görmek doğal. Değişimin getirdikleri ile götürdüklerini hesap ettiğimizde doğal yaşamımızda kaybettiklerimiz içimizi acıtıyor. Tabiatın doğası, insanın doğası, eşyanın doğası bu değişimi tüm hızıyla yaşamakta.

Bunlar yüzeysel anlamda yapabileceğimiz giriş cümleleri. Benim asıl değinmek istediğim nokta bir merkez-i mânevînin kapısından bir adım atmayı bekliyor. Türkmen geleneğinin can damarlarından biri ulularıdır. Her Türkmen yerleşim merkezinde bu gönül ulularına rastlarsınız. Onlar insan-ı kâmil olma demine ulaşmış, kemâlatın kademelerinde ön saflara gelmiş insanlardır. Rivayetlerin, menkıbelerin yabana atılamayacak yönleri bize özümüzü, safımızı, safiyetimizi, kültür şifrelerimizi veren yönleridir.

Bu doğrultuda Türklüğün merkez-i manevîleri ilimde, irfanda, duyuşta, görenekte bir “aksakal”ın önünde diz çöker. Onun sözlerini hayatının şiarı haline getirir. Onlar gerek irfanlarıyla, gerek ilimleriyle, hilimleriyle yol göstericidirler, rehberdirler, liderdirler, hocadırlar, gönül sultanıdırlar. Her bir sözleri “hikmet” derecesinde hükme bağlanır. Tayy-ı zaman üzre kültür taşılıyıcıkları geleceğe maya çalmaktadır. “Adam gibi adam “ doğruluğunda, kararlılığında, yürekliliğinde, cesaretinde örnek olurlar millete. Karanlık dünyamıza ışık, nur saçarlar. Onların mekanları huzura, teslimiyete, sükunete meylettirir. İnsanı benliğinde, kendi içine dönüşte hakiki olana yönlendirir.

Onlara göre “bende” olmak günümüzdeki anlamıyla derinliğini kaybetmiş, sadece madde temayülünde kalmış bir “kul, köle” eşitliğinde bir mana taşımaz. Bende olmak bağlanmak, davana sadık kalmak, kendinden vazgeçip tüm yaratılanın özünde Yaradan’ın hakkına ermektir. Doğruluk, sadakat, edep, nezaket, kemalat insana bakışın şifreleridir.

Söze Marmaris’ten dem vurduk kapısının eşiğinden geçirelim Sarı Ana’ya gelelim. Çocukluğumda bir kere ziyaret ettiğimizi hatırlıyorum. Marmaris’in girişindeki mekanının çevresinde hiçbir yapılaşmanın olmadığını hatırlıyorum. Yıllar sonraki ziyaretimizde şehrin içinde kaldığını ama; özünü hala koruduğunu, korunduğunu görmek beni mutlu etti. Yine dilden dile rivayetleri aktarılan bu Türkmen ulusunun önünde dua ediyoruz. Anadolu’yu mayalayan canların, pirlerin özünde Sarı Ana’yı görüyoruz.

Gözümüzde canlanıyor sahneler. Kanuni Sultan Süleyman Han, Rodos Seferi öncesi Marmaris’in manevi ulusu Sarı Ana’dan dua ve nasihat almak üzere onu ziyaret ettiğinde Sarı Ana’nın cihan padişahına söylediği hikmetli sözleri hatırıma geliyor: “Armutalan semtinde konaklayan askerlerden, halkın meyvesini izinsiz olarak alan askerleri bu sefere götürmediğin takdirde başarılı olacaksın.” Evet kul hakkını her şeyin önünde Hakk’ın adaletinin özü olarak gören bu izan ve anlayış, cihan padişahına zaferi getirir. Türk’ün piri, aksakalı Sarı Ana burada, Marmaris’te karşısına çıkar, ona yol gösterir. Yolunu belirler, aydınlatır, izini gösterir. Türk’e kalan ise o izden yürümek ve başarıya ulaşmaktır.

Yine rivayete göre Kanuni sefer dönüşü Sarı Ana’yı ziyaret etmek istediğinde bu Allah dostunun Hakk’a kavuştuğunu öğrenir. Bunun üzerine onun hatırasına bir türbe yaptırır. O günlerden bugünlere Marmaris Türkmen kültürünün canlı bir parçasını Sarı Ana’nın manevi zenginliğiyle bugünlere taşımıştır. Bu canlara, pirlere cehaletin karanlık gözleriyle bakmazsak onlar yolumuzu nurlandırmaya devam edeceklerdir. Hem bugünümüzü, hem de geleceğimizi onların mayaladığı bu topraklarda hakçasına, ercesine yaşamaya devam ederiz.

“Elimde kirman

Dilimde zikrim

Marmarisliyim

Sarı Ana’yım.”

Anonim

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.