Gençlerden “İçimizdeki İnsan”a Sesleniş

Bu haber 14 Mart 2017 - 8:39 'de eklendi ve 854 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

“Dünyaya gelmekten murat da insan olmaktır. Kaybettiğimiz insani değerlerin yasını mı tutmalıyız? Ama bilmez ki insan kadrini âlemde insan olmayan!”

Dr. Nevzat Pehlivan

Bazı okumalarda hiç fark etmediğimiz güzelliklere erişiriz. Okumaya başladığımız o kitap da seçilmiş, takip edilmiş ya da okuma listemize aldığımız bir kitap değildir. Tevafuken bir yerde ismi geçmiştir. Sadece o kitabın ismi o kitabı edinmeye ve okumaya sevk eder sizi. O kitapla bir anda farklılıklar, farkındalıklar alır başını gider.

Bu sene başında bir dergide bir yazarla yapılan söyleşiyi okurken rastladım böyle yeni bir dosta. İsmiyle çekim alanına girdim, aldım, okumaya başladım ve okudukça baş ucu kitaplarımdan biri oldu. İnsanı anlatıyordu baştan başa. İçimizdeki insanı, özlediğimiz, hasret kaldığımız, gurbete düşürdüğümüz insanı. Yazar Dr. Nevzat Pehlivan, bir psikiyatrist.

Nevzat Pehlivan, kitabında bizi, bizim insanımızı o kadar güzel süzerek anlatmış ki günümüzde adları geçen ama yaşamımızın içerisindeki yerini, mahiyetini, hükmünü bilemediğimiz insana dair kelimeleri teker teker canlandırıyor: “sevmek”, “sabretmek”, “vefa”, “rıza” “acıma”, “merhamet”, “cömertlik”, “doğruluk”, “hak-adalet”, “güven”, “samimiyet”, “kanaat” Kelimeler manasıyla yaşam buldukça o özlemini duyduğumuz, hasretini çektiğimiz insana koşuyoruz.

“Bana İnsan’ı Verin” okumalarına girişiyorum. Kitaptan küçük bir bölümü öğrencilerimle paylaşıyorum. Onlardan okudukları üzerine değerlendirmeler, yorumlar yazmalarını istiyorum. Her bir öğrenci yazısında insan’a dair tertemiz, pırıl pırıl bir o kadar bahara durmuş yediverenler kadar cömert, bereketli duygulara, düşüncelere tanıklık ediyorum. Gençlerin “insan’a seslenişi”ndeki tazelik, inanç ve de umut daha bir diri kılıyor onlara karşı sevgimi.

Kitap üzerine sizlerle ayrıca bir paylaşımda bulunacağım elbet ama bir öğrencimin fevkalade güzel bir yazısına yer vermek istiyorum izninizle…

“Evimi Bir Hiçliğin Üstüne Kurdum, Bu Yüzden Bütün Dünya Benimdir.”

Goethe

Hiç evren kaç bucak düşündünüz mü, evrende kaç milyon insan yaşıyor, bu insanların ne kadarı bu hayattan zevk alıyor ya da almıyor hiç düşündünüz mü?

Ben bu sorulara cevap olarak koskoca dünyanın sadece bir insana yetebileceğini düşünüyorum. Bir insan  “Benim dünyam’’ diye sahip olabilir bu koca dünyaya. Yüzeysel olarak düşünürsek dünyada yaşayan yedi milyar iki yüz seksen beş milyon insandan biri olarak bir insan nasıl dünyaya sahip olabiliyor öyle değil mi? Ama o insanda yedi milyar iki yüz seksen beş milyon insanda var olmayan bir özellik vardır belki de: HİÇLİK.

Biz insanlar dünyaya geldiğimizde sadece göbek kordonumuz vardı bize ait. O da bir süre sonra kesilip atılıyor zaten. Yani annemizin doğallıyla, sadece biz olarak geldik. Benliğimizde bir hiçlik, kalplerimizde masumluk ve gözlerimizde de “Sadece annemi verin bana’’ diyen bakışlar vardı. Peki şimdi? Şimdi o duygularından arınmış insanlarla dolu bu dünya. Zengin duyguları yok olmuş ve sürekli hiçlik yerine “Varlık da varlık!’’ diyen bakışlar var her yerde. Ve insanlar daha çok varlık kazandıkça zevk alıyorlar bu hayattan adeta. Ama zevk aldıklarını sanıyorlar. Acaba bu dünyanın sonunun nasıl olacağını düşünür bu insanlar? En varlıklı olan cennete mi gidecek acaba düşüncelerinde?

Aksine hiçbir şeyi olmayan, sadece evini hiçliğin üzerine kuranlar kazanacak bu dünyada. Doğduğumuz gibi hiç olarak terk edeceğiz bu dünyayı. Geldiğimiz gibi gideceğiz. Yani bu duruma paranın, malın, mülkün hiçbirinin bir yararı olmayacak. Dünyada, yaşarken bile olmuyor ki yararı. Bir yerden alıp tekrar dünyada bir yere veriyoruz sonuçta. Bizim sandığımız bu varlıkları ‘’dünya malı’’ diye bırakacağız bu dünyada. Eğer böyle olacaksa ne gerek var elde ettiğin şeyin daha fazlasını elde etmeye? Ne gerek bir şeyler benim olacak diye bütün güzel duygulardan arınmaya, sadece hırs peşinde koşmaya? Ne gerek var hırslarımız için sevdiklerimizi kaybetmemize, onları kendi ellerimizle uçurumdan atmamıza? Ne gerek var? Ne gerek var bunu hala anlayamadım. İnsanlar keşke sadece varlık peşinde koşsa. Olay bununla da kalmıyor. Varlık peşinde koşarken bütün iyi duygularımızı yitiriyoruz. Arkadaşlarımızı, ailemizi, sevdiklerimizi hepsini geride bırakıyoruz bir yarışta gibi. Sırf gösteriş olsun diye bile varlıklı olmak istiyoruz. Ama insanlar gösterişi yaparak şereflendirileceğine, sadece hiçliği elde etti diye şerefli gösterilse keşke. Ama keşkelerde kalıyor bütün sözlerimiz …

İnsanlar sadece ihtiyacı olduğu kadar varlık sahibi olsa ve herkes bilinçli birey olup şu anki durumumuzu anlayabilse…  Ne yazık ki bütün insanlığı “var olma’’ hırsı bürümüş durumda. Keşke “var olma’’ yerine “hiç” olsa insan. Dünyada nicelik değerler önemli olmasa, mal, mülk hepsi tarihe karışsa eminim dünyamız bu sıkletten kurtulmuş olacak…

“İNŞALLAH’’ diyerek diyerek sözümü bitirmek istiyorum. İnşallah herkes  -bari kendisine acımayıp- koca,  yaşlı dünyamıza acır ve inşallah o hayırlı günler bir gün tüm insanların kalbine masumluk getirir…”

Paylaşımda bulunduğum bu güzel ifadelerin yazarı, Muğla Anadolu Lisesi 9-B sınıfından öğrencim Meltem Çıtır’ı tebrik ediyor, gözlerinden öpüyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.