GELDE YANMA

Bu haber 12 Eylül 2013 - 0:00 'de eklendi ve 1.136 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

2014 Dünya Kupasına katılma mücadelesi veren Türk Milli Takımının Romanya galibiyeti üzerine tek söyleyebileceğimiz, daha önce neredeydiniz?
Evet…
Kimler nasıl bir yorumun sahibi olsa da bunun başkaca cevabı yok.
Eğer siz milli takım olarak, 3 gün öncesinde grubun iddialı takımlarından Macaristan’ı 3-0 gibi net bir skorla geçen Romanya’yı, kendi evinde 2-0 mağlup ediyorsanız, gerisi lafı güzaftır.
Tek gerçek, milli takımın bundan önce oynadığı müsabakalarda kaybettiği puanlardır.
Hem de hiç beklenmedik maçlarda.
Ama oldu.
Ne yazık ki, kendi grubumuzda yer alan Hollanda’nın ardından 2.olarak dünya kupasına rahat bir şekilde gitmemiz gerekirken, bugün teknik direktör Fatih Terim’in deyimiyle “umuda yolculuk” ediyoruz.
Gerçekten umuda yolculuk.
Zira geride 2 maçımız var.
Kendi evimizde, dünya kupasına katılmayı garantileyen Hollanda, ardından Estonya ile rakip sahada oynuyoruz.
Dolayısıyla kalan maçlar kolay değil.
Kaldı ki bu da yetmiyor.
Kalan maçlarda istediğimiz sonucu alsak bile play-off oynamak zorundayız.
Ancak bu maçlarda galip geldiğimiz takdirde Dünya Kupasına katılabiliriz.
Değilse umutlar bir başka bahara sarkacaktır.
***
Peki neden?
Neden, önceki maçlarda istenilen sonuçları alamadık?
Elbette bunun bir değil pek çok sebebi var.
Bir kere, kimler nasıl bir yorumun sahibi olsa da dönemin Milli Takım Teknik Direktörü Abdullah Avcı, takım teşkilinde yanlış oyuncu tercihi yaptı.
Elbette kendi tercihidir ama ne yazık ki seçimlerin yanlış olduğu, geride kalan müsabakalarda kendini gösterdi.
Zaten Dünya Kupasına katılma noktasında oynadığımız ilk maçlarda bu durum kendini gösterince, diğer müsabakalarda da bir şey yapamadık.
Dolayısıyla hiç olmayacak puan kayıplarımız oldu.
Aslında haksızlık etmek istemiyorum.
Avcı, sıradan bir teknik direktör değildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u çalıştırırken gerçekten çok önemli başarılara imza attı.
Zaten milli takımın başına getirilmesinde bu başarı önemli rol oynadı.
Ne var ki, milli takımın havası kulüp takımlarından çok farklıydı.
Milli takıma seçilen futbolcular kendilerini ayrıcalıklı gördükleri için onları disipline etmek kolay değildi.
Aslında, futbolcular böylesine bir hüsnü kuruntu içerisine girmemeleri gerekirken ne yazık ki bizim ülkemiz sporcuları bu tür bir halet-i ruhiye içerisine girmekten kendini alamıyor.
Hele, teknik direktör otoriter bir yapıya sahip değilse.
Bunun en bariz göstergesi Fatih Terim’dir.
Terim, futbolcularına babacan bir tavırla yaklaşmasına karşın, mücadele adına asla taviz vermeyen bir yapıya sahip.
Dolayısıyla hiçbir futbolcunun, tabir yerindeyse antrenman ve maçlarda kaytarma gibi bir lüksü olamaz.
Onlar Terim’in bu konuda asla taviz vermeyeceğinin bilincindeydi.
Milli takımımız zor bir konumda iken bugün geldiği noktanın başkaca izahı yok.
***
Aslında milli futbol takımımızın şu anki konumu, beraberinde halkın hayıflanmasına neden olmaktadır.
Zira her Türk vatandaşı, bu tür uluslar arası müsabakalarda kendi takımlarını izlemek ister.
Bu her birimizin en doğal hakkıdır.
Onlar, alınacak her başarı sonrasında çılgınca takımımızı alkışlamak ister.
Ya şimdi?
Belki, mucize yaratıp aynı şampiyonaya katılacağız ama bu o denli kolay olmayacaktır.
Onun için altını çizdiğim “ gel de yanma” vurgusu bu yüzdendi.
Keşke, milli takımımız son iki maçta gösterdiği performansı önceki maçlarda sergileseydi de başka ülkeler takımlarını seyretmek yerine Milli takımımızı alkışlayabilseydik.
Yine de futbol mucizeler oyunu olmasa da bakarsın olabilir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.