Gelde Kahrolma…

Bu haber 20 Temmuz 2016 - 23:54 'de eklendi ve 856 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Geçtiğimiz Cuma gecesi, bir kez daha demokrasinin kesintiye uğramasına yönelik eylem üzerine, tek bir şey söylenebilir.

Bu tür girişimler ülkenin kaderi olamaz.

En azından olmaması gerekir.

Buna kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum.

Edemezler.

Aradan geçen yarım asrın üzerinde süreçte karşı karşıya geldiğimiz olaylar, her şeyi açıklıyor.

Hem de öyle eylemler ki, ülkenin konumunu yerle bir etmeye yetip arttı.

Ardından Türkiye’nin ne denli demokratik bir ülke olduğunu anlatmaya çalışsanız da nafile!

Keşke aksi olsaydı!

Yanılmış olsaydım!

Kaldı ki sadece bir örnek her şeyi açıklıyor.

Yıllar öncesinde müracaat ettiğimiz AB’ne üyeliğimiz.

Daha dün başvuran birçok demirperde ülkesi tam üyeliğe kavuşurken, bizde dahil olsaydık.

Ama olmadı!

Dedim ya kabul görmedik!

Hep vurgulandığı gibi, bunca süre çerisinde AB’ne kabul edilmememiz altında yatan temel kriter, demokrasinin tüm kuram ve kavramlarıyla yerleştiği ülke olup olmadığımız bağlamında duyulan endişelerdir.

Kim ne derse desin, nasıl bir yaklaşım içerisinde olsa da bunca yıl Türkiye’nin aynı birliğe asil üye yapılmamasında temel nokta, başkası olamaz.

Bu bağlamda hiç kimse, AB müktesebatında yer alan müeyyidelerin yerine getirilip getirilmemesi hususunun öncelik aldığını düşünmesin.

Zira, daha dün başvuruda bulunan ülkelerin hiçbiri söz konusu müeyyideleri yerine getirdikten sonra asil üye yapılmadılar.

Onlar, bizim tabirimizle “göç yolda düzelir” yaklaşımı doğrultusunda, taraflı bir yaklaşımla birliğin asil üyesi yapıldılar.

Ama bizim için, belirttiğim şekilde yarım asır öncesinde başvuruda bulunmamıza karşın, “armudun sapı üzümün çöpü” diyerek, işi yokuşa sürdüler.

***

Şimdi, bir kez daha altını çizmek istiyorum.

Birliğe üye olup olmamak ayrı bir husus.

Türkiye adına bunca yıl engel çıkarılması, bir başka ayrıntı.

Hal böyle iken artık kesin olarak anlaşılmıştır ki, bunun altında yatan temel nokta, ülkemizde demokrasinin tüm kriterleriyle işlerlik kazanıp kazanmadığıdır.

Bu konuda şüpheleri olduğu için bunca yıl “bizim tabirimizle bugün git yarın gel” taktiği güttüler.

Ne yazık ki geçtiğimiz Cuma gecesi, demokrasiye sekte vuran yeni bir eylem, onları haklı çıkardı.

Şimdi deseler, ki diyeceklerinde asla şüphe yok.

Türkiye’nin AB’ne asil üye yapılmamasındaki temel nokta, demokrasinin henüz yerleşmemiş olmasıdır.

Haklılık payı olmadığı için bu yaklaşıma karşı çıkamıyor ve de aksini savunamıyoruz.

***

Bu durumda karşı tarafın eline yeni bir koz vermiş olduk.

Şimdi siz ne denli çırpınsanız, bizden sonra müracaat eden demirperde ülkeleri AB asil üyeliğine kabul edildi! deseniz de, beyhudedir.

Her ne kadar AB üyelerinin tamamı sütten çıkmış ak kaşık olmasalar da bizdeki gibi demokrasi, periyodik bir şekilde kesintiye uğramıyor.

Söz konusu ülkelerden bir kaçı hariç,  neredeyse tamamında rejime yönelik en küçük bir eylem söz konusu değildir.

Buna karşın bizde!

Neredeyse her 10 senede bir demokrasi, olmak veya olmamak durumuyla karşı karşıya bırakıldı.

Önce, aradan geçen bunca süreye karşın hala tartışılan 1960 ihtilali.

Ne acıdır ki aynı ihtilal, Türkiye’nin imajını yerle bir eden eylem olarak, aradan geçen bunca süreye karşın kara bir leke olarak anılmaktadır.

Zira aynı eylem sonrasında Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan, hiçbir mücbir sebebe dayanmayan gerekçeler üzerine idam edilmişlerdi.

Öncesinde 1957-1958 de tarihe “dokuz subay” olayı olarak geçen girişim.

Sonraki yıllar 22 Şubat 1962 ve 20 Mayıs 1963 de ayaklanma, 20 Mayıs 1969 darbe girişimi, 9 Mart 1971 de darbe teşebbüsü.

Ardından 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilen yeni bir askeri ihtilal.

Aradan geçen bunca süre üzerine artık Türkiye’de ihtilaller devri bitti derken, 15 Temmuz gecesi teşebbüsü, ne yazık ki ülkemizin konumunu bir kez daha sarsmış oldu.

Şimdi gel de kahrolma!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.