Gel Dosta Gidelim, Gönül!..

Bu haber 27 Aralık 2016 - 0:02 'de eklendi ve 580 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

(izorba48@hotmail.com)

“Bu dünya bize dedelerimizden miras kalmadı.

Torunlarımıza emanet etmek üzere bırakıldı.”

Kızılderili Atasözü

 

Dünya kervanında biz de birer yolcuyuz, her ne kadar  yolculuğumuzun farkına varamasak da.. Zaman, almış başını gidiyor. Zamana dur demek, dur diyebilmek, zamanın elinden tutabilmek kimin haddine? Oysa gerçekleri, doğruları bir güç olarak arkamıza aldığımızı zannedip kendi oyunumuzda yenik düşmenin hüsranını yaşıyoruz her seferinde.

“Mış, mış, mış da muş, muş, muş.” Bir varmış, bir yokmuş. Masala başlarken uydurduğumuz tekerlemeler gibi yuvarlanıp gidiyoruz. Tekerlemeler dilimizde döne dursun dünya da bizim hakikatimiz dışında kendi yörüngesinde dönüp duruyor. Bu işte bir tuhaflık var ki çözebilene. Biz demişler, komuşlar arasında anında kurduğumuz gecekondularımızda kararsız, huzursuz, sağlıksız yaşayıp gidiyoruz. Anlık zamanların şik, şak dokunmaları.

Kendi benliğimizde kaybolup gitsek neyse, insanız işte!. Hiçbir kayd u şart altında insan yalnız kalamıyor. Yalnız kaldığı an çaresaz, çaresiz, fani ve yitik. Kendine hayrı dokunmayanın başkasına ne hayrı olur, elbet zararı olur.

Bütün yaşamını sadece “bugüne” hapsetmiş bir insanlıkla karşı karşıyayız. Kendi egolarının, kendi nefislerinin çatısı olmayan evlerinde ulaşabilecekler şerrin sınırı yok. Bir sınır belirleseydik. Bu işin insanlığı koruma kalkanı ya da bir sigortası olsaydı keşke. Geçmişini unutan, bugünde kaybolan insan geleceğin neresinde yer alabilir ki? Yitik düşler insanına merhaba!

Nerede kaldı insana ait hasletler? Nerede kaldı evlat olmak; nerede kaldı anne olmak, baba olmak; nerede kaldı kardeş olmak, eş olmak, dost olmak? Bütün bunlar insanı bir noktada tamamlıyor aslında. Hafızamızı elimizden alan hainler bizim sevgimizi, bizim hoşgörümüzü, bizim merhametimizi, bizim saygımızı, bizim şükrümüzü velhasıl bizi insanlıkta onurlu, haysiyetli ve üstün kılan bütün değerlerimizi elimizden alarak onlara en uygun köleler haline getirmeye çalıştılar. Şahsiyet sahibi bir insan olmamızı hiçbir zaman, hiçbir koşulda hazmedemediler.

Oyunlarında ne kadar başarılı oldu bu hainler? Manzarayı bir seyredelim. Son demlerini evlatlarının sevgisi, itinalı bakımı altında evlerinde geçiren huzur yolcuları yaşlılarımız nerede şimdi? Huzurevi köşelerinde kendi dünyalarına çekilmiş bihuzur nefes almaktalar. Kiminin ne arayanı ne soranı var. O yaşlılar ki bir zamanlar evimizin bereketiydi. Onların hayır duaları ile şerden, beladan, nifaktan, nizadan korunurduk. Onların tecrübeleri bizim yapacağımızın hatalara kefaret olurdu?

Ya diğer masumlar? Çocuklarımız!.. Onlar da kendi yalnızlıklarında kaybolmuş vaziyetteler. İnternet bakıcılığında, sanal oyunların alaca karanlığında ışıksız bir dünyaya mahkumlar. Hep istiyorlar, hep talep ediyorlar. Kendi varlıklarını bu dünyada yaşamalarını bir hak olarak görüyorlar. Yaptıkları, yapacakları bencilliklerin sınırı yok! Ne kadarı bencillik, ne kadarı hata, ne kadarı saygısızlık, edepsizlik farkında bile değiller. Nerede şefkat, nerede merhamet, nerede edep? Bunu kimden öğrenecekler, kime soracaklar?

Herkes yaşama doludizgin atlılar gibi salıverilmiş gündüzü geceye, geceyi gündüze denk kılmış. Koştur, koştur nereye kadar; nerede düştün o an sahadan atılırsın, oyun dışı kalırsın. Çocuklarımıza çocukluklarını, mutluluklarını, hayallerini unutturduk. Haydi dönün bakalım fabrika ayarlarına. Her yanımız makineleşti, robotlaştı.

Sıcak, soğuk nedir fark etmez durumdayız. Ağzımızın tadı lezzetlerimiz vardı, nerede? Burnumuza gelen o çeşit çeşit güzel kokular vardı, nerede? Baktığımız her yerde gözümüz onlarca renk içerisinde nice güzelliğe karar kılardı, nerede? Kaybediyoruz, terk ediyoruz. Elimizin içindeki güzelliklere sırtımızı dönüyoruz. Hayatımız tatsız, tuzsuz bir şeye dönüştü. Hiçbir şeyin ama hiçbir şeyin anlamı da yok, hükmü de yok!.

Oysa insan hayatı bir emanet olarak görürse, yaşadığı her bir anın ona sunulmuş bir armağan olduğunu fark ederse, tek başına bir hiçten ibaret olduğunu insanlarla var olduğunu, insanlarla tamamlandığını görürse bu hayatın ondan beklediği sorumluluğun farkına varır. Hayat o zaman bir anlam kazanır. Acının, sevincin, doğrunun, iyinin, güzelin farkına varır. Çocuğundan yaşlısına hayatın denklemini doğumdan ölüme bir denkleme dönüştürür. Yaşadıkça haz alır, yaşadıkça huzur bulur. Her şey aslı dosttadır aslında. Dost bir güneş gibi pencerelerini aydınlatır. Giren her ışıkla mağarasındaki ilkel karanlığından kurtulur.

Güzel insanlar geçiyor görüyorum etrafımda. Bir duruşları var, hayatta durdukları noktada insanlığa bakıyorlar. Hep vermeden, paylaşmadan yanalar. Şahsiyetleri onları tevazu sahibi yapmış. Davranışlarında, konuşmalarında hep gizli bir heyecan saklı, idealleri uğruna tüm zorlukları göze almışlar. Onlar birer rehber aslında, onlar birer dost! Onlar huzuruna vardığımızda bizi dinleyen, bizim için duyan, düşünen; bizimle ağlayan, bizimle gülen dost yürekler. Unutmayalım bu güzel insanları kazanmak ne kadar zor ve bazen imkansızsa kaybetmek de o kadar kolaydır. İnsan olmak zor bir zanaattır. İnsanın, insanlığın, dostlarımızın kıymetini bilelim.

“Gerçek erene varalım,

Hakk’ın haberin soralım,

Yunus Emre’yi alalım,

Gel dosta varalım gönül!

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.