Geçmişini Hatırlayan Geleceği İçin Yanlış Yapmaz

Bu haber 23 Nisan 2015 - 11:55 'de eklendi ve 1.188 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Hüseyin Nizamoğlu

İnsanlar ilk önce kendi geçmişini hiç unutmamalı, ikinci olarak doğum yerini ve yaşadığı çevredeki önemli olayları hep hatırlamalıdır. Eğer köyde iskan etmişse o günün insanlarının yaşantısı ile bu günkünü her zaman kıyaslamalıdır. Mademki hasbel kader elimizde bir imkan var, yazmalıyız. Gençlere geçmişimizi anlatmak suretiyle, onlara bu günlere nasıl geldiğimizi anlatmalıyız. Şöyle ki:

Birinci Cihan Savaşı yani halk dilinde (Seferberlik) denilen birçok ülkenin katıldığı bu savaşta her aileden olduğu gibi bizden Dedem Mustafa Nizam Balkan Savaşlarında, Amcam Molla Hüseyin Çanakkale Savaşında şehit olmuşlardır. Babam Halil İbrahim Nizam İstiklal Savaşına Afyon’da iştirak etmiştir. Muğla’dan Afyon’a bir ayda vardıklarını söylerdi. Silah tutacak kadar talim esnasında savaş bizim zaferimizle bitmiştir. Savaşa iştirak etmiş sayıldığı için gazi madalyasına layık görülmüştür.

İstiklal Savaşı, saf Türk kanı taşıyan ve Müslüman olan komutan ve milletimiz tarafından kazanılmıştır. Savaş sonu birlik içinde Cumhuriyet ilan edilmiştir. Anayasası savaş sıralarında Osmanlı yönetimi tatbik edilmiştir. O anayasa da (Milletin dini İslam’dır) yazılı idi. Cumhuriyet’ten sonra yapılan 1924 Anayasası’nda da aynı yazılı iken, sonradan Laik Devlet düzeni getirilmiştir.

Ancak, Laiklik Mustafa Kemal Paşa’nın arzu ettiği gibi uygulanamamıştır. İşte bu ahval içinde bizler, beş veya altı yaşlarda hep öyle oluyor zannederdik. Biz Kozağaç Köylüyüz, köyde muhtar adeta kral ailesinden gibiydi. Daha önceleri köyün imamı ve daha üstün tahsilli vaiz hoca, insanları din üzerine yönlendirirken, bu defa jandarma hocalara baskı, azarlama bu yetmezse dayak korkusu ile köyün çocuklarına İslamiyet’i öğretmek yasak. Bizim köyün kadınları bez dokurlardı. El tezgahlarında dokunan bu şamı, çarşaf, kaput bezi gibi mamul emtiları Muğla pazarında Perşembe günleri belediyenin gösterdiği, Kurşunlu Cami önünde oturur vaziyette sergi ederlerdi. Bir gün bende anamla pazara gittiğimde, belediyenin zabıta çavuşları geldiler. Köylü ve yerli satıcı kadınların başlarını açmasını emretti. Özellikle hamur yuttu denilen çavuş, elindeki makas ile kadınların başındaki şamıları kesmeye başladı. Kadınlar da bir feryat ve ahizer…

Biz henüz çocuk yaştayız amma kadınların feryadı arasında, atalarından gördükleri birçok adet ve törelerin tersine yapılan bu hareketler halkı arayış içine sürüklemişti. Köyde ertesi günü Cuma namazı dolayısı ile cami önünde kalabalık olurdu. Bizim yaşıtlarımızı babaları köy meydanına götürürdü. Orada bulunan muhtarın çocuklarının elinde üzeri tereyağı ve bal sürülmüş kaba hamurlu ekmek ekseriyetle olurdu. Bizler karşıdan yutkunurduk.

Başka bir gün, köye tahsildar gelmiştir. Köyün bekçisi ilan ediyor: Tahsildar gelmiştir Nizamın evinden sofra hazırlanması duyurulur. Oysa Nizamın evinde 5 çocuk var. Evin ineği yok. Yalnız tavuklar var ama yumurtayı bekleyen çocuklar bakakalacak…

Okul, da her şeyi tabiat diye öğretiyorlardı. Oysa evlerde her şeyi yaradan Allah’tır. Bir kişi kendisini kimse görmüyor diye bir suç işlese onu gören var. Allah her yerde her kim ne yapıyorsa bilir. Çok darda kalınca Kur’an’dan bir ayet okuyunca, insana cesaret gelir. Her zaman büyük sıkıntıdan kurtulmak için gene okuyarak Allah’tan yardım istemelidir denilirdi. Dini bilgiler öğreten aile büyükleri de atalarımızdan böyle öğrendik derlerdi. İşte bu gibi halkın birden tepki göstereceği icraatlar devletimize sıkıntı vermiştir. Bunu yıllar sonra çok partili hayata geçince, muhalefet partilerinin meydan nutuklarından öğreniyorduk. Mesela; Celal Bayar ve arkadaşlarının kurduğu Demokrat Parti sözcülerini karşılayan çoğunluk heyecandan birbirini çiğnediği çok oluyordu.

1940’lı yıllarda açılan Köy Enstitüsüne bende gitmiştim. Okula giderken birileri veya okulun son sınıf talebeleri bize ders için geldiklerinde, kendilerinin çok pişman olduğunu söyleyerek, bize bir an evvel buradan kurtulun ve yeni meslek öğrenin derlerdi. Elbette zaman içinde bu insanların neden bu kadar kötümser olduklarını hep araştırırken bir gün; İngilizce Öğretmeni Rıza Bey ders saati içinde sohbet açtı. Çocuklar Allah var mı bir deneyelim mi? diyerek Mehmet evladım, sen Allah neredesin bana cevap ver diyeceksin. Bakalım cevap gelecek mi? dedi Mehmet ALLAH diye seslendi. Ses gelmeyince, bu defa Rıza diye beni çağır dedi. Çocuk Rıza deyince buyurun ben buradayım dedi. Bu tarihten sonra ben Müslüman mahallesinde salyangoz satıcıları ile devamlı fikir mücadelesi yapmaktayız.

Muhterem başbakanın büyük kongrede söylediği gibi, muhafazakarım çünkü, Alp Arslan’ın neslindenim. Türk’üm ve Müslüman’ım Şeyh Edibali’nin nasihatına inanıyorum. Dinsizliğin Masonluk olduğunu İttihat ve Terakki’den öğrendim. Devlet terörü yapanlara kinim var. Çünkü Osmanlı’nın yıkılmasına sebep olan Mithat Paşa’yı iyi tanıyorum. Atatürk’ü çok severim çünkü, İslam komutanı olarak, milleti düşmana karşı, şahlandırdığı için. Birlik ve beraberlik içinde güçlü bir komutan olarak düşmanı denize döktüğü için Vahdettin’i severim, Mustafa Kemal’e ve Kazım Karabekir’e güvendiği için…

Bu yazı Hamle’de daha evvel çıktı. Sanırım zaman zaman çıkmaya devam edecek…

Çünkü; tek parti döneminde de meclis kürsüsünün arkasındaki büyük harflerle yazılı; EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR yazılı idi. Ama millet emir kulu idi.

1950’den 1960 arasında uygulanan egemenlik 27 Mayıs 1960’da tekrar milletten alınarak özerk ve laik tek partiye benzer kuruluşlar yaratıldı. 3 Kasım 2002 tarihi yeni bir milat oldu.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.