Geçmiş Zamanın Peşinde « Hamle Gazetesi

Geçmiş Zamanın Peşinde

Bu haber 21 Nisan 2015 - 0:33 'de eklendi ve 883 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

Zaman sırla dolu perdelerini aralamakta. Eşyanın ruhu tüm egemenliğini kurmuş. Yaşanmışlıklar, kaybolup gitse de yaşayanlar. Bugüne birer bir iz bırakmış. Kimi izlerde acının, gözyaşının hikâyeleri. Kimi izlerde mutluluğun, sevincin hikâyeleri. Doğumla ölüm denkleminde yaşamın formülüne dokunuyor ellerimiz. Şahitlik etmeye hazır gözlerimiz. Evlerin, sokakların, kapıların, camilerin, mescitlerin, pazarların, hanların, kütüphanelerin… Hatta Arnavut kaldırımlarını meydana getiren taşların, duvarlardaki kireç izlerinin, evlerin bahçelerinden göğe yükselme gayretindeki ağaç gölgelerinin ardında insan ruhuna nakış nakış yansıyan hayali izdüşümleri. Hatta dahası bir yangının küle dönüştürdüğü yitimin ardında kalan izlerin ve belki de terk edilmiş, kendi içlerine çekilmiş virane siyah-beyaz fotoğrafların gölgesine sığınan evlerin bir hatırayı canlandırma sinyalleri. Gençlerin gözlerinden fışkıran canlılık, damarlarından akan cevvalliğin dokusu, belki de ana hemen oracıkta sahip çıkan paylaşımın güzellikleri tazeliyor bizleri. Aslında başında bir gezi değildi adımlarımızın peşi sıra düştüğümüz yolun telaşı. Bir arayış , bir tanıklık, üzerinde durulması önceden planlanmış hedeflerin bir göstergesi: “Şehir Benim Kimliğimdir!..”

“Şehir Benim Kimliğimdir!..”, evet, parolamız buydu. Hedefte ulaşılmak istenen tüm ayrıntılar bu sözde saklıydı. Rutinleşmiş, kanıksanmış biraz da tüketilmekte olunmasına rağmen farkındalık yaratmayan düze vurulmuş hayatın biraz dışına çıkmak, betonla çevrelenmiş hayat alanını genişletmek. Karelerden, dikdörtgenlerden kurtulmak, dünyanın kuruluşundan beri bir türlü kabullenemediğimiz bir yuvarlağın etrafında dönme heyecanına, aşkına yöneliş.

Felsefenin çekiciliğinde çekilen fotoğraflar an be an sararken benliğimizi şehrin kimliğimizi oluşturan bugünün içinden çıkıp geniş zamanın içinde sonsuzlama isteği zamanın çekiciliğiyle tamamlanıyor. Tükenmişliğin, tüketilmişliğin göstergesi yorgunluk sevda bulutlarından inen rahmet yağmurlarına dönüyor. Yağmurun bıraktığı her damlanın dokunduğu yerde umut fidanları deriliyor. Gündelik hayatın daralttığı alanı genişletiyoruz.

“Ben”, “biz”de çoğalıyor. Çünkü Muğla sokaklarında, evlerinde “hayat”ın ta kendisi var. Sanal gösteriler sona eriyor. Her şey canlı. Bir o kadar sade, bir o kadar samimi, bir o kadar vefalı ve de bir o kadar insan!..

Gökyüzünü görüyorsun, toprağa dokunuyorsun, su sesiyle muştulanıyorsun. Kuş sesleri; hele kumrular, hele bülbüller. Kanat sesleri bile içine doluyor. Beyaz badanalar ruhunu temizlemekte. Komşunun dostluğunu, vefakarlığını, sıcaklığını yansıtmakta. Çocuklar daha başka bir çocuk. Özgürce, sınırlanmadan çocukça gülüyor, ağlıyor, kıskanıyor. Ben yaşıyorum diyorsun. Gülen gözlerin sıcaklığını yalnızlığın üşüttüğü ruhunu kuşatıyor, kucaklıyor. Çay, kahve tadımında başlıyor dostluklar doğumdan ölüme devam ediyor. Ayak seslerini duyuyorsun hayata dair. Sana doğru gelmekte, içine işlemekte. Ve sen ona doğru kollarını kaldırmış kucaklamak için geleceğine kanat çırpıyorsun. Her daim duyacağın yaşama sevinciyle. Varlığın gerçek manasına kavuşuyor. Artık son söz: “Şehir Benim Kimliğimdir!..” değil “Şehir Bizim Kimliğimizdir!..”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.