GDO’YA İHTİYACIMIZ YOKTU

Bu haber 14 Kasım 2009 - 0:00 'de eklendi ve 607 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Türkiye olarak öyle bir noktaya sürüklendik ki, şaşmamak elde değil.
Neredeyse her kesimi yakından ilgilendiren olayların biri bitmeden diğeri başlıyor
Hani birileri özenip bezense, ancak bu denli başarılı olurdu.
Çok değil, 2-3 aylık süreçte karşılaştığımız gelişmelere bakınız.
Ermenistan’la aramızdaki sınır kapısının açılması, başka ülkelerde yaşayan, tuzu kuru Ermenilerin tepkisine neden olurken, asıl bu ülkede yaşayan vatandaşları memnun eden bir gelişmeydi.
Buna karşın, bir diğer komşu ülke olmanın ötesinde asırlardır tarihi bağlarla bağlı olduğumuz Azerbaycan’ı maalesef gücendirdik.
Oysa Ermenistan’ın, işgal ettiği Dağlık Karabağ bölgesinden çıkması halinde ikili ilişkilerin sürdürüleceği açıklaması yapmıştı hükümet.
Akabinde AKP Hükümetinin başlattığı Kürt Açılımı.
İlişkin olarak, Kuzey Irak’tan gelen, sözde eylemlere karışmamış olanların Türkiye’ye dönmeleri.
Tabi gelişlerinde sergiledikleri tutarsız tavırların, çoğu vatandaşımız yanında şehit ailelerini ayağa kaldırması.
Ve de şu sıra TBMM’de görüşülen Kürt Açılımı.
İktidar partisi AKP ile muhalif kanatta yer alan CHP ve MHP’nin, açılım görüşmesinin Büyük Atatürk’ün ölüm tarihi 10 Kasım’a denk getirilmesine gösterdiği tepkiler.
***
Siyasi bazda bu gelişmeler yaşanırken, halkımızın sağlığını yakından ilgilendiren Domuz Gribi vakasının başımıza musallat olması, ayrı bir dert.
Asıl dikkat çeken, bu konuda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Sağlık Bakanı Recep Akdağ arasında, aşı olup olmama konusunda yaşanan, alışılmadık diyalog.
Derken asıl bugünkü yazımın esasını teşkil eden GDO.
Bunun da açılımı Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar.
Şu sıra, ilgili ve yetkililer ötesinde GDO’lu ürünlerin, ülkemizde kullanılıp kullanılmadığı, dolayısıyla etkileri, Ulusal bazda yayın yapan Medya Kuruluşları ekranlardan eksik olmuiyor.
İşin ilginç tarafı ne biliyor musunuz?
Aynı Domuz Gribi vakasında olduğu gibi bu konuda da ilgili ve yetkililer ötesinde bilim adamlarının da ikiye ayrılması.
Bir kesimi, yakın tarihte çıkarılan yönetmelik gereği GDO’lu ürünlerin yurdumuza girmesine izin verildi.
Dolayısıyla bugüne değin her hangi bir olumsuzluk yaşanmadı diyor.
Bazıları da, bugün için her hangi bir olumsuzluğun görülmemesi gelecekte görülmeyeceğinin garantisi değil, şeklinde açıklıyor.
***
Şimdi…
GDO’lu ürünlerin, sağlığımız üzerinde olumsuz etkilerinin olup olmadığını biran için bir kenara bırakalım.
Dolayısıyla şu soruyu sormak istiyorum.
Tüm dünyanın kabul ettiği bir realite gereği, sahip olduğu kaynaklar ve iklim şartları dolayısıyla, kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biri Türkiye iken, bu GDO neyin nesi?
Biz hektar başına daha fazla verim alacağız diyerek, genetiği değiştirildiği açıklanan GDO’lu ürünleri kullanmak durumunda mıyız?
Madem ki hektar başına daha fazla ürün almak istiyoruz.
Neden modern tarım uygulamaları eksiksiz yerine getirilmiyor?
Bir İsrail, tüm dünyaya çeşitli ürünleri ihtiva eden tohum türleri geliştirirken, biz niye şartlarımıza uygun tohum geliştirilmesine yönelmiyoruz?
Şayet bunları yerine getirmiş olsaydık, hem daha fazla ürün ihraç etmek durumunda olur, hem de bu tür spekülasyonlarla karşılaşmazdık.
Sonra ülkemiz şartları, her türlü ürünün doğal koşullarda üretilmesini sağlarken, ne zamandır uygulanan tutarsız tarım politikasının izahı var mı?
7 milyara yaklaşan dünya nüfusunun beslenmesi noktasında, siz Türkiye olarak biçilmiş kaftan iken, tarımı bir yana bırakan politika izlemek hangi akla hizmettir?
Kim ne derse desin bu uygulama, ülkemizi tanımamaktan öte geleceği kestirememekle eşdeğerdir.
***
Siz bu şartları yerine getirerek, modern tarım uygulamalarını eksiksiz yerine getirin.
Çoğu ihraç maddelerini, geri dönmeyecek şekilde üretin.
Ondan sonra bakın bakalım, her hangi bir ürününüz geri gönderiliyor mu?
Kaldı ki, Türkiye olarak bu tür bir tarım politikası izlemeniz halinde, bugün için ihracattan elde ettiğiniz gelirler katbekat artacaktır.
Dolayısıyla IMF ve Dünya Bankası dahil, benzer finans kuruluşlarına muhtaç olmazsınız.
Üstelik şu sıra halkın zihnini kurcalayan GDO’lu ürünlerden eser kalmaz.
Sonuçta, bizim bu tür ürünlere ihtiyacımız yok.
Yeter ki biz kendimizi bilelim.
Ülkemiz koşullarını iyi tahlil ederek, buna göre tarım politikası geliştirelim.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.