Gafletle Elden Çıkarılan Vatan Toprakları

Bu haber 02 Ağustos 2018 - 2:17 'de eklendi ve 915 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Hüseyin Nizamoğlu

 Bu yazı başlığı ile aslında, on dört milyon kilometre karelik vatan toprağının hesabını yapmak icap eder. Nasip olur ömrümüz yeterse, zaman içinde parça parça da olsa yazmaya çalışacağım. (İsmail Yağcı 20.10.1997)

Denebilir ki giden gitmiş, adamları mezarlarından çıkarıp, kemiklerine ceza mı verilecek. Elbette hayır. Ancak birilerinin daha kemiklerini toparlayıp, mezar yaptıranlar çıkabilir. Vatanı kurtaranlara sözümüz yoktur. Onları daima rahmetle anarız. Vatan toprağını kaybedenlere ise sözümüz vardır. Vardır, çünkü bundan sonra geleceklere ders olmalı. Koca bir 9 Kasım 1997 tarihli Türkiye gazetesinde, Man yıllık SIR. Nesli, yokluk ve kıtlığa duçar etmemelidirler. Çalışkan ve aydın kardeşimiz Kemal Çapraz’ın bir haberi idi.

1940-1946 seneleri arasında, Irak Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Naci Şevketin İçel’in hatıralarından alınmış bir bölümü, hayretle okudum. Şöyle diyordu. “1945 senesinde, Başbakan Nuri Sait beni makamına çağırarak Türkiye’ye bir resmi ziyaret yapacağını, benim de bulunmamı söyledi. Maksadı bilmiyorduk. Türkiye’ye gidince, otelde, Nuri Sait Paşa beni odasına çağırdı: Prens Abdülillah durmuyor, Kral olmak istiyor. BİZ NE YAPARSAK YAPALIM, KUZEY IRAK’TAKİ TÜRK KİMLİĞİNİ SİLEMEDİK. BUGÜN TÜRKİYE’DE MUNİS BİR İKTİDAR VAR. AMA NE MALUM YARIN KEMAL PAŞA GİBİ BİRİSİ ÇIKMAYACAK? O zaman da Musul’u elimizden zorla alır. Biz Musul’un hepsini Türkiye’ye verelim. Ona karşılık da, Suriye’yi bizim işgalimize, Türkiye ses çıkarmasın. Hem de Kuzey Irak belasından kurtulmuş oluruz. Durumu ben Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na söyledim. Çok memnun oldu. Cumhurbaşkanı İsmet Paşa’ya durumu derhal arz eder. Size bilgi veririm, dedi. Ertesi gün cevabı getirdiğinde kendisi de şaşkındı. Türk devleti böyle bir öneriyi şiddetle red eder . Böyle bir şeyin gerçekleşmemesi için elinden geleni yapacağından emin olabilirsiniz. Bu aldığımız menfi cevapla ziyareti­miz başarısızlıkla sonuçlandı.

1- Lozan Konferansı görüşmelerinde, maalesef yüzlerce yıldır Türk toprağı olan Kuzey Irak, Musul, Kerkük, Lort Curzon’un bastırmasıyla ve Baş Murahhas İsmet İnönü’nün. “Aman kızdırmayalım. Verelim gitsin” dediği, konuyla ilgili birçok kitapta yazılıdır.

2- Nuri Sait Paşa Osmanlı devletinin bir Yüzbaşısı iken, İttihat Terakki gafillerinin, devleti Birinci Dünya Harbine sokmasıyla, bu yüzbaşı İngilizlerle iş birliği yaparak, ek­meğini yediği devletine ihanet etmiştir. Bu hareketini bedeli olarak, Irak’a başbakan oldu. Sonra da bir suikast ile ölüp gitti…

3- Musul’un teklif edildiği zamanlar, Türkiye’nin kıtlık yıllarıdır. O yılları bilenler bilir. Trakya ahalisinden nice insanlar buğday bulamayıp, süpürgelik tohumlarını yiyerek bağırsak düğümlenmesinden ölmüşlerdir.

4. Anadolu’da nice cenazeler kefen bezi alamamaktan ortalarda kalmıştı,

5- Fırınlar karne ile ekmek satar ve iki cins ekmek çıkartırdı. Birisi halk için esmer ekmek, diğeri parti ileri gelenleri için francala.

6- Oşur tüccarları, silahla köy basıp, oşur adı ile köylüyü soyuyordu. Çiftçi kendi harmanının, mahsulünün hırsızı olmuştu.

7. Devletin bütçesi ÇATALCA savunma mevzilerine gömülüyordu.

8-Yatılı devlet okullarında okuyan öğrencilere, sabah kahvaltıda bir patates, öğlen iki patates, akşam yemeğinde de iki patates yedirilebiliyordu.

Bunlar yoklukların binde birinin hikayesidir.

Fakat idarecilerin en mühim işi, kaçak Kuran-ı kerim okutanları yakalamaktı. Böyle bir yokluk döneminde, ülkenin ekonomisini füze gibi ileri götürecek bir teklife hayır demek ancak ve ancak İsmet Paşa’ya yakışırdı. Zira Oniki Adalar için yapılan teklifleri de böyle red etmemiş miydi?

Zaten ittihadcıların müşterek bir karakterleri vardır. Küçük toprak, az insan, az dert oh ne âlâ memleket.

Bunların milli eğitim bakanları değil miydi, şu okullar olmasa ne güzel milli eğitim bakanlığı yaparım diyen?

Memleket insanı açlıktan kırılırken, bir toplu iğneyi dahi dışarıdan getirirken, al şu Musul’u diyenlere, hayır de. Bu mudur vatanperverlik? O senelerden beri, Kerkük’de, Musul’da Türk oldukları için yüzbinlerce kardeşimiz, kurşuna dizildi, yuvaları dağıtıldı. Bunların mesulü kimdir?

Halen binlerce kişi Saddam zulmünden, bir vesile ile kaçıyorlar, Türkiye bunlara hüsnü muamele ve kabul göstermiyor. Bu insanlar da çeşitli yollardan, binbir tehlike ile ölümü göze alarak batıya kaçıyor. Yollarda binlercesi boğulup öldü. Kimdir bunların mesulü? Genç bir harbiye talebesi iken, damat beyin mecmuasının kışkırtmasıyla, ihtilale koşmuştuk. Ne oldu?

Biz canımızı tehlikeye atarken, teşvikçileri suret-i haktan görünüyorlardı ve kahraman diye kendilerini alkışlatıyorlardı, Dolmabahçe Sarayını özel hiz­mette kullanan paşazadeler, bu yoklukları niye çekmezlerdi?

Şimdi bu damat ve paşazadenin açık ve mert olarak bu Musul meselesini milletimize izah etmelerini, birinin kaleminin namusundan, diğerinin de akademik kariyerinden bekliyoruz. Bir insanın dürüstlüğü, çalıp çırpmaması ile beraber verdiği hizmetleri ile ölçülür, insana yaraşan, fani olduğunu bilmesi ve geride hayırlı eserler bırakmasıdır.

15 Temmuz 2016 olayının 2. yıl törenleri

Bu ihtilalin başarılı olmasını candan isteyenler bile konuştu. Bizim Muğla’da olay günü evden bile çıkmayanlar suçluyu buldular. Tarikatları gösteriyorlar. Güya Atatürk; medeniyet tarikatını tavsiye etmişmiş… milli şiirimizin içinde (medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar) sözünün Şiir’den çıkarılmasını isteyenlere Atatürk; şiirin özü nasıl çıkarılır diyerek azarlamıştır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.