EVET´le açılacak kapılar…

Bu haber 01 Eylül 2010 - 0:00 'de eklendi ve 612 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Malum,
referandum kampanyası iki algı üzerinde ilerliyor. Muhalefet referandumu AK
Parti’ye yönelik bir güvenoyu oylamasına indirgemeye çalışıyor.
“Evet” oyu isteyenler ve evet oyu vermeye niyetlenenler ise sandığı
demokrasi ve anayasayı iyileştirme imkânı olarak görüyor. Dönüp dolaşıp aynı
yere geliyoruz bir bakıma… Zira asıl sorular şunlar: Değişim istikametinde
yola devam mı değil mi? Demokrasi hattında derinleşme mi yoksa duraksama mı?
Hasan Cemal bunun için Kürtlere demokrasiyi hatırlatıyor… Referandumu kim
nasıl algılarsa algılasın, gerek siyasi iklim açısından gerek referandumun
çıkacak objektif sonuçları açısından durum değişmeyecektir… Kabul etmek
gerekir ki, 2007 Temmuz koşullarında değiliz… Gelişmeler o günlere oranla
daha karmaşıktır, seçmenin kafasında daha çok soru bulunmaktadır, değişim
sürecindeki çatışmalar ve sertlik şüpheleri körüklemektedir. Türkiye’nin
yaşadığı kutuplaşmaya, Ergenekon davası etrafında devam eden yargı
tartışmalarına rağmen, muhalefetin “AK Parti PKK ile görüştü”
saldırısına rağmen, Avcı’nın kitabıyla da beslenen “şüphe” ortamına
rağmen, çıkacak “evet” sonucu, Türkiye’ye yeniden hız ve değişim
yoluna meşruiyet katacaktır. Türkiye’nin yakın geçmiş ve yakın gelecek
öyküsüdür bu: Değişim derinleşiyor, derinleştikçe değişim kavgaları da artıyor.
Bu çerçevede gelişmeler öyle hızlı ki, bir önceki sayfayı çabuk unutuyoruz…
Unutmamak gerek… Son üç hafta içinde Balyoz iddianamesi, 102 subay hadisesi,
Hasan Iğsız meselesi ve 4 Ağustos YAŞ toplantısı yaşandı. Bu olayların her biri
değişim sürecinde önemli kilometre taşları oluşturdular. Bunları görmeden
referandum ve 12 Eylül anayasası tartışmasının bir anlamı yoktur. Nedir
bunların anlamı peki? Askeri düzenden çıkışın hızlanması ve netleşmesidir.
Türkiye’de bu istikamette üç paralel yol kullanılıyor. İlki “yasama”
yoludur. Mevzuattaki vesayet maddeleri ve kanunları temizleniyor, askerin sivil
otoriteye bağlı olmasını sağlayacak düzenlemelere gidiliyor. İkincisi
“yargı” yoludur. Yargı ya da “yeni adli refleks” askeri
vesayeti bir suç alanı olarak tanımlıyor, bunu yaparken bir zihniyet değişimini
ve bir doğal tasfiye sürecini tetikliyor. Üçüncüsü “idari tasarruf ya da
siyasi irade” yoludur. 4 Ağustos YAŞ’ı, EMASYA Protokolü’nün
kaldırılmasından sonra bu yolda alınan en önemli mesafe olmuştur. Askeri
otoritenin kanunların önüne geçen fiili durumlar ve yorumlarla kendisini
denetime kapaması, özerk bir yapı olarak davranmasının önüne geçilecek ilk
somut adım atılmıştır. Öncelikle YAŞ Kanunu yeniden yorumlanarak yerine oturtulmuştur.
YAŞ’ın, kendi yasasında da hükme bağlandığı gibi “görüş bildirmek”le
sınırlı istişari bir organ olduğu teslim edilmiştir. Askeri otorite iç
gelişmeleri ve atamaları sadece kuvvet komutanlıkları düzeyinde değil, her
aşamada siyasi iktidarın onayına tabi kılınmıştır. Bu kapsamda ve bu
çerçevedeki gelişmeler Türkiye tarihinde ilktir ve ilkesel bir görüntü
sergilemektedir. 12 Eylül günü hem anayasa değişikliğini oylayacağız hem bu
gelişmeleri onaylayacağız…

ALİ
BAYRAMOĞLU    YENİŞAFAK GAZETESİ    26/08/2010

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.