“Evet” Demediklerimiz ile Barışmak…

Bu haber 12 Haziran 2019 - 0:13 'de eklendi ve 1.234 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

 31 Mart seçimleri öncesinde “Yükselen Muhaliflik ve Kuşku” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Ortak değerleri paylaşmak yerine, önyargılara göre hareket etmenin neticesinde oluşan muhalefet ve topyekun karşıtlık’tan bahsetmiştim.

Birçoğumuz seçimlerin bir an önce bitmesini ve hayatın, siyasetin, ticaretin normale dönmesini beklerken dağ fare doğurdu. İstanbul seçimlerinin iptal edilmesiyle, var olan karşıtlığın ve daha ötesinde bir kutuplaşmanın geldiği boyutu hepimiz daha net görüyoruz.

Bütün siyasi görüşlerin ötesinde, ülkesini ve milletini seven biri olarak; toplumsal ayrışma ve kutuplaşmanın geldiği bu noktadan rahatsızlık duymamak mümkün değil. Bu topyekun karşıtlık, ayrışma ve kutuplaşmanın herkesi girdabına aldığını ve ülkemizi sosyal ve ekonomik olarak uçuruma doğru sürüklediğini görmek, aklı selim birçok insan gibi beni de üzüyor.

En acı olanı da bu karşıtlık ve kutuplaşmanın, bu topraklarda gözü olanların emellerine hizmet ediyor olması. Bu noktada herkesin ve her kesimin bir şeyler yapması gerekiyor.

23 Haziran 2019 günü yapılacak seçimler öncesinde ayyuka çıkan karşıtlık ve kutuplaşmanın toplumun gündemini ve zihinlerimizi meşgul ettiği bir dönemde, Milli Mücadelenin 100. Yılı etkinlikleri münasebetiyle yaptığımız “Bitmeyen Yolculuk” isimli programa hazırlanmak amacıyla Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın “Atatürk” isimli kitabını okudum.

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın bu kitabında yer alan “Galipken kendisini yenen iki kere muzaffer olur.” sözü, kendisini içinde bulduğu tartışmalardan rahatsızlık duyan biri olarak bana çok anlamlı geldi. İlber Hoca, galiplerin hoyratlığına tarihten bir örnekle de açıklama getirmiş:

Fransız-Prusya Savaşı’nda bazı Almanlar ipin ucunu kaçırmış. Alman askerin biri, ‘Alman iktisadiyatı ve Alman kültürü Fransa’yı yendi.’ demiştir. Kültür deyince birtakım akıllı Almanlar, ‘Dur bakalım, sen kimsin ki Fransız kültürünü yeneceksin?’ demişler.

Bir galibiyet ile şımaran, haddini aşan, ne oldum delisi insanlara tarihten güzel bir örnek…

Prof. Dr. İlber Ortaylı; böylelikle sosyal, siyasi, bürokratik ve iktisadi hayatın göz ardı edilen temel ilkelerinden birini bize hatırlatıyor:

Galipken kendisini yenmek…

Bu ilke; hele hele kazanma ve kaybetmenin göreceli olduğu ya da bugün kazananın yarın kaybetme ihtimalinin yüksek olduğu bir konuda şımarmamak, hoyrat olmamak, elde ettiği gücü başkalarını ezmek yerine, başkalarını korumak ve geliştirmek için kullanmak gerekliliğini bize haykırıyor.

İnsan demek, seçmek ve seçimler yapmak demek…

Hayat bazen kazanmak, bazen de kaybetmek demek…

Kazandığında sevinmek, ama sevinirken, kazanmanın sarhoşluğuna yenilmemek…

Yani galipken kendini yenmek…

Bizim toplumunda herkes, her ortamda farklılıkların bir zenginlik olduğundan bahseder; hoşgörü ve empati edebiyatı yapar. Herkes yanındakine gökyüzündeki gökkuşağını gösterir, ama bunların hepsi lafta kalır. Çünkü kolay olan budur.

Gerçek olan şu ki, kimsenin kendi gibi olmayana tahammülü yok. Oysa çare belli:

“Evet” demediklerimiz ile barışmak…

Ancak bu şekilde huzurla bir arada yaşayabilir, varlığımızla birbirimize güç verebiliriz. Aksi durumda dillerimizden düşürmediğimiz davalarımız, siyasi görüşlerimiz, sahip olduğumuz maddi ve manevi şeyler ne bize ne de içinde yaşadığımız topluma fayda sağlayacak. “Hoşgörü” de vitrini süsleyen ama hiçbir zaman kullanılmayan bir aksesuar olmaktan başka bir şey olmayacak.

Bayramın birleştirici ve kaynaştırıcı havasının hâlâ devam ettiği bu günlerde, herkesin daha sorumlu hareket etmesi; ekonomik, askeri ve siyasi olarak ülkesinin kuşatıldığını unutmadan birlik-beraberliği zedeleyecek söylem ve davranışlardan kaçınması; kısaca “evet” demediği ile barışması gerekiyor.

Gerçek galibiyetin başkalarını değil, kişinin kendini yenmesi olduğu gerçeğini unutmamak dileğiyle…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.