Eski Garaj Alanı’na Meydan Yapılmıyormuş!

Bu haber 12 Eylül 2018 - 1:15 'de eklendi ve 2.294 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Dün bu köşede, MSKÜ Öğretim Görevlisi Radyo TV Teknolojisi Program Başkanı Dr. Serdar Çil‘in epostasını paylaştık.

Bu günde Muğla Eski Garaj Alanı‘nda MuğlalılaraMeydan Düzenlemesi” diye yutturulan uygulamanın Mimarı olduğunu söyleyen M. Serter Karataban‘dan gelen epostayı paylaşacaktık… Hafta sonunda çok düşündüm. Niyetini ve üslubunu beğenmedim…

Dr. Çil üslubunda olsa yayınlardım belki, ama yine de yayınlamazdım, ki yayınlamıyorum…

Çünkü birincisi; hadi bana neyse de, yazılarımın altında konuyu tartışanlara, fikir beyan edenlere hakaretamiz ifadelerde bulunmuşsunuz. Devirdiğiniz her çama yanıt vermeye kalksam bir hafta sürer… Bu köşeyi size işgal ettiremem… İkincisi; siz Eski Garaj Alanı ile ilgili yazılarımın muhatabı değilsiniz…

Muhatabım herkesin bildiği gibi yerel yöneticilerimizdir…

xx           xx           xx

Sayın Mimar M. Serter Karataban açıklamanıza “16-17 ve 28 Ağustos tarihlerinde kaleme aldığınız Menteşe Kapalı Yer Altı Garajı ve Platosuna ait konsept projeyi yapan, İstanbul’da yaşayan, ancak Muğla’ya yıllardır emek ve gönül vermiş bir hemşerinizim.” diye başlamışsınız.

Dakka bir gol bir…

Bana açıklamanızda bir plato mimarı olarak dil bilgisi dersi verme ukalalığında bulunmuşsunuz. Ama TDK‘ya göre “Hemşehri” demeniz gerektiği halde, “hemşerinizim” demişsiniz. “Hemşeri” yanlış…

Sayın Karataban Menteşe Kapalı Yer Altı Garajı ve Platosuna ait konsept projeyi yapan” kişi olduğunuzu söylüyorsunuz. Eski Garaj Alanı‘na Büyükşehir Belediyesi tarafından çakılan renderde (tabela) ise “İşin Adı: Muğla İli Menteşe İlçesi Kent Meydanı ve Otopark Yapılması İşi” diye yazıyor…

Kim yalan söylüyor?

Biri yalan söylüyor, ama sonuçta galiba Muğlalı kandırılıyor?

xx           xx           xx

Gerçekten bu projeyi siz yaptınızsa, gelip inşaat alanına bir göz atmaz mı insan… Hadi gezip görmedin, sanki sana soran varmış gibi yanıt vermeye kalktığın yazılarımdan “Osman Gürün’ün Vebali AK Parti’lilerin” başlıklı ve 16 Ağustos tarihli yazımın sosyal medya paylaşımındaki render fotoğrafına da mı bakmadın…?

Orada inşaatı üstlenen firmanın adı var, ama proje müellifi olarak senin adın yok hemşehrim…

Gazetemiz Hamle‘nin web sitesinde yer alan “Osman Gürün’ün Vebali AK Partililerin” başlıklı yazımın altına Restoratör Y. Mimar Ertuğrul AladağSayın Özgür, bir şehrin resmi mimari yapılaşmasına artık mimarlar belirlemiyor. İhale sistemi,mimarı teknik bir çizim elemanına indirgedi. Mimarın tasarımını daha deneyimli mimarlar değil, kurumdaki teknik kadrolar ve yöneticiler değerlendiriyor.”diye yazmıştı…

Galiba sen bunu da görmedin. Bak orada seninde hemşehrin ve “Restratör Yüksek Mimar” sıfatına sahip duayen meslektaşın şöyle devam etmişti:

Tasarımcı mimar, projesini kendisinden daha yetkin mimarlarla tartışamıyor; ve kimliğini korumak için uzaklaşıyor… Restorasyonlar için bile aynı: İnşaat yerindeki tabelalarda artık mimarın adı yazılmıyor; her şeyi belediye yapmış gibi bir algı oluşuyor; ve ayrıca mimarın müelliflik hakkını da belediyeye devretmesine neden olacak zorluklar çıkıyor. Gelecekte bu binalar mimarlarıyla anılmayacağı için tarihte yer almaları sorun da olacaktır. (Filvari Usta’nın adı eserlerinin kitabe taşlarında hala duruyor.) Arkasında kimliği güçlü bir mimarı olmayan yapılaşma dönemi yaşıyoruz; gelecekte ‘Kim yapmış bu binayı?’ sorusunu yanıtlamak için resmi evraklara baş vurulmak zorunda kalınacaktır… HER ŞEYE RAĞMEN İYİMSERİM: Artık Muğla’nın Mimarlık Fakültesi var; bu yıl öğrencileri olacak, yıllardır ilk kez. Bilim ortamı otoritesi, baskıya dayanır. Ayrıca, unutmayalım bu yapı şu anda 5 katlı, 4 bloklu olabilirdi…

xx           xx           xx

Sevgili hemşehrim, görüyorsun açıklama diye gönderdiğin metnin sadece birinci paragrafı bana neler yazdırdı… Bu yüzden metnini uzun uzadıya buradan paylaşmayı doğru bulmuyorum. Kendime ve bu köşenin okurlarına haksızlık olur diye düşünüyorum. Çünkü bakın açıklamanızın bir yerinde de şöyle demişsiniz:

Yazılarınızda ismi geçen kişilerden, belediye başkanlarımız dışında sadece Ertuğrul Aladağ’ı tanıyorum, diğer bahsi geçen kişilerin yorumlarına karşı vereceğim cevaplardan ötürü, sürç-ilisan edecek olursam kendilerinden af diliyorum.

O kişilerin adlarını vermeyeceğim. Çünkü sürçülisan ettiğiniz sözlerinizi, açıklamanızı yayınlamıyorum.

Bakın ayrıca TDK‘na göre yine yanlış yazmışsınız. “sürç-ilisan” değil, sürçilisan demelisiniz…

Ardından şöyle devam etmişsiniz:

Öncelikle bu projeyle ilgili olarak defalarca yazdığınızın aksine; tüm meslek odalarına, toplumun ileri gelen kanaat önderlerine, sivil toplum kuruluşlarına ve kentin kullanıcılarının tamamına buradaki çalışmalarla ilgili bir sunum ve fikir alma toplantısı yapılacağı bildirilmişti.

Maalesef ben o toplantıda yoktum. Toplumun ileri geleni ve bir kanaat önderi olmadığım için çağrılmadım…

xx           xx           xx

Sevgili hemşehrim o toplantı yapıldıysa, muhtemelen Konakaltı Kültür Merkezi Nail Çakırhan Salonu‘nda yapılmıştır ve o salon 600 değil, 500 kişi almaz… İnsanlar ayakta kaldılarsa bilemem tabi…

Ve siz 3 saat sürdüğünü söylediğiniz toplantınıza 600 kişinin katıldığını ifade ediyorsunuz. Sakın sizi yalancılıkla itham ettiğimi sanmayın. Öyle bir şey yapmam, ama abartıyorsunuz…

Ben o “proje onay toplantınıza” katılamadım.

Davet edilsem de katılamazdım. Çünkü ne o salona inebilirim, ne de Eski Garaj Alanı‘nda yapımına başlanan ziggurat gibi merdivenli “platonuza” çıkamam…

Engelliyim!

Ama bu şehrin bütün gazetecileri de engelli değil…

Nedense o toplantınız ne zaman, ne gün yapıldı ise ertesi gün veya bir başka gün hiç bir yerde yazılıp çizilmedi.

Tabi siz bilemezsiniz. Sanırım gazetecilerin hiçbiri çağrılmamış!

Hemşehrim, seni ben dahil kimse tanımıyor. Bana teşekkür borçlusun. Açıklamanı yayınlamasam da bugünden itibaren adını, o projenin müellifi olduğunu herkes bilecek…

xx           xx           xx

Sayın hemşehrim açıklamanın bir yerinde de “Ben meslek hayatım boyunca, hiçbir mimarın kamuoyunun huzuruna çıkarak, gelin bu boşluğu hepimizin ortak fikirleriyle dolduralım dediğini bilmiyorum. Büyük bir açık yüreklilik ve özgüven ile sizlerin karşısına çıkmış olmamdan dolayı, yazınızdaki “meydan dayağı yememiş ve meydan görmemiş bir mimar” sözlerini üzerime alınmıyorum.” diyorsunuz…

Mesleğinizin duayenlerinden, onur abideniz, bize Muğla‘da “hemşehri” olmanın ne demek olduğunu Doğan Kuban‘la, Metin Sözen‘le, Cengiz Bektaş‘la öğreten Oktay Ekinci yaşıyor olsaydı; ben metninizi yayınlamış olsam, o görmüş olsa çok üzülürdü…

Biz onlardan hemşehrinin, “aynı şehirli”; o şehrin geleneklerine, kültürüne, kavgalarına, erinçlerine, umutlarına, özlemlerine ortak insanlar olarak bellemiştik…

Ve O “gelin bu boşluğu hepimizin ortak fikirleriyle dolduralım” diyen sayılı mimarlardandı. Kendisinden dinlemiştim. Mokova‘da bir mimarlar toplantısında kuyrukla karşılaşmıştır. Gıda kuyruğu sanmıştır… Oysa Moskova‘nın imar planı yenilenmektedir… Yeni plan taslağı Kızıl Meydan‘a asılmış, önüne de bir defter konulmuştur. Kuyruktaki Moskovalılar planı inceleyip o deftere olumlu, olumsuz görüşlerini ve önerilerini yazmaktadırlar… O deftere not düşenler hemşehridirler… Oktay Ekinci‘de bir mimar olarak o deftere görüş belirtmek ister, ama izin vermezler. “Sen burada yaşamıyorsun” derler..!

Açıklamanızda “mimari yarışma”nın yanlışlarını da anlatmışsınız. Olabilir… Keşke proje tasarımınız Eski Garaj Alanına bir defterle konmuş olsaydı…

xx           xx           xx

Ama “meydan dayağı yememiş ve meydan görmemiş bir mimar” sözümü alınmanızı isterdim. Orada demek istediğim şuydu; Bu memleketin dayak yenilmiş meydanlarını; kavganın ve demokrasinin meydanlarını; Kızıl Meydanı, Tiananmen Meydanı’nı, Puerta del Sol Meydanı’nı, Taksim’i, Beyazıt’ı ve Kızılay’ı bilmediğinizi ima etmiştim… Anlamamışsınız bile… Çünkü siz o meydanları bilemezsiniz.

Bilseniz Muğla gibi bir yere meydan niyetine plato kakalamazdınız.

Tanıştığıma memnun olmadım… Siz gidin, yazılarımın muhatapları gelsin…

—————————————–                                                                      —————————————-

GÜNÜN SÖZÜ: Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, tam da palyaçonun dediği gibi, ağlayamadığımdan gülüyorum.

ÇİVİ

Bizim insanlarımız dolara bağlı kağıda zam geldiğini kitap fiyatlarından değil, tuvalet kağıdından anlamış.

Beni Bi Gülmek Aldı:))))

———————————————————————————————————————————-

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

4 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Reşat Öztepe 12 Eylül 2018 / 13:00

Gocuman; Yazınızı okudum. Tek kelime ile “‘ HELAL ‘” olsun. sevgi ve saygı.

Zafer KARADAĞ 12 Eylül 2018 / 18:12

Sevgili Özcan Kardeşim,

Kişiliğim gereği, bilgi sahibi olmadığım konularda fikir yürüterek tartışmalara müdahil olmam, bu nedenle “Kent Meydanı ve Otopark Projesi” ile ilgili eleştirilerini okuyup bilgi edinmekle iktifa edeceğim, sayende bilgi sahibi oldum, teşekkür ediyorum.

Ancak, hemşehrilik konusunda mimar Serter Karataban’a haksızlık ettiğini müşahede ettim.

İstanbul’daki “Muğla İl ve İlçeleri Kültür ve Dayanışma Derneği”nin, benden sonraki Başkanlarından biri olan Serter Bey, Derneğin kuruluş amaçları doğrultusunda çaba sarfeden tüm Başkanlar gibi, Muğla’mızın kültürüne, ekonomisine, üniversitelerde eğitim gören evlatlarımıza ve İstanbul’da yaşayan Muğlalıların hem kendi aralarındaki dayanışmaya, hem de Muğla ile olan bağlarını güçlendirmeye yönelik önemli katkılarda bulunmuş bir hemşehrimizdir.

“Haksızlık karşısında susan, dilsiz Şeytandır!” sözünü özümsemiş ve hemşehri olmak için Muğla’da yaşamanın bir ön koşul olamayacağını en iyi bilenlerden biri olarak, seni bilgilendirmek istedim.

Selam ve sevgilerimle.

Zafer KARADAĞ

Nursel Balcı 12 Eylül 2018 / 21:06

Güzel bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.İyi ki şehri iyi tanıyan derdimize tercüman olan siz ve sizin gibi değerli kalemler var.

özcan özgür 13 Eylül 2018 / 10:30

Zafercim teşekkür ederim bilgilendirmen için. Ancak ben köşemde Serter beyi hemşehrilik veya kişilik terazisine koymuş değilim. Serter bey projesini yapmış belediyeye teslim etmiş. O işini yapmış. Bizim O’nunla bir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz herşeyi oldu bittiye getiren inatçı ve dayatmacı yerel yönetim anlayı iledir… Tekrar teşekkür ederim. Sevgiler, selamlar.