ESAS OLAN BARIŞ İSE!..

Bu haber 04 Eylül 2013 - 0:00 'de eklendi ve 1.070 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Dünyada konuşlanan 200’ün üzerinde ülkelerin hep bir ağızdan dillendirdiği bir slogan var.
Esas olan dünyada barışın egemen olmasıdır.
Hangi koşulda olursa olsun ülkeler, bunun dışında bir fikrin etrafında birleşmemeli.
Peki, insanlık adına böylesine halis bir istek karşılık buluyor mu?
Yani, gelişmişlik düzeyi hangi seviyede olursa olsun ülkeler, barışı esas alan bir eğilim içerisindeler mi?
Ne yazık ki değil.
Ne dün nede günümüzde bu sözler, kulağa hoş gelen vaatler manzumesi olmaktan öte gidemedi.
Aksi olsaydı bugün dahi, dünyanın her bir kıtasında konuşlanan ülkeler arasında amansız çatışmalar olmaz, dolayısıyla onca insan hayatını kaybetmezdi.
Sakat kaldığı için yaşamı boyunca yatağa mahkum olanlar ayrı.
Hal böyle olunca, ülkelerin barış çağrıları samimiyetten uzak sözler olarak kaldı ve kalıyor.
Oysa esası, hangi şartlar galebe çalsa da 6 milyarı geçen insanlığın barış içerisinde yaşamasıdır.
Değil mi ki tarih boyunca çok örnekleri görülen savaşlar ve de yersiz çatışmaların galibi bir ülke yok.
Öyleyse tek çıkar yol, tüm dünyada barışın egemen olmasıdır.
***
İşte tarihin değişik dönemlerinde meydana gelen savaşlar sonrası bakıp görüldü, insanlığın geleceği her geçen gün belirsizliğe sürükleniyor.
Bunun bir çaresi olmalı diyerek, barışı esas kılan kalıcı bir takım girişimlerde bulundular.
Dolayısıyla barışın tesis edilmesi kaçınılmazdı.
Zira 1 Eylül 1939 tarihinde Nazilerin Polonya’yı işgal etmesiyle başlayan 1.Dünya savaşında 50 milyon insan ölmüştü.
Bir o kadar insanın yaralı kalması bir yana ülkeler adeta enkaz haline geldi.
Bu kadarda olsa!
1945 yılında ABD’nin Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine attığı atom bombası, savaşın ne denli acı bir girişim olduğunun belgesiydi.
İşte insanlık tarihinin en acımasız en kanlı ve en kirli felaket günü olan 1Eylül, dünya barış günü olarak kabul edildi.
Başka çare de yoktu.
İnsanlığın en doğal hakkı olan yaşama hakkının elinden alınması, gerek siyasi, ekonomik ve gerekse dikta anlayışıyla yapılan zorbalık ve gaspın adı SAVAŞ olarak nitelendirilmektedir.
Buna karşın Avrupa 21 Eylül tarihini dünya barış günü olarak kabul ederken Türkiye’nin de dahil olduğu Asya kıtasında bulunan ülkeler, barış gününü 1 Eylül olarak kutlamaktadır.
Aslında hangi tarih baz alınırsa alınsın esas olan, dünyada barışın hakim olmasıdır.
Hangi kıtada konuşlansa da insanlığın barış içerisinde yaşamını sürdürmesidir.
Esas olan da budur.
***
Peki, Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği barış olgusu, bugün hiçbir aksaklığa meydan vermeden sağlanıyor mu?
Tüm ülkelerin kabul ettiği prensipten yola çıkılarak, barış egemen olmakta mıdır?
Ne yazık ki değil!
Ülkeler, özellikle ABD’nin başını çektiği emperyalistler, barışı esas alan anlaşmalara imza koymalarına karşın, çıkarları söz konusu olduğunda barış hak getiredir.
Çok değil son çeyrek asırlık süreçte meydana gelen savaşlar, barış için atılan imzaların ne denli göstermelik olduğunun bariz göstergesidir.
İşte dönemin SSCB’nin saldırdığı Afganistan.
ABD’nin başı çektiği İngiltere’nin dümen suyuna girdiği bir yolda Irak’a yapılan saldırı.
Sözüm ona barışın tesisi diyerek bu ülkeyle girilmişti!
Peki barış sağlandı mı?
Yoksa Irak daha bir karmaşık hale mi geldi?
Ve de Irak’ın petrolümüydü emperyalistlerin iştihanı kabartan!
Şimdi de Mısır ve Suriye.
Üstelik bu ülkelerin akıbeti adına kesin bir şey söylemek olası değil.
Hal böyle olunca acaba! diyorum.
Hangi tarih kabul edilirse edilsin dünya, barışı esas alan bir eğilim içerisine girecek mi?
Yoksa, dün olduğu gibi gelecekte de ülkeler, bilhassa kendi insanının boğazını sıkmaya devam mı edecekler?
Görünen o ki esas olan barıştır eğilimi, samimiyetten uzak ülkelerin çıkarları nedeniyle göstermelik olarak kalmaya mahkûmdur.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.