Erguvanları Anlatmadan Geçmeyelim Bu Baharı

Bu haber 30 Nisan 2019 - 0:06 'de eklendi ve 752 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Namık Açıkgöz

Yeni yapraklar ve çiçekler, yeni bir hayatın başlangıcıdır.

Çiçekler, adı üzerinde sadece çiçek açmak için yetişen bitkilerdir. Veya biz onların sadece çiçeklerinden istifade ettiğimiz için meyveleri ve tohumlarını görmezden geliriz. Ama ağaçlar?…  Koca koca ağaçlarda çiçekler açtı mı,  ille de istifade etmek için meyve bekleriz. Gerçi meyve beklemediğimiz ağaçlar da vardır… Veya çiçeklerde olduğu gibi, meyvesi olup da insanların meyve olarak görmedikleri meyveleri olan ağaçlar vardır. Çınar mesela… O kocaman ağaçta ne çiçeği fark ederiz, ne de meyveyi. Oysa çınarın meyvesi vardır ve biz ona “mazı” derdik. Sonra servi… O da up uzun ve koskoca bir ağaçtır ama çiçeği ve meyvesi gündemimizde yoktur. Arkasından çam ağaçları mesela… Köknar değil… Onların “çam fıstığı” dediğimiz meyveleri vardır ama kara çamların, kızıl çamların kozalakları vardır ama onları meyve olarak yemeyiz. Bir de Japonların sakura ağacı var…  Kiraza benzer ama kiraz vermez. Süs bitkisidir…

Ve erguvan…

Bilimsel adı Cercis siliquastrum olan erguvan, bizim coğrafyamızın bitkisidir. Batı Asya ve Güney Avrupa… Anadolu da zengin bir erguvan yöresidir…

İlk erguvanı gördüğümde, o kocaman ağaçta açan çiçeklere hayran olmuştum. Çocukluğumdan beri armut, badem, şeftali, kiraz ağaçlarının verdiği çiçekleri görmüş ve onların açma heyecanların yaşamıştım. Meyveye dönmeleri de ayrı bir mutluluktu. Biz çocuklar en çok çiçeklerine sevinirken, babalarımız meyvelerine sevinirmiş meğer… Meyve demek evin bütçesi demekmiş meğer. Babalarımız ona sevinirlermiş…

Erguvan’ı gördüğümde önce onu meyve veren bir ağaç zannetmiştim ama meyvesinin, bizim bildiğimiz meyvelerden olmadığını anlayınca, biraz hayal kırıklığına uğramıştım ama muhteşem görünüşü, meyvesizliğini affettirmişti.

Yıllar sonra sakura ağacını görünce, artık meyvesizliğe hazırdım ve erguvana bir kardeş bulduğum için de sevinçliydim.

***

Erguvan güzelliğini fark ettikten sonra, her yıl erguvanların açmasını heyecanla bekledim. Her çiçeğin ayrı bir güzelliği vardı ama erguvandaki güzellik, tek başına bir güzellik değil, yanında ihtişam duygusu da veriyordu.

1976-1982 arası Ankara’da kaldım. Fen Fakültesi bahçesinden aklımda kalan, kestane ağaçları, zerdali ve dutlardı… Demek ki orada erguvan yoktu… Oysa ne zengin bir bitki dokusu vardı!… Ankara’da birkaç yerde hatırlıyorum erguvanı.

Mevsimine denk geldiğinde İstanbul’daki erguvan zenginliği başımızı döndürürdü ama erguvan mevsiminde İstanbul’da olmak da her zaman mümkün olmuyordu.

Erguvanla 1994 Nisan ayından itibaren daha yakından ilgilenmeye başlamıştım. Çünkü Muğla Valiliği’nin girişinde iki dev erguvan vardı ve tam da Muğla’ya naklen geldiğim günlerde çılgınca açmışlardı. Bina boyunda iki erguvan… Müthiş bir güzellik ve ihtişam!…

Sonra şehrin başka yerlerine de dağıldı erguvanlar… Kışla parkı, Atatürk Bulvarı ve Zübeyde Hanım Caddesine dikilen çok sayıda erguvan, şehre bir zenginlik kattı. Ayrıca Kötekli mahallesindeki Sıtkı Koçman caddesinde Muhtarlık ile Pazar yeri arasına dikilen erguvanlar, çiçekleriyle bahar şenliğine katıldı. Üniversite kampüsümüzde Eğitim Fakültesi önü, tören alanı tarafı zaten “erguvanlı yol” olarak tanzim edilmişti. Ayrıca bu sene “Divan Şiiri Bahçesi” olarak tanzim ettiğimiz yere 15 kadar erguvan dikmiştik. En son üniversite içi çevre yoluna da erguvanlar dikildi ve kampüs de bir erguvan cennetine dönüşmek üzere.

Badem, şeftali, armut, ahlat çiçekleri meyveye dönmeye başladı… Lale ve sümbül devri bitmek üzere… Şimdi erguvan liderliğinde alıç, ayva, katır tırnağı ve yabani gül (nesrin/nesteren) zamanı. Bu güzelliklerle beraber, haydi, hep beraber, Muğla’yı “erguvan şehri” hâline getirelim!… Tamam!… Meyvesi yok ama güzelliği var.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.