ENERJİ DARBOĞAZI NASIL AŞILIR?

Bu haber 05 Temmuz 2010 - 0:00 'de eklendi ve 730 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Türkiye olarak en fazla sıkıntı
çekilen alanlardan birinin enerji olduğunda kimsenin şüphesi olacağını
sanmıyorum.

Olamaz, “görünen köy kılavuz
istemez.”

Üstelik elimizde ilgili kurumun
açıkladığı rakamlar var.

Nedeni de belli.

Üretilen enerji tüketilenden fazla olunca, böyle bir
tablo ile karşı karşıyayız.

Aslında enerji
darboğazı bugünün sorunu değil.

Cumhuriyet dönemi
boyunca her dem enerji sıkıntısı içerisinde olduk.

Değil mi ki aynı
süreç, büyük bir kalkınma hamlesini kapsayan dönemdi.

Kalkınmada öncelik
alan koşullardan biri enerji olduğuna göre, üretimin tüketimden çok olması
halinde bu tür bir sıkıntı ile yüz yüze gelinmesi kaçınılmazdı.

Nitekim öyle de
oldu.

Sadece “barajlar kralı” unvanı verilen 9.Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel’in başbakanlığı dönemlerinde, enerji üretimine ağırlık veren
bir politika izlenmesi, nispeten rahat bir sürecin geçirilmesini sağladı.

Sağladı ya,
hidro-elektrik ve termik santraller yapımına öncelik veren Demirel’in aynı
yatırımlar adına şiddetli eleştirilere muhatap olduğunu, o süreci yaşayanlar
iyi bilir.

Hatta muhalif
kanatta yer alan bir siyasi teşekkülün lideri;

Türkiye bu kadar enerjiyi ne yapacak?

Sokağa mı atacak! diyerek karşı çıkmıştı.

Oysa Türkiye,
kalkınma hamlesi içerisinde olan bir ülkeydi.

Kalkınmanın
olmazsa olmaz şartlarından biri enerji olduğuna göre karşı çıkmak ne derece
doğruydu?

***

Ve yıllar
birbirini kovaladı.

Türkiye gelişme
hamlesini sürdürüyordu.

Yanı sıra ülke
nüfusu, tahminleri aşan bir rakamda artış göstermekteydi.

Bu daha fazla
enerji demekti.

Ne var ki olmadı.

Enerji üretiminde
yeterli olamıyorduk.

Dolayısıyla, bir
taraftan enerji kısıtlamasına gidildi.

Diğer yandan komşu
ülkelerden enerji satın alınması gündeme geldi.

Neticede bugün
aynı tablo ile yüz yüzeyiz.

***

Peki ne yapılmalı?

Ülke yönetiminde görev üstelenen hükümet nasıl bir
enerji politikası izlemeli ki darboğaz aşılsın?

Aslında aynı
konunun çözüme kavuşması noktasında neler yapılması gerektiği bilinmez
değildir.

Tüm dünyanın başvurduğu gibi yeterli ölçüde su gücünüz
ve kömürleriniz varsa, hidro-elektrik ve termik santraller vasıtasıyla sorunun
üstesinden gelmeye çalışırsınız.

Yanı sıra sıcak su kaynakları, güneş ve rüzgarlardan
istifade etmek.

Bir de ancak birkaç ülkenin başvurduğu nükleer
enerjiden istifade.

***

Türkiye bunun
neresinde? diye baktığımızda, ağırlıklı olarak su gücü ve kömürlerden üretilen
enerji karşımıza çıkıyor.

Güneş ve rüzgar
enerjisinden istifade ise genel anlamda bireysel olarak üretildiğini
gözlüyoruz.

Her ne kadar
nükleer enerji konusunda bir takım çalışmalar yapılmakta ise de tam olarak
anlaşma sağlandığı söylenemez.

Sonuçta kömürden
elde edilen enerjinin canlılar üzerinde olumsuz etkiler yarattığı,
hidro-elektrik santralleri için zamanla su haznelerinin kaybolacağı açıklaması
karşısında karşımıza 2 alternatif çıkıyor.

Güneş ve rüzgar.

Türkiye her iki noktada dünyanın en elverişli
ülkelerinden olduğu düşünüldüğünde, bir taraftan güneşten, diğer yandan
rüzgarlardan istifade etmek suretiyle enerji sorununu aşması, en elverişli
yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.