En İhtiyaç Duyulan Süreçte

Bu haber 13 Eylül 2014 - 13:47 'de eklendi ve 984 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Son yıllarda, Türkiye geneli bir yana Muğla ve çevresinin yeterli yağış almadığını yadsımak olası değil.

Oysa iklim koşulları itibariyle ülkemizin en fazla yağış alan illerinden biriydi.

Metre kareye düşen yağış miktarı bağlamında Karadeniz Bölgesinden sonra gelmesi bunun bariz göstergesiydi.

Bu nedenle Muğla ve çevresi, yakın sürece kadar susuzluk gibi bir sorunla yüz yüze gelmedi.

Her ne kadar, özellikle yaz mevsimi yeterince yağış alamasa da Sonbahar, Kış ve kırkikindi adı verilen yağışların gözlendiği İlkbahar mevsimindeki yağmurlar, aynı bölgenin susuzluk sorununu ortadan kaldırdığı gibi enerji üretimine önemli katkı sağlardı.

Dolayısıyla bunun etkisi, hidroelektrik santrallerinde kendini gösterir.

Büyük oranda enerji sıkıntısı çekilmezdi.

Hele birde termik santraller devreye girince, vurguladığım gibi susuzluk önemli sorun teşkil etmiyordu.

Ne var ki gelinen noktada, iş başındaki AK Parti Hükümetinin bir uygulaması, enerji üretimi adına sorun teşkil edeceği gözleniyor.

Bunun en belirgin göstergelerinden biri Yatağan Termik Santralinin özelleştirme kapsamına alınması girişimi.

Konuyla biraz olsun ilgilenenler, özellikle Muğla ve havalisinde konuşlanan halk bilir ki, aynı santrallere ilişkin gelişmeler, 2 seneden bu yana gündemden düşmüyor.

Düşmesi de mümkün değil.

Zira aynı santrallerin özelleştirilmesi eğilimi, o gün bugün çalışanların tepkisini çekti.

Çekmeye de devam ediyor.

Her ne kadar, bu konuda kararlı olan hükümet, aynı santralin özelleştirildiğini açıklasa da, tepki gösterenlerin eylemleri bitmiyor.

İlişkin olarak Tes-İş ve Maden-İş Sendikalarının temsilcileri, Yatağan ve Muğla’da gerçekleştirdikleri direnişlerini Ankara’da da sürdürdüler.

Buna karşın hükümet termik santralin özelleştirilmesi noktasında kararlıydı.

Sonuçta, hükümetin dediği oldu ve santral özelleştirildi.

Oldu ya, direniş devam ediyor.

Çalışanlar, o gün bugün aynı santralin çevresinde nöbet tutuyor.

***

Aslında meselenin bir başka boyutu, ülkenin enerjiye ihtiyacı adına olmazsa olmaz koşul.

Yağışsızlık nedeniyle barajlardaki su seviyesinin düşmesi sonucu, termik santrallerin enerji üretimine her zamankinden çok ihtiyaç duyulan şu günlerde 3 üniteli Yatağan Termik Santralinin bir yıldan bu yana sadece tek ünitesi çalıştırılabiliyor.

Bu yüzden enerji açığı yaşanırken, santralin her gün 600 bin TL gelir kaybına neden olduğu belirtiliyor.

Görünen o ki, özelleştirme kapsamına alınacağı gerekçesiyle aynı santralin tek ünitesinin devrede olması, ülkenin enerjiye en fazla ihtiyaç duyduğu süreçte tam bir açmaz.

Oysa, ortaya çıkan mesele adına ortak bir noktada birleşilir.

Dolayısıyla inatlaşmaya gidilmez.

Santralin tek ünitesi yerine 3 ünitesi devrede olabilirdi.

Bakınız bu konuda Yatağan Tes-İş Sendikası Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik, nasıl bir açıklamada bulunuyor.

“Revizyon önemli değil” denilerek tecrübeli ustalar kışın ortasında zorunlu yıllık izne gönderildi.

Bu yüzden emekli olmak zorunda kaldılar.

Bu nedenle iki ünite çalıştırılmıyor.

Bunun sonu enerji açığı oluşurken, ünite başı her gün 600 bin TL. kayıp yaşanıyor.

Konuya ilişkin altını çizdiğim ayrıntı buydu.

Her gün ülkenin bu miktarda maddi kayba uğratılmasının sorumlusu kimdi?

Üstelik olayın boyutu bununla da sınırlı değil.

Açıklamalarını sürdüren Erçelik;

2 yıl önce santralin hava kirliliğinin önlenmesinde etkili olan kül tutucu üniteleri “Elektro filtrelerin” rehabilitasyonunu bir Çin’li firma ile Utku Endüstri İnşaat temizlik San. Ve Tic. Ltd.Şti. 25.324.634,40 TL. bedelle üstlendi.

Ancak ihale sözleşmesine göre her ünitenin 150’şer günlük süre içerisinde rehabilitasyon işinin tamamlanıp teslim edilmesi gerekirken, üniteler zamanında devreye alınamadı.

3.cü ünite 150 günde değil, 260 günde devreye alınabilirken, 500 güne yakın devre dışı kalan birinci ünite hala gerçek anlamda devreye alınamadı.

Bu arada türbiniler revizyon için açıldı.

İşçilere “ fazla mesai verilmesin”, “yıllık izin kullansınlar” denilerek türbinlerin montajı geciktirildi.

Şimdi bu soruların giderilmesi için özel firmalara milyonlarca lira ödenmesi gerekiyor.

Çünkü bu sorunları giderecek tecrübeli ustalar zorunlu izne çıkarıldılar. Birçoğu emekli olmak zorunda kaldı.

Eğer bu işler zamanında bitirilmiş olsaydı üniteler çalışacak, bir yandan enerji ihtiyacının karşılanmasına katkı yapılırken, bir yandan da ülke ekonomisine ünite başına 600 bin TL. girdi sağlanacaktı.

Bilmem, Yatağan Tes-İş Sendikası Şube Başkanı Fatih Erçelik’in açıklamalarına karşı çıkmak olur mu?

Bundan bizatihi devletin nasıl zarara uğradığı, ayan beyan ortada.

Üstelik ülkenin enerjiye en fazla ihtiyaç duyduğu süreçte.

Kaldı ki Erçelik’in açıklamaları bu kadar da değil.

Diyor ki;

Santralin 2 ünitesinin çalıştırılmaması sonucu bugüne kadar yaklaşık 276 milyon TL. zarar oluştu.

Sorunun temelinde YEAŞ yönetiminin yanlış politikaları vardır.

Yöneticilerin sendikaya karşı tavır sergilemesi ve işçilerde ayrımcılık yapması sonucu iş yerinde iş barışı da kalmadı.

İşte uzunca süre devam eden Yatağan Termik Santralinin özelleştirme kapsamına alınması yönündeki gelişmeler.

Dahası, hükümetin buna ilişkin tavrı.

Hem de enerjiye en fazla ihtiyaç duyulan süreçte.

Devletin uğratıldığı zarar da cabası.

Hal böyle olunca bilmem kim haklı demeye gerek var mı?

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.