EKONOMİK GÖSTERGELERİN MUĞLA’YA ETKİSİ

Bu haber 10 Mart 2012 - 0:00 'de eklendi ve 687 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Tüm dünya ülkelerinin çok önemli bir kısmını etkisi altına alan “Global Ekonomik Kriz” sonrasında ülkelerin çıkış yolu aradığı bir vakıa.
Zira, bırakın gelişmekte olan ve gelişemeyen ülkeleri, gelişen ülkelerin dahi etkilendiği bir süreç yaşanıyor.
Bunun en bariz göstergesi komşumuz Yunanistan.
Daha birçok ülke benzer ekonomik güçlüklerle yüz yüze olsa da Yunanistan’ın durumu daha dramatik.
Gün geçmiyor ki her kesimden ayaklanmalar olmasın.
Peki, ekonomik bazda böylesine kritik bir ortamdan, kendi ülkemiz Türkiye sıyrılabildi mi?
Kısaca, başka ülkelerde daha bariz gözlenen ekonomik kriz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesine göre teğet geçti mi?
Doğrusunu söylemek gerekirse Türkiye, aynı süreci çok fazla etkilenmeden geçiştirdi.
En azından, ilgili kurumların öne sürdüğü ekonomik veriler bu şekilde.
***
Türkiye bir yana kendi ilimiz Muğla’da tablo nasıl?
Dolayısıyla il genelinde konuşlanan vatandaş halinden memnun mu?
Bu soruların cevabını verebilmek için Muğla’yı çeşitli bölgelere ayırmak gerekiyor.
Yani ekonomik getirilere göre tasnife tabi tutma.
Kabul edelim ki yaşadığımız kent, çeşitli alanlarda mevcut potansiyel itibariyle avantajlı.
Özellikle 1124 KM sahil bandı üzerinde bulunan yerleşim merkezleri.
Buralar turizm ağırlıklı gelirlerin ön plana çıkardığı yerler olduğu için daha reel rakamlar söz konusu.
Önceki yıllar bir yana sadece 2011 yılı rakamlarına göre turizmden elde edilen döviz miktarı, 3 milyon turiste karşılık 5 milyar dolar civarında.
Üstelik resmi rakamlar.
Bu tablo karşısında şu denebilir.
Sahil bandında konuşlanan yerlere ait bu rakamın diğer kesimlere yansıması oluyor mu?
Turizmi geniş açıdan düşünürsek, aynı pastadan eğlence sektörü, gıda ve seyahat sektörü dahil daha nice işletmeler nasibini almaktadır.
Yanı sıra turizmle bütünleşen veriler sadece bunlarla sınırlı değildir.
Hepimiz biliyor ki, bunca uzunluktaki kıyılar boyunca konuşlanan nice elverişli koy ve yarımadalar, büyük küçük deniz araçlarının sığınma merkezleridir.
Konuya ilişkin yapılan açıklamalar, Türkiye hakim rüzgarlara karşı deniz araçlarını koruyan bu yerler yeterince değerlendirilirse, en az turizm gelirleri kadar bir girdinin sahibi olur.
Turizm Muğla’nın sahip olduğu en önemli gelir kaynağı olsa da mevcut potansiyel bununla sınırlı değil.
Bir kere Muğla yöresi, ülkemizin en önemli turfanda sebzecilik ve tarla ürünleri merkezi durumunda olduğu göz ardı edilemez.
Yeter ki domates, biber, patlıcan gibi sebzeler yanında portakal, mandalina ve liman gibi meyvelerimizin değerlendirmesini bilelim.
Hem yaş olarak hem de konsantre olarak ihracatı sağlansın.
Bugün dünyada kültür balıkçılığının merkezi kabul edilen Muğla’da, daha rantabl bir değerlendirme beraberinde döviz girdisini artıracaktır.
Ayrıca, kömür, demir, krom gibi gözde madenlere son yıllarda eklenen mermercilik, Muğla ili ekonomisine önemli katkı sağlayan diğer ürünler.
Sanılmasın ki Muğla’yı farklı kılan potansiyeller bu ürünlerle sınırlı.
Bugün şu veya bu nedenden çıkan yangınlar sonrası önemli tahribata uğrasa da Muğla’nın % 67’lik bir alanı ormanlarla kaplıdır.
Dünyada 3. Sırada bulunan Çam Balı.
Belirttiğim bu ürünler daha bir ön plana çıkanlar.
Daha niceleri var ki, el atılmayı bekliyor.
Peki, turizmden tarıma, ormancılıktan madenlere ve daha birçok potansiyelin konuşlandığı ilde, halk bunlardan yeterince nasibini alabiliyor mu?
Elbette asıl iş koluyla uğraşanlar daha bir avantajı sahibi olsalar da bal tutan parmağını yalar misali, il genelinde konuşlanan halkın da istifade etmediğini söylemek, gerçeklerle bağdaşmaz.
Dolayısıyla Muğla genelinde konuşlanan tüm ürünlerin vatandaşa yansıması, bir şekilde mümkün olmaktadır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.