Ekmeği Ve Sevgiyi Paylaştırmak!

Bu haber 05 Eylül 2015 - 0:00 'de eklendi ve 1.271 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Bugün niyetim MUTSO’nun (Muğla Ticaret ve Sanayi Odası) GEKA (Güney Ege Kalkınma Ajansı) destekli “Yörük Köyü Projesi” üzerinde biraz daha durmaktı.

Vazgeçmedim…

İnsanlık Bodrum’da kıyıya vurdu” dedirten dramatik olayı öteleyemezdim.

Kardeş iki çocuğun “gelecekleri için” ailelerinin Suriye’deki insanlık dışı savaştan kaçarken, gelip “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” diyen bir ülkenin kara sularında boğularak ölmeleri nasıl açıklanabilir?

Bilemiyorum…

xx        xx        xx

Küçük Aylan’ın deniz kıyısında adeta secdeye durmuş bedeni gözümün önünden gitmiyor.

Bodrumlu gazeteci arkadaşım Yaşar Anter’in yetiştirdiği genç meslektaşlarımızdan Nilüfer Kandırmış’ın çektiği kareyi izlerken Nazım Hikmet’in Saman Sarısı şiiri aklıma geldi. Şair o şiirinde ressam dostu Abidin Dino’ya şöyle sesleniyordu:

Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?

Abidin Dino mutluluğun resmini yapmış mıdır bilmiyorum, ama Nilüfer Kandırmış’ın çektiği kare acının, hüznün, kahroluşun, sessiz feryadın, velhasıl mutsuzluğun resmi olsa gerek…

Nazım Hikmet’in Hiroşima’yı anlattığı “Kız Çocuğu” şiirinin son dörtlüğü de şöyledir:

Çalıyorum kapınızı,

teyze, amca, bir imza ver.

Çocuklar öldürülmesin

şeker de yiyebilsinler.

xx        xx        xx

Aylan Kurdi’nin kıyıya vurmuş cesedi sadece bizleri değil, fotoğrafının ulaştığı her yeri derinden sarstı.

Oysa umuda yolculukta o kadar çok acılar yaşanıyor ki… Hiç biri de dikkatleri insanlığın bittiği noktaya çekememişti.

Önceki gün sadece bizim yaygın basının temsilcileri değil, Dünya’nın önde gelen medya organlarının temsilcileri önceki gün Yerkesik’te Adli Tıp Kurumu önündeydiler. Muratları umut yolculuğunda küçük Aylan ile kardeşi Galip’i ve eşi Zahin’i yitirip tek başına kalan acılı baba Abdullah Kurdi ile söyleşi yapabilmek, yavruları kucağında bir kare resmini alabilmekti.

En azından “isyanın” resmini çekebilmek…

xx        xx        xx

Suriye’de geldiği yerde yaşamını berberlik yaparak kazanan Abdullah Kurdi önce konuşmak istemedi. Sonra “Savaştan dolayı kaçıp geldiğimiz Türkiye’de, bütün dünyanın bizi görmesini ve duymasını istiyoruz. Ben böyle bir acı yaşadım. Biz sonraki insanların yaşamaması için bu açıklamayı yapıyorum.” diyerek şöyle devam etti:

Ablam Kanada’da. Bu haberler çıktıktan sonra ablam Kanada’da televizyon programına katıldı. Kanada hükümetinden bu ülkeye gelebileceğim yönünde bir teklif aldım. Kanada’ya gidebileceğime dair bir teklifti bu. Ama bu saatten sonra gitmek istemiyorum. Cenazeleri Şanlıurfa Suruç ilçesi, oradan da Kobani’ye götüreceğim. Ben de bundan sonra yaşamımı orada sürdüreceğim.

Belli ki Abdullah Kurdi çocuklarının geleceği için yollara düşmüştü. Artık Kanada’ya gitmesinin, Türkiye’de kalmasının da bir anlamı yoktu… Muhtemelen Kobani’de Işid’e karşı savaşacak…

xx        xx        xx

Abdullah Kurdi, anlattığına göre, savaş nedeniyle 4 yıl önce ailesi ile birlikte Türkiye’ye gelip yerleşmişti. Bodrum’a da 10 gün önce gelmişti…

Kendisine “Burada ne işin var?” diye soran olmamış mıydı?
Soran olmadı ise neden?

xx        xx        xx

Abdullah Kurdi’nin başına gelen ilk kez O’nun başına gelen bir şey değil.

Aylan’ın başına gelen de…

Ege Denizi, Akdeniz, kaç Aylan’ı, kaç Galip’i aldı biliyor muyuz?
Aylan’ın fotoğrafı bütün gözleri on yıllardır yaşanan “umuda yolculuk” a çevirdi…

Umuda yolculuk için “insanlık dramı” diyorlar. Ben diyemiyorum. İnsanlık var mı?.. İnsanlık gerçek anlamda var olmuş olsaydı dramı olur muydu?

O yolun yolcuları sadece Suriyeliler değil… Onlar çok daha yeni… Onlardan önce Iraklılar, İranlılar, Afganlılar, Pakistanlılar, Somalililer, Nijeryalılar vardı…

xx        xx        xx

Hiç kimse isteyerek mülteci olmuyor.

Kimi savaştan kaçıyor, kimi iç savaştan… Kimi açlıktan, kimi de siyasi nedenlerle…

Oysa var olan hepimize yeter, neden paylaşamıyoruz ki? Müslüman Müslüman’a bunu yapar mı deyip de yazımı alıp başka yerlere götürmek istemiyorum.

Avrupalı yaşanan göç dalgasının son durağı olmak istemiyorsa, Aylan’ın ve kıyıya vuran öteki çocuk bedenler ile bir parça olsun içleri sızladı ise yapacakları tek şey var, o da Suriye’deki savaşı ve beraberinde her yerdeki savaşı durdurmak, aslında biz Müslümanların yapması gereken ekmeği ve sevgiyi paylaştırmak…

xx        xx        xx

Bir insan kaçakçısı Yunan Adalarında veya Adaların açığında Yunan Sahil Güvenliği tarafından yakalandı mı 60-70 yıla kadar hapis cezası alabiliyor.

Oldukça caydırıcı…

Zannediyorum bundan dolayı bunlar öyle bir seviyeye geldi ki Ege’deki bu insan kaçakçılığı azalmış, hatta nerdeyse durma noktasına gelmişti. Ta ki Suriyeliler gündeme gelinceye kadar.

Biz de ise insan kaçakçılığı cezaları hiç de caydırıcı değil. Sanıyorum 2-3 yıl civarı bir cezası var, ama kimsenin de o kadar yattığı görülmüş değil.

Yine de bizim organizatörler yok denecek kadar azaldı.

Ancak karşıya geçişler çoğaldı. Sadece Bodrum-Akyarlar’dan karşıya her gün 20 botun yola çıktığı söyleniyor. En önemlisi son zamanlarda organizatörlerin Suriye uyruklu olduklarının görülmeye başlaması…

Daha önemlisi ise pek çok Suriyelinin karşıya kendisinin geçmeye başladığı  ve geçmeye çalıştığı…

Bunun için bot ve can yeleği almaları yeterli.

xx        xx        xx

Benim hala anlamakta güçlük çektiğim, Suriyeli mültecilerin neden kamplarda tutulmadıkları.

Dünyanın neresinde görülmüş bizdeki gibi bir göçmen olayı…

Kamplardan bir biçimde çıkanlar neden görüldükleri yerlerde toplanıp geri götürülmüyorlar?

Muğla ve Aydın gibi kıyısı olan ve Yunan Adalarına yakın illere girişleri neden engellenmiyor?

Hadi girişlerinin önüne geçilemiyor; başta bizim Bodrum olmak üzere o yerlerde bot ve can yeleği satışı neden yasaklanmıyor?

Kıyılarımız adeta kevgire döndü.

Çok mu zor bu insanların denize açılmalarının önüne geçmek…

xx        xx        xx

Elbette bu insanlara “Bizim kıyılarımızda ölmeyin, gidin başka yerde ölün.” diyecek halimiz yok. Dememeliyiz de… Ama bu acının da önüne geçilmeli.

Önceki gün Yerkesik’te Adli Tıp Kurumu’nda umuda yolculuk kurbanlarının kimlikleri belirlenirken, Muğla Vali Yardımcısı Ekrem Aylanç da basına açıklama yapıyor ve şöyle diyordu:

Türkiye’deki geçişler yüzde 150 oranında arttı. Özellikle Suriye, Myanmar, Pakistan, Afganistan, İran ve hatta Hindistan’dan kişiler transit alan olarak gördükleri ülkemizden Yunanistan’a ki orayı da transit alanı olarak görmekteler nihai hedeflerine ulaşmak istiyorlar. Takdir edersiniz ki her insan başına bir güvenlik görevlisi koyamazsınız. İnsanlar önce yasalara uymayı kabul edecekler ondan sonra yasaların kendileri lehine işlemesini talep edecekler.

Kim bilecek yasaları?

Suriyeliler, Hintliler, Myanmarlılar mı?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.